Eğer birisi sizden ‘ben bir ______’ şeklindeki cümleyi tamamlamanızı istese, cevaplarınıza ne tür şeyleri dahil ederdiniz?

Kişilik özellikleri üzerine mi yoğunlaşırdınız? Yoksa mesleki sıfatınıza mı? Veya diğerleri ile olan ilişkilerinize? Psikologlar böyle bir egzersizde kişinin ne yazacağını seçmesinde kültürel arkaplanının ne kadar etki edebileceğini tespit ettiler. Her ne kadar kültürü tanımlamada pek çok yol olsa da, psikologlar tarafından en çok çalışılan farklılık bireyselci ve kollektivist kültürler arasındaydı. Bugün, psikologların, bireycilik ve kollektivistiğin kendimizi görme noktasında bize nasıl tesir ettiklerine dair öğrendiklerini inceleyip, bu farklılıkların ilişkilerimizde nasıl rol oynadıklarını açıklayacağım.

Kültür kendimizi görmek açısından bize nasıl etki eder? Hazel Markus ve Shinobu Kitayama adlı araştırmacılar bir bireyin kültürel arkaplanının kendisini nasıl gördüğüne ne türden bir tesir oluşturduğu üzerine çalıştılar. Bireyselci kültürlerden gelen insanlar, çoğunlukla kendileri hakkında daha bağımsız bir görüş sergilediler (kendilerini diğerlerinden ayırarak, kişilik özellikleri üzerinden tanımlayarak ve karakterlerini görece daha istikrarlı ve sabit bir şekilde görüyorlardı). Öte yandan kollektivist kültürlerden gelen insanlar da genellikle kendileri hakkında daha dayanışmacı bir görüşe sahiptiler (kendilerini diğerleri ile bağlantılı olarak, diğerleri ile olan ilişkiler üzerinden tanımlayarak ve karakterlerini farklı bağlamlara göre değiştirerek gözlemliyorlardı). Bu gönderinin başındaki örneğe dönecek olursak, bireyselci bir kültürden gelen insanlar ‘ben bir ______’  cümlesini tamamlarken kişisel özelliklerinden bahsetmeye meyilli iken, kollektivist kültürlerden gelenler ilişki ve grup üyeliklerilerini saymaya eğilimlidirler.

Her bir kültürde bireycilik/kollektivistlik ölçülebilir olmakla birlikte, şu ana dek çalışmaların çoğu Doğu Asya ve Batı kültürleri arasında gerçekleşmiştir. Araştırmacılar Batı kültürlerini daha bireyci bulurken Doğu Asya kültürlerinin kollektivistliğe daha yakın olduğunu tespit ettiler. Ancak pek çok faktörün bireycilik/kollektivistlik konseptleri üzerinde etki oluşturacağını hatırda tutmak önemlidir, bu sebeple bir kültür içerisinde kişiler arasında bireycilik/dayanışmacılık değerleri farklılaşabilir. Bireycilik ve kollektivistlik duruma bağlı olarak bile etkilenebilir. Mesela, bir çalışmada iki farklı kültürel arkaplandan kişilerin, bireyselci bir kültürü yansıtan resimleri gördüklerinde daha bireyci olurlarken kollektivist bir kültüre dair resimler gösterildiğinde daha kollektivist bir tavır takındıkları ortaya çıktı. Diğer bir deyişle insanlar olarak, içerik bağlamında kültürel çerçevelerimiz arasında geçiş yapıyoruz.

Peki, kültür ilişkilere etki eder mi? Bireyselci kültürlerde, ilişkiler genelde gönüllülük esası üzerinde yürür ve fayda sağlamayan ilişkilerin bitirilmesini seçmek hiç o kadar da sıradan bir olay değildir. Öte yandan, kollektivist kültürlerdeki ilişkiler çoğunlukla daha fazla dayanıklılık ve süreklilik gösterir. Buna ek olarak, araştırmacıların bir hipotezine göre, kollektivist kültürlerde diğerlerine yük olmamak daha büyük bir yükümlülüktür. Ve daha evvel de yazdığım gibi, eğer bağlılık türünü konuşursak, ebeveyn-çocuk ilişkileri de kültürden kültüre değişiklik gösterir. Burada fark edilmesi gereken önemli nokta, bir ilişkide neyin ‘normal’ olduğu her yerde aynı şekilde algılanmaz: Bütün kültürlerde harika yürüyen tek tip bir ilişki türü yoktur. 

