Saykodelik ilaçlar, bir uyuşturucu maddesinin, diğerine olan bağımlılığı nasıl bastırabileceği çelişkili sorununu ortaya atan, bağımlılık tedavisinin öncü kollarıdır.

Jason, sıradan bir alkolik kalıbına uymadı. 39 yaşında yüksek lisanslı bir pazarlama sorumlusu olarak asla kendini kaybetmedi ya da fırtınalı öfke patlamaları yaşamadı. Albuquerque’deki aile evi boş likör şişeleriyle dağılmamıştı. Arabasını asla çarpmamıştı. Ancak Jason (bu takma adı) 8 yaşında biradan ilk yudumunu aldığından beri duygusal olarak alkole bağlanmıştı ve işten sonra yarım düzine içmek onun için normaldi. 2015 yılının ilkbaharı öğleden sonrasında, karısı artık onun ayyaşlığına tahammül edemediğini söyleyip, çocuklarını da alıp evi terk ettiğinde kendini ezik hissetmişti ama tamamen şokta değildi.

Sonraki gün Jason, yerel haftalık bir gazetede bir duyuru gördü: “İçki alışkanlığınla başın dertte mi? Şu anda mevcut olan tedavilerin alternatifleriyle ilgilenir misin?” Reklam, New Mexico Üniversitesi araştırmacılarının, ABD’de nüfusun yaklaşık %7’sini oluşturan 17 milyon yetişkini sarstığı tahmin edilen bir hastalık spektrumu alkol bağımlılığını engellemeye yardımcı olabilecek deneysel bir tedaviyi içeren deney için katılımcılar aradıklarını bildiriyordu. Jason, telefon numarasını tuşladı ve deneysel ilacın sözde sihirli mantarlar içindeki aktif bileşen psilocybin olduğunu öğrenince şaşırdı. Kontrollü statüleri ve popüler imgeleri göz önünde alındığında garip görünebilen deney, geçen on yıl boyunca saykodelik ilaçların klinik değerindeki ilgi artışının bir parçasıydı. Diğer halisünojenlerin yanında Psilocybin, üretim, dağıtım ve alımını yasa dışı hale getiren 1970 Kontrollü Maddeler Hareketi altında Uyuşturucu 1 Listesi içinde sınıflandırıldı. Hükümet uyarıları, maddenin suistimal potansiyelinin yüksek olduğunu ve hiçbir geçerli tıbbi değeri olmadığını ve negatif etkilerinin bulantı, kusma, panik atak, psikoz ve hatta ölüm olduğundan söz ediyor.

Böyle ikazlara rağmen, manzara değişiyor: Geçen 20 yıldır, uyuşturucular klinik araştırmanın merak uyandıran akımının öznesi haline geldi ve bu öznenin özellikle ilgi çekici tarafı, bağımlılığı engelleme kapasiteleridir. UNM’nin alkol bağımlılığı üzerine yapılan çalışmasına ek olarak, Johns Hopkins Üniversitesi’ndeki araştırmacılar psilocybinin nikotin bağımlılığını durdurma yeteneğini test etti ve çarpıcı sonuçlar gördüler. Birmingham’daki Alabama Üniversitesi’nde kokain kullanıcıları için psilocybin destekli bir deney çalışması yürütülüyor. Şubat ayında Boston Üniversitesi ve Harvard Tıp Fakültesi’ne bağlı araştırmacılardan oluşan bir ekip, Journal of Psychopharmacology’de (Psikofarmoloji Dergisi) yasadışı opioid kullanıcılarının, eğer aynı zamanda koruyucu bir etki gösteren saykodelik ilaçlara maruz kalmışlarsa, opioide bağımlı hale gelme riskinin önemli derecede daha az olduğunu belirten bir makale yayınladı. Bilim insanları aynı zamanda bir Amazon halüsinojenik içkisi ayahuaska’nın anti-bağımlılık yaratan etkisini ve güney orta Afrika’ya özgü bir bitkiden türetilen psikoaktif alkoloid olan ibogaini test ediyorlar.

Araştırma eşsizdi. 1943’te İsviçreli kimyager Albert Hoffman’ın, kazara migren ağrısı tedavisi amacıyla üretilen LSD’nin sıra dışı bir şekilde etkili psikoaktif özelliklerini keşfetmesi, yıllar önce gelişen bir alanın uyanışıdır. Halüsinojenik maddeler binlerce yıldır yerli insanlar tarafından ritüel ve tedavi bağlamlarında kullanılmıştır ancak Hoffman’ın keşfine kadar geniş çaplı bilimsel araştırmalara tabi tutulmamıştır. 1950’ler ve 60’lar boyunca on binlerce hastayı kapsayan yüzlerce psikedelik deneyler yapıldı. Bilim insanları tarafından tamamen yasal bir alan araştırması olarak görülen inceleme otizm, şizofreni ve ölümcül hastalıklarla ilişkilendirilen varoluşsal sıkıntıları içeren çok çeşitli mental süreçler ve hastalıklarda sürdürüldü. Şu ana kadar en geniş çaplı çalışılan endikasyon, alkol bağımlılığı tedavisiydi.

Daha sonra hepsi durdu. 1960’da başlayan Harvard psikologları Timothy Leary ve daha sonra Ram Dass olarak bilinen Richard Alpert, halüsinojenlerle alışılagelmiş olmayan deneyler yaparak, sonunda bilinç açıcı etkenler olarak herkese açık olmasını teşvik ettiler. 60’ların politik ve kültürel kargaşalarını ateşlemeye neden olan ve bazı açıklamalara göre sosyal düzeni tehdit eden LSD, laboratuvardan çıktı ve hızlıca Amerikan gençliği arasında yayıldı. Uyuşturucu, cinnet ve şiddetin bir tetikleyicisi olarak kınandı ve Hoffman en sonunda “yanlış ve uygunsuz kullanımı, LSD’nin problemli çocuğum olmasına neden oldu” diyerek yakındı. 1970’lerin başına kadar tüm araştırma alanları kapatıldı ve gerekli görülerek psikiyatrik tarihinin çöplüğüne süpürüldü.

UNM alkol istismarı deneyinin ilk araştırmacısı Michael Bogenschutz, 1990’ların başında bağımlılık psikiyatrisi alanına girdiğinde, bu tarihin sadece hayal meyal farkındaydı. Traşlı ve gözlüklü Bogenschutz, karaciğer enzimleri üzerine, opioid bağımlılığı tedavisi buprenorphine etkileri gibi şeyleri araştırarak 25 yıl geçirdi. Kariyerinin çoğunluğunda geçmiş psikedelik araştırma hakkında bildiği en ufak şeylere, günümüzün sıkı bilimsel standartları buluşması olarak önem vermedi. “Bu araştırmanın çoğunluğunun güvenilir olduğunu düşünmüyordum.” diyor.

Ancak, 2000’li yılların başında, metodolojik protokoller geliştirildiğinde, psikedelik araştırma yavaşça yeniden şekilleniyordu ve bilim insanlarına ilaçlarla ilgili klinik ilgiyi izlemek için zorla izin verildi. Bazı şaşırtıcı gelişmeler Bogenschutz’un dikkatini çekti. UMN’deki bir meslektaşı olan Psikiyatrist Rick Strassman, ayahuacha içindeki aktif bileşen olan DMT, 400 kişi üzerinde test etti ve denetimli ortamlarda insanlar için güvenli olduğunu ortaya çıkardı. Birkaç yıl sonra, bir Rus bağımlılık araştırmacısı Evgeny Krupitsky, UNM’de önemli bir zemin hazırladı ve hem alkolikleri hem de eroin bağımlılarını güçlü halüsinojenik etkili bir anestezik olan tek doz ketaminle tedavi etme çalışmasının sonucunda, şaşırtıcı sonuçlar elde etti.

Bogenschutz için asıl an, Johns Hopkins’de seçkin bir madde istismarı araştırmacısı Roland Griffiths tarafından yürütülen çığır açan bir çalışmanın 2006 yayınıydı. Hem ani hem de uzun süreli psikolojik etkilerini ölçmek için ayarlanmış yüksek doz bir psilocybin 36 sağlıklı gönüllüye dağıtıldı ve araştırma, uyuşturucunun hatasız bölge klasik biliminde iyi tanımlanmış korku hissi, tanımsızlık ve tüm şeylerin birliğinin derin farkındalığının ‘’gizemli tip’’ deneyim türüne yol açtığını ortaya çıkardı. Bu anlık sonuçlar arasında seans boyunca hissedilen güçlü etkilerin ötesindeydi, katılımcılar uzun bir süre sonra mental refahlarında ve davranışlarında olumlu değişiklikler rapor etti. Katılımcıların üçte biri seansı hayatlarının ruhen en önemli deneyimi olarak addetti ve %80’i bunun, hayatlarının anlamlı 5 zirve hayat deneyimi arasında olduğunu söylediler.

Bogenschutz’a göre bulgular, bağımlılık ve iyileşme esas yönüne dikkat çekti. “Bir klinisyen ve bilim insanı olarak her zaman insanların nasıl değiştiğiyle ilgiliyim. Bunu tahmin etmek ya da anlamak çok zordur. Özellikle bağımlılıkla; bazen fark edebileceğimiz hiçbir şeye dayanarak gerçekleşmez ve bazen insanlar, bazı büyük dini aydınlanma ve ruhsal uyanışın bir sonucu olarak davranışında açık bir değişikliğe ulaşır. Hopkins çalışması katılımcıları bağımlı olmamasına rağmen, gerçek şu ki onlara oldukça anlamlı gelen ruhsal deneyimler tattılar ve onların aile üyeleri tarafından pekiştirilen olumlu davranışsal değişiklerle ilişkilendirilmesi beni bu çalışmayı yapmaya teşvik etti.”

Bogenschutz, yakında, sadece bazı kimyasal bileşiklerin kendine has etkileri hakkında değil, bağımlılığın kendisinin doğası hakkında da cazip sonuçlar doğurabileceği, 40 yıldır Kuzey Amerika’da uyku hali bulunan bir bağımlılık araştırması alanına atlayacaktı. Modern tıbbi kuruluşlar rutin olarak bağımlılığı bir beyin hastalığı olarak gösteriyor olsa da, psychedelic tedavi bunun ne kronik ne de yerleşmiş olduğunu, ancak beynin doğal öğrenme ve alışkanlık sürecini içeren çok daha incelikli bir şey olduğunu ortaya koyar. Hala mantığa aykırı görünüyor: “Zihni değiştiren bir uyuşturucu, bir bağımlılığı uzaklaştırabilir mi?”

Tinsellik, en az filozof ve psikolog William James’in alkolikleri ‘’dönüşüm’’ adı verdiği şeyin hemen arkasından ayıldıklarını gözlemlediği 19. yüzyılın sonlarından beri, bağımlılık çalışmasına ilişkilendirilmektedir. 1902’deki ‘The Varieties of Religious Experience’’ (Dini Yaşantının Çeşitlilikleri) kitabında James, insanları içki dürtüsü tarafından çekilen, sıklıkla açlık ya da aşırı temenniyle uyum içinde olan, onları kökten değiştiren ilahi bir varlığı hissettiğini ve ardından şiddetli arzularından kurtardığını anlattı. 

Modern zamanlardaki belki de en önemli dönüşüm, Alcoholics Anonymus’un (Anonim Alkolikler) kurucularından biri olan Bill Wilson’ın dönüşümüydü, gerçi sıklıkla A.A’nın tarihinin dışında tutulan bir olasılık, onun görünüşünün kısmen kimyasal olarak uyarıldığı ihtimalidir. 1934’te Wilson ucuz viskinin yarısını günlük olarak kana kana içen ve ayık olmak için tekrarlanan girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmış umutsuz bir içiciydi. Dördüncü kez, varlıklı alkoliklerin temizlenmek için gittikleri ve doktorların ‘’belledon tedavisi’’ dedikleri bir tedaviyi uyguladıkları şehir dışındaki Mannathan kliniğine, Charles B. Devlet Hastanesi’ne yattı. Sinir reseptörünü bloke eden alkaloidleri içeren bir bitki örtüsü ailesinden olan belladonna, Orta Çağ’dan beri canlı halüsinasyonlar ve hezeyanlar üretme özelliğiyle bilinir.

Belladon diyetinden iki ya da üç gün sonra –bazılarının Wilson’ın ciddi alkolden uzaklaşmasıyla ilişkilendirilen evham veren alkol krizi yaşıyor olduğunu düşüneceği bir noktada- hastane penceresinden kör edici bir ışık gördü ve tarif etmeye kelimelerin yetmediği bir coşkuya kapıldığını hissettiğini yazdı daha sonra. “Yavaş yavaş beni büyük bir huzur sardı ve düşündüm, her ne kadar olaylar ters gidiyor gibi gözükse de, hala her şey yolundaydı.” Evrenin önemli Hakkaniyeti’’ olarak adlandırdığı görüşü Bill W.’yi –tanındığı için- en sonunda hayatının geri kalanında alkolden kaçınmasına ve dürüstlük, sorumluluk, sosyal destek ve daha yüksek bir gücü kabullenme ilkelerine dayanan A.A’ yı hayatının geri kalanını şekillendirmeye itti.

