Bilim insanı ve düşünür kariyerim boyunca toplamda 14 kitap yazdım veya düzenlemesini yaptım. Bunlardan yedisi halka yönelik, sadece bir tanesi -hatta kendisi ilk kitabım oluyor- çocuklara yönelik.  Biyoloji alanında Richard Dawkins’ten Stephen Jay’a, fizik alanında Brian Greene’den Janna Levin’e ve felsefe alanında Nigel Walburton’dan Rebecca Newberger Goldstein’a ana bilim ve felsefeyi popüler hale getiren kişilerin hayat boyu yaptıkları üretimlerine bakınca da aynı tablo ortaya çıkıyor. 

Genç nüfusu hedef almanın cezbedici olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Zira erken yaşlar merakın zirvede olduğu entelektüelliğin biçimlendiği zamanlardır. Bizler ve emsalim olan eğitimciler felsefecilerin adlandırdığı dünya ‘imgesi’ni ancak bu genç zihinlere ekebiliyoruz. Voltaire muzip bir biçimde İsa’nın Halkı (The Society of Jesus) kurucusu Ignatius of Loyola’ya ithafen şöyle söylemiştir, “Bana yeni doğmuş bir çocuk verