Bir çocuk ve ergen terapisti olarak, işimin büyük bir parçası ailelerle çalışmayı içeriyor. Aile terapisi dendiğinde psikanalize, bilinçdışına ve psikiyatrik bir semptomun ardındaki gizli anlamın keşfine yer olmadığı düşünülebilir. Aslında, böyle düşünenler yanılmaktadır! Tüm aile aynı odada olduğunda bu daha farklı, fakat yine de psikanalitik bir pratiktir.

Bu blog yazısında psikanalizi aile dinamiklerine uygulama yollarından birine bakalım ve psikanalitik düşünceyi aile terapisinde kullanma konusuna ışık tutmaya çalışalım. Meslek dışından da gelseniz klinisyen de olsanız, eğer ailelerle psikanaliz konusuyla ilgileniyorsanız, bu yazı size göre.

Öncelikle, psikanalizden bahsederken genellikle aklımıza bilinçdışı gelir, değil mi? İster inanın ister inanmayın, aile dinamikleri düşünüldüğünde, bilinçdışına alan vardır. Örneğin travma konusunda uzmanlaşmış akıl sağlığı klinisyenleri, travmanın kuşaklararası aktarımı’ dediğimiz olguda bilinçdışının belirtileriyle karşı karşıya gelirler.  

Travmanın kuşaklararası aktarımı, psişemizdeki travmanın bilinçdışı olarak bir kuşaktan diğer kuşağa aktarımıdır – anneden kızına, büyükanne ve büyükbabadan torunlara gibi. Bu kavram çoğunlukla Yahudi soykırımında hayatta kalanlarla ilişkili olarak bilinir fakat tüm travmatik tecrübeler için geçerlidir – fiziksel veya cinsel taciz, aile içi şiddet, tecavüz, aile içinde intihar, savaş, doğal afet, siyasi zulüm ve iltica, soykırım, kölelik vb. Tüm bu deneyimler aile tarihinin bir parçasıdır ve aile üyelerinin psişelerine ‘yazılmıştır’.

Psikanalizde, travmatik bir deneyim simgesel olarak ifade bulamamışsa, yani aile içinde veya bireysel bir söylemde dile getirilmemişse, travmanın bedende bir semptom veya psikiyatrik bir şikayetle yeniden ortaya çıktığına inanırız.

Bu semptomlar rahatlıkla başka herhangi bir psikiyatrik tanısı olabilir – depresyon, anksiyete, madde bağımlılığı, psikoz, intihar teşebbüsleri vb. Aile bağlamında bu, aileden biri ilgili semptomları veya davranışları sergiliyorsa, genellikle ‘tanımlanmış hasta’ olarak isimlendirdiğimiz durumdur. Bazen söz konusu kişi birden fazladır; bazen ebeveynlerin kendileri veya tümü aynı aileden olan iki veya üç kişidir.

Bir çocuk ve ergen psikoterapisti olarak, ebeveynlerden birinin veya her ikisinin de geçmişte travmatik deneyimler geçirdiği, içlerinden bazılarının korkunç kişisel hikayeleri olan birçok aile ile çalıştım.  Bu ailelerin yardım almak istemelerinin sebebi çoğunlukla çocukları adına duydukları endişedir. Çocuk ve ergen terapistleri için, özellikle de psikanalitik psikoterapistler için bir ebeveynin daha önce hiç ele alınmamış veya psikoterapi ile çözümlenmemiş travmatik bir geçmişi varsa, çoğu kez, bunun çocuğunun hayatında o veya bu şekilde ortaya çıkması yeni bir şey değildir.

Şimdi, lütfen okuduklarınızı yanlış anlamayın –  bu yazının amacı hiçbir ebeveyni çocuklarının sıkıntıları yüzünden suçlamak değil! Tam tersi. Birçok ebeveyn kendi ebeveynlerinin hatalarını tekrarlamamak ve kendi gençliklerinde geçirdikleri travmalardan çocuklarını korumak için ellerinden geleni yapıyor. Psikanalizde, insanlık haline büyük saygı gösteririz ve suçlamaya yer vermeyiz.

Bu travmanın kuşaklararası aktarımı olgusu, bilinçdışının gücünü ve insan aklının dayanıklılığını doğrular niteliktedir. Başka bir yerde açıkladığım gibi, psikanalizde, bir kişinin semptomlarının ve eylemlerinin bilinçdışı bir çabayla onlarla başa çıkmak ve travmanın pasif deneyimini kontrolü ele geçiren aktif bir deneyime çevirmek üzere tekrarlandığına inanırız.   

O zaman, bunu aile terapisinde nasıl kullanırız? Ailede şu anda ve geçmiş tarihinde şimdiye kadar hiç konuşulmamış şeyleri arar ve bunların mevcut problemlerle olan ilişkisini konuşmanın bir yolunu buluruz. Dahası, kuşaklardır tekrarlayan kalıplara kulak verir ve tüm aileye o anki içsel deneyimlerini anlatmaları için teşvik edici açıklamalarda bulunup sorular sorarız. Aile sistemindeki ilişkilere ve bir kişinin eylemlerinin diğer aile bireylerini nasıl etkilediğine dikkat ederiz. Mantıklı, değil mi?

Yazar:  Mihaela Bernard
Çeviren: Senem Erberk
Kaynak: psychcentral

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.