A.A, alkolikliğin kişisel bir ahlaki bozukluk olarak ününü yaydığı ve bir hastalık olarak görülmeye başlanmasına öncülük etmeye yardımcı olarak 1940 ve 1950’li yıllarda hızlıca gelişti. Aynı anda zihinsel bozuklukların baskın olduğuna dair psikanalitik açıklamaların yapıldığı bir zamandı, yine de bazı öncü bilim insanları, buna karşılık biyolojik açıklamaları göz önünde bulundurmaya başladı. Aralarından biri 1951’de bir akıl hastanesinin yardımcı müdürü olarak görev yapmak ve biyokimyasal deneylere ilgisini sürdürmek için, Kanada’nın Saskatchewan eyaletine gelen centilmen bir İngiliz Psikiyatr Humphry Osmond’du. Osmond, Meksika’ya ve Amerika’nın güneybatısına özgü peyote kaktüsündeki halüsinojenik bileşim Meskalinin –sonradan LSD’nin- ilk kullanımı, iki uyuşturucunun şizofrenide görülenlerdeki gibi psikoz belirtileri oluşturduğunu gözlemledi ve mental hastalığın biyolojik kökleri olduğunu teorileştirdi.

Bu, 1952’de Osmond ve meslektaşı Kanadalı Psikiyatrist ve Biyokimyacı Abram Hoffer, LSD’nin psikozsal doğasının aynı zamanda alkoliklerin, toparlanmalarını ateşleyen an olan ‘’dibe vurma” olarak adlandırdıkları alkol krizine benzediğini ortaya çıkardılar. Kasıtlı bir şekilde bu duruma neden olup olmadıklarını test etmek için Osmond ve Hoffer iki ciddi alkoliğe LSD verdiler. Daha sonra en azından ikisi de bir süre için içkiyi kesti. Osmond ve Hoffer’ın yürüttüğü iki çalışma eşit olarak tartışmalı sonuçlar ortaya çıkardı.

Osmond, Hoffer ve meslektaşları Sasketchwan çapındaki altı hastanede en az 1000 alkolik üzerinde LSD’ yi test etmek istediler. Hastalar ciddi bir şekilde rahatsızlığa uğramıştı, hayatları işsizlik, hapis ve boşanmış ailelerle paramparça olmuştu ve vücutları ağır içki alışkanlığından zarar görmüştü. A.A’ya katılımak da dahil olmak üzere klasik tedavilerden sonra başarısız olmuş bağımlılar, LSD ile tedavi edildiler. Herkesin bildiği gibi değişime dirençli bir popülasyon için sonuçlar kayda değerdi. Katılımcıların yaklaşık yarısı, dediklerine göre ayıldılar ya da tedaviden sonra içki alışkanlıklarını önemli derecede kestiler. Bir çalışma rakamı %70’e yükseltti.

Birkaç yıl içerisinde Saskatchewan araştırmacıları, bunun korkutan şey olmadığını, ancak şahit oldukları çarpıcı davranışsal değişiklikleri sürdürecek bir içgörünün olduğunu düşünerek, yapay olarak indüklenen deliryum tremens teorisini bir kenara attılar. Aynı zamanda Hoffer’in de belirttiği gibi, “yalnızca maddelerin kendileri değil, uyguladıkları ortam ve terapist-deneyim hakkında her şey terapötik etkiler elde etmek için dikkatle ayarlanmalıdır”. Araştırmacılar klinik ortamı taze çiçekler, müzik ve resim gibi unsurlarla donattı. Onlar, katılan terapistlerden iyimserlik ve kibar açık sözlülük istediler ve LSD seansı öncesi ve sonrasında hazırlayıcı ve bütünleyici danışmanlık oluşturdular. Tüm bu durumların sonuca aracı olduğuna inandılar.

LSD’nin tam olarak nasıl çalıştığı ve etkisinin neden sosyal ve çevresel bağlamlara bağlı olduğu bir sırdı, ancak psikolojik etkileri anlaşılırdı.