Kültür sosyal dayanışmaya ne kadar etki eder? Baskı altındayken, kültürel arkaplanımız en çok aradığımız ve yarar gördüğümüz türdeki sosyal yardım türüne tesir edebilir. Araştırmaya göre Doğu Asyalılar ve Asyalı Amerikalılar kendilerini baskı altında hissettiren olaylar hakkında konuşmaya Avrupalı Amerikalılardan daha az meyillidirler (ancak Amerika’da doğmuş Asyalı Amerikalılarda bu fark daha düşüktür). Psikologlarsa Doğu Asyalıların kendilerini baskı altında hissettiren bir olay hakkında konuşmak istememelerinin altında yatan sebebin, kollektivist kültürlerde bunun aksine bir davranışın bir ilişki için sorun teşkil edeceğini düşünmelerinden kaynaklandığı görüşündedir. Bunun yerine, Doğu Asya kültürlerindeki insanlar kendilerini baskılayan bir durumlardan bahsetmeksizin diğerleri ile iç içe bulunup zaman geçirdiği, daha içkin bir sosyal dayanışmaya ihtiyaç duyarlar.

Avrupalı Amerikalıları ve Asyalı Amerikalıları içeren bir çalışmada katılımcılara kendilerine yakın gördükleri bir gruba (içkin sosyal dayanışma için) yazı yazmaları veya sosyal dayanışma arama amaçlı bir mektup yazmaları istendi. Yazıdan sonra katılımcılardan (araştırmaya katılanların stres üreten kortisol hormonunu yüksek seviyede salgılamaları için) bir konuşma yapmaları istendi. Avrupalı Amerikalılardan yardım için bir mektup kaleme almış olanlar, Asyalı Amerikalılardan ise kendilerine daha yakın hissettikleri bir gruba yazı yazmış olanlar daha düşük kortisol seviyelerine sahiptiler. Diğer bir deyişle, bu çalışma eğer bizi baskı altına sokan bir olayla yüzyüzeysek, kültürel arkaplanın, ne türden bir sosyal dayanışmadan yarar sağlanabileceğine etki ettiğine işaret etmekte.

Kültürel psikoloji, psikoloji araştırmaları hakkında bize ne söyler? Pek çok sosyal psikolog çalışmalarını Batılı ülkelerdeki katılımcılar üzerinden gerçekleştirir. Ancak, Batılı kalılımcılar tüm dünyayı temsil etmez: çoğu psikolojik bulgu, işin içine diğer kültürlerden katılımcıları kattığımızda aynı kalmaz. O yüzden, psikoloji araştırmalarını okurken- hele de araştırma Batılı katılımcıları öncelemişse, çalışmaya katılanların kültürel arkaplanlarını hesaba katmak ve kollektivist kültürlerden gelen katılımcıların nasıl farklı bir reaksyon gösterebileceğini düşünmek mühimdir.

Bu sizi nasıl etkiler? Kültürel psikoloji bize pek çok ders verir. Örneğin, terapistler kültürel arkaplanın kişisel problemler konusunda diğerlerine açılmaya olan etkisine dair farkındalık göstermelidirler. Bu ayrıca farklı kültürlerden gelen insanların ilişkiler konusunda değişik varsayımlarına karşı oluşabilecek yanlış anlamaları önleme noktasında da yardımcı olabilir. Ek olarak, stress altındaki bir arkadaşa nasıl en iyi şekilde yardım edilecekse, nereden geldikleri ve ne türden bir desteğe ihtiyaç duyduklarını anlamak için kültürü de gözönüne almak önemli olabilir. Şurası atlanmayacak kadar ehemmiyetlidir ki, kültürel psikoloji bize herhangi bir kişi hakkındaki bireycilik/kollektivistlik seviyesini öğretemez (sonuçta kolektivist Batılılar olduğu gibi bireyci Doğu Asyalılar da olabilir). Ama bireycilik ve kollektivizm hakkında düşünmek, kendimiz ve ilişkilerimizi anlamak söz konusu olduğunda kültürel psikoloji bize ipuçları verebilir. Hepsinden de öte, kültürel psikolojinin bize verebileceği daha büyük bir ders vardır: kendimiz ve etrafımızdaki dünyayı düşünme tarzımız pek çok düşünce stilinden sadece biridir.

Yazan: Dr. Elizabeth Hopper, 30.01.2015
Çeviren: Merve Kaftancıoğlu
Kaynak: healthypsych

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.