Bir psikiyatrist ve Osmond ile Hoffman’ın meslektaşı Colin Smith, 1959’daki Quarterly Journal Of The Study Of Alcohol’deki bir makalede LSD’nin birinin hayatındaki keskin görüşlü algıyı –esasen alkolün yenilgiye uğrattığı algısını- uyararak psikoterapik sürece yardımcı olduğunu ve süreci hızlandırdığını yansıttı.

Smith, “Başarılı vakalarla ilgili dikkat çekici olan şey, kendine güven kaybı olmaksızın kendilerinin hoş olmayan yönlerini kabul etmeye ve çatışmaları yapıcı bir şekilde halledebilmek için daha fazla hazır olduklarıdır” diye yazdı. “Sadece motivasyonlarına yeni entelektüel bakış açısı kazandırma sorunu değil, ebeveynlere, ebeveyn vekillerine ve kendi benzerlerine yönelik kararsız duygularını tatmin edici bir şekilde çözdüklerini” belirtti.

Araştırma kelimesi A.A tarihinin diğer şaşırtıcı kısmının içinde olacağı Bill W.’ye yol açtı. Yıllardır içmemiş olmasına rağmen Wilson’ın kendisi 1956’da başlayan ve hayatını felce uğratan depresyonunu kısmen de olsa yenmek için yıllarca LSD kullandı.

Wilson, daha sonradan bir grup sanatçı, aydın ve LSD ile deney yapan psikolog arasında merkezi bir figür olan İngiliz yazar Aldous Huxley ile arkadaştı. Huxley, Katolik Teolog Thomas Merton’a yazdığı mektubunda, Wilson’ın LSD deneyini, hayatının tamamen St. Paul’un Şam yolunda değiştiği anlık teofaniye benzetmişti.

Wilson, dirençli alkoliklerde kendisinin 1934’te Devlet Hastanesi’nde yaşadığı aydınlanma tarzını başlattığına ve onların iyileşmesine yardımcı olduğuna inandığı uyuşturucunun, A.A’nın programında yer almasını savunmuştu. Organizasyonun önderliği. bu fikre oldukça karşıydı ve Wilson LSD kullanmayı bıraktı. Ancak Huxley, arkadaşının ifadesinin ‘”açık ve net bir şekilde ciddi ve saygılı deneyler için bir alan”ın bulunduğunun kanıtı olduğunu yazdı.

Michael Bogenschutz 2012’de alkol bağımlılığı için psilocybin destekli tedavi kavramını kanıtlama çalışması başlattı. 50 yıldan fazla bir süre önce gerçekleştirilmiş bir çalışmaya benziyordu- ancak sadece bir dereceye kadar. Araştırma ekibi alkol kullanım bozuklukları, aynı zamanda diğer tıbbi meseleleri ve uyuşturucu bağımlısı olanların sadece %15’ine denk gelen insanları, spektrumun en tepe ucundan eledi. Ailevi psikoz, şizofreni ya da cinayet geçmişi olmayan kişileri garanti altına aldı çünkü saykodelik ilaçlar geri planda yatkınlığı olanlarda, ciddi bir zihinsel hastalığı tetikleyebilir.

Araştırma yalnızca uygulanabilirlik ve güvenilirliği göstermek için ve sadece 10 kişiyi kapsayan ufak bir araştırmaydı. Ancak sonuçlar dikkat çekiciydi. Genel olarak katılımcıların iki alışkanlıklarında devamlı yapılan son dokuz aylık takip ziyaretleri sayesinde çarpıcı düşüşler meydana geldi. Bulgular daha derin keşifleri garanti etmek için yeterince önemli olduğundan, Bogenschutz klinik ilaç denemesinin içki alışkanlığını değiştirmeye olanak sağlayıp sağlamadığını daha açıkça göstermek için tasarlanmış çok daha büyük, çift bilmez, placebo kontrollü sonraki aşamasına ilerledi.

Jason, onu içki alışkanlığını değiştirmeye teşvik etmesi istenilen 12 haftalık psikoterapi içeren ikinci teste kabul edildi. Dört haftalık psikoterapi sonrası resimle, rahat mobilyalarla ve hafif aydınlatmayla döşenmiş klinik odasına geldi ve bir sentetik psilocybin kapsülü verildi. Bir kanepenin üzerine uzandı ve göz bandını ve programlanmış bir müzik seçkisini çalan kulaklıklarını taktı. Seans boyunca yanında oturanlar, Jason’ı dikkatini içten odaklanmaya ve aklının götürdüğü yere gitmesini yönlendirmekten biraz daha fazlasını yapan kadın ve erkek yardımcı terapistlerdi. Dakikalar içinde gözyaşlarına boğuldu.

“Altı saatin önemli bir kısmı boyunca ağladığımı hatırlıyorum. Sadece dünyayı durdurmak ve duygusal yolculuğa çıkmak için bir mazeretim varmış gibi gerçekten ağır bir temizlikti.” Jason öncelikle, ilişkilerinin bazılarının farkına vardı, onun hayat boyu alkolikliği ailelerini ayrılığa ve kendini yalnızlığa sürükleyen eski bir idari mahkeme hakimi olan babasıyla, ve şahsi güvensizliği birbirlerine yabancılaşmalarına neden olmuş karısıyla ve en önemlisi karısının önceki evliliğinden ve zor bir çocuk olan 16 yaşındaki üvey kızının aile hayatlarındaki başlıca stres etkeni olduğunun farkına vardı. ‘’Onu derinden sevmemin ve önemsememin yanı sıra evliliğimizin onun üzerindeki etkisinin bir tür yasını tuttum.’’

Jason aynı zamanda hayatındaki en önemli şeylere olan evliliği ve çocuklarına olan bağlılık eksikliğine inanılmaz bir netlikle baktı. ‘’Her şekilde her şeyi batırdığıma inandım. Gizlediğim çok fazla suç vardı.’’ diyor. Birkaç saat sonra duygusal fırtına duruldu ve Jason ailesi için göz kamaştırıcı bir aşk ve kendini bağışlama duygularıyla bırakıldı.

Dört hafta sonra, daha sonra bir dergide açıkladığı ikinci psilocyin seansına gitti. İlk düşüşün hızlı ve yoğun olduğunu, kendini her köşeden gelen seslere ve odanın çatlaklarına kaptırmak istediğini, herhangi bir durum ya da düşünce silsilesi üzerinde kontrolü olmadığını, sadece akışına bıraktığının tamamen farkında olduğunu, aslında yönlendirebileceğini fark ettiği bir nokta olduğunu yazmıştır.

Bu zamanı daha büyük bir kontrol etme hissiyle, dikkatini tekrar hayata ve kırılmış hissettiği kendi yönlerine odakladı. Kendisini ve karısını uzak gelecekte mutlu ve içten bağlı gördü ve üvey kızını, çiftin sonraki dört yaşındaki kızını kendi ve karısı gibi sevgiyle yetişkinliğe yol göstermiş oldukları güçlü bir kadın olarak zihninde canlandırdı. Jason’ın dikkati nadiren alkolle olan ilişkisine kaydı. Hepsi kendine ve sevdiklerine olan ilişkisi hakkındaydı.

İki psilocybin seansında içki alışkanlığıyla ilgili biraz sakıncalı içerik olmasına rağmen, Jason sonuçlanmadan sonra kolaylıkla içki içmedi. Sonunda, ama kararında, alkolle daha önce hiç yaşamadığı dürüstlükle, yeniden içti.

Jason’ın sonuçları kavram kanıtlama araştırmasındaki katılımcılarınkini yansıtır. Ek olarak, bağımlılıktaki uzun süre geçerli değişimi gösteren diğer çalışmayla uyuşmaktadır. Johns Hopkins’te psikiyatr Matthew Johnson, psiocybinle tedavi edilen 15 uzun süreli sigara içicisiyle 2014 pilot araştırmasına öncülük etti ve mücbir sonuç olarak nikotin bağımlılığı sıklıkla öncelikli olarak psikolojik olduğu düşünüldüğü ve katılımcıların hepsi diğer yöntemleri kullanarak daha önceden bırakmayı denediğinden, testten sonra altı ay %80’inin sigaradan kaçındığını ortaya koydu. 2012’de Norveç’te bir grup araştırmacı alkolikler için LSD tedavisinin 1960’lar ve 70’lerden iyi tasarlanmış çalışmalardan veriler çıkardılar ve bir metaanalizde uyuşturucu verilmiş toplam 536 katılımcının içki alışkanlıklarında kontrol gruplarınkilerden önemli derecede daha iyi sonuçlar gösterdiği ve bu değişimin en az altı ay sürdüğü ortaya çıkarılmıştır.

Bulgular üzerindeki tutarlılık önemli bir soruyu ortaya atıyor: Nasıl tek bir deneyim davranış üzerinde böyle kalıcı etki yaratabilir? Eğer çalışmada doğrudan bir nörobiyolojik süreç varsa Bogenschutz, bunun bir saykodelik tarafından ateşlenen serotonin sisteminin dovnregülasyonuyla alakalı olabileceğini öne sürüyor. ‘’Bu, azalmış dürtüsellik ve artan keyif gibi birçok kısa süreli faydayla alakalı olabilir. Problem, muhtemelen sadece bir hafta ya da civarında süren dovnregülasyondur, bu yüzden sadece uzun süreli değişikliklere neden olamaz.’’ açıklamasında bulundu.

Diğer olasılık ise, özellikle beyin en önce sadece alkole değil aynı zamanda bağımlılık maddelerine olan bağımlılık ediniminin temelini oluşturan öğrenme dahil tüm öğrenmenin tüm bir tür yeniden yapılanmaya maruz bırakabilen saykodeliklerin nöronların şekillerinin ve bağlantılarının değişmesine neden olmasıdır.

Biri saykodelik alırsa kesinlikle beyin hareketinde nörobilimdeki avantajlarıyla daha açık hale gelen değişikler vardır. Geçen yıl yayınlanan Imperial College London’dan Robin Carhart-Harris tarafından bir çalışma, 20 sağlıklı gönüllüyü LSD etkisi altındayken beyin taramasından geçirdi ve algı bozukluklarını açıklamaya ve öngörülemeyen sezgi hissine yardımcı olan bir olay olan, normal olarak birbiriyle etkileşimi olmayan beyin bölgeleri arasındaki iletişimde keskin bir artış ortaya çıkardı. Aynı zamanda, uyuşturucunun varsayılan modda ağdaki etkinliği azalttığı tespit edildi. Beyin bölgeleri ağı, bağımsız bir benlik yapısını bilinçli deneyim merkezinin içine yerleştirmeyi düşündü.

Bu nöral kalıpların, uyuşturucu metabolize edildiğinde devam edip etmediğini kimse bilmez, ancak Jason, beyin gözünün deneyimin yüksekliğinde ne olduğu görüşü, uyuşturucunun nörobiyolojik ve psikolojik etkileri arasında olası bir köprü kurduğunu söylüyor. ‘’Yıllardır bu deneyimleri tarif etmek için ‘’ego ölümü’’ gibi tabirleri kullandıklarını dile getirdi. Her zaman tamamen mistik bir aydınlanma yaşamasalar bile, hissin kendisi yumuşatılmıştır; böylece hayatlarına farklı bir şekilde bakabilirler. Varsayılan mod ağı hakkında verilenleri göz önüne alındığında, bu ilaçların işe yaramasında anahtar bir yol olabilir. Birisine hap verdiğinizde, reseptör düzeyinde meydana gelen olayların basamaklarını anlamamıza yardımcı olur ve günün sonunda tüm varoluşu ve gerçekliğin doğası üzerine yansıdığını söyleyerek çıkar.

Bogenschutz ,psilocybinin  nasıl fayda verebileceğini ters bir mukayese olarak bir travmatik deneyimin uzun psikolojik sonuna vurgu yapıyor. PTSD ile zehirli bir hafıza beynin içine koterize edildiğinde gerçekleşen bütün bir süreç olduğunu anlatıyor. Tek fiziksel etki muhtemelen gözlere çarpan ışıktır. O hafızayı yaratan anlamdır. Ve beyin ile vücudun anlama tepkisi kalıcı hasar yol açabilir. Eğer böyle zehirli ve korkutucu denetimler varsa bunlar fiziksel ve psikolojik hasar yaratabilirler. Bu çılgın bir fikir değil oldukça olumlu olan bazı deneyimler var ve bunlar öyle faydalı ki bir iyileştirme etkisi olabilir.

2015’te Bogenschutz, UCLA ve Johns Hopkins yanında saykodelik araştırmanın yeni döneminde bir lider olarak ortaya çıkan NYU Langone Medical Center’ın kadrosuna katıldı. Lider sponsoru NYU olduğu için Bogenschutz aşama iki testinin 2020’ye 280 katılımcıya kadar üye olmasını ve tamamlanmasını bekliyor.

Tüm madde bağımlılığı uzmanları bu araştırmanın yönü hakkında hevesli değiller. National Institute on Alcohol Abuse and Alcoholizm yöneticisi Geoge Koob’a göre “60lardan beri saykodelik yasası, potansiyel değerindeki herhangi bir ilgiyi siliyor. Bunlar bir sebepten dolayı Liste 1 uyuşturucularıdır. 30 yıldır üniversite öğrencilerini eğittim. İnsanların çıkageldiği ve bana saykodelik almış olan erkek kardeşlerini, kız kardeşlerini, kuzenlerini ve bunun bir uzun süreli şizofrenivari hastalığı tetiklemesiyle sona erdiğini anlattıkları sayısız durumlar vardı. Bir bilim insanı olarak onların hareket mekanizmasını hiçbir araştırma takıntım yok. Ancak alkolikleri psilocybinle ya da LSD ile ya da herhangi bir saykodelikle tedavi etmek için bağış yapmayacağım. Bence tehlike, faydalarına ağır basıyor.”

Araştırmacılar, yüzlerce insanın, düzenlenmiş psilocybin çalışmalarına katıldığını, dikkatli bir şekilde tarandığını, terapötik olarak hazırlandığını, eğitimli monitörlerle kontrollü ortamlarda ilaçla verildiğini ve daha sonra bütünleyici tedavi uygulandığını ve bu koşullarda maddenin ezici bir çoğunlukla güvenli olduğunu gösterdiğini belirtmişlerdir. Bogenschutz’un gördüğü ve American Journal of Drug and Alcohol Abuse’da belirttiği tek önemli risk, psilosibin terapötik potansiyeli hakkında kanıtlar biriktikçe, riskleri halk algısını gölgeleyecek ve yasadışı kullanımına ışık yakacaktır. Dışarıda deneylerimizi gerçekleştirdiğimiz ortamlarda kullanıldığında Psilocybinin güvenliği hakkında hiç iddiamız yok ve insanları kesinlikle böyle şeyleri kendi elleriyle almaktan vazgeçiriyoruz’’ diyor.

Aslında faydalarının tehlikelerine ağır basıp basmadığına gelince Bogenzchutz, “tüm bilim gibi kanıt en sonunda deneysel olarak test edilmiş pudingte olacak. Hala şüpheciliğin anlaşılabilir olduğunu itiraf ediyor. Önemli ilerleme sağlamak için gerekli olan uzun vadeli işlerde, daha geleneksel psikoterapik modellere alışmış insanlar, doğal olarak bu deneyimden şüphe etme eğiliminde olacaktır çünkü bunlar ani ve uyuşturucu kaynaklıdır.” Bir veya iki psilosibin tecrübesinin insanların davranışlarında kalıcı değişiklikler yapılmasına yardımcı olduğu ortaya çıkarsa, gerçek olamayacak kadar iyi görünebilir” dedi.

En azından Jason için gerçek olmuş gözüküyor. UNM araştırmasını tamamladıktan iki yıl sonra içki alışkanlığı sınırlı ve kontrol altında. İşten sonra iki bira ya da iki kadeh şarap içebiliyor ancak ‘’Artık kendimi tedavi etmek için onu kullanmıyorum. İçkiyi bireysel bir karar olarak görmeye başladım- aleyhinde karar verebileceğim bir şey.” diyor.

Karısı onu tekrar kabul etti ve çocuklarıyla birlikte yaşamaya başladı. Evlilik danışmanlığı desteği almaya başladılar ve Jason başarısındaki en önemli faktörlerden biri olan seanslarda bulduğu ‘’içsel huzur’’a güveniyor. Çift iletişimlerini güçlendirdi ve bağlarını yeniledi. Ve psilocybin testi, nadiren aklını karıştırsa da harekete geçirdiği hisleri günlük hayatında aksediyor.

Jason ,‘’Alkolün benim için buradan ve şu andan kopmamın bir yolu olduğunu düşünüyorum. Seanslar bana ‘’durdur’’ butonuna basmamı ve asıl sorun olan şeyler için zaman ayırmamı öğretti. Gerçekten var olmanın önemini öğrendim.’’ diyor.

(Bu bilgi   psychologytoday tarafından sağlanmıştır ve doktorunuzun veya sağlık uzmanınızın tıbbi tavsiyelerinin yerini alması amaçlanmamıştır. Belli bir sağlık durumu hakkında tavsiye için lütfen sağlık uzmanınıza danışın.)

Yazan: Jennifer Bleyer
Çeviren: Esra Demirezen
Kaynak: psychologytoday

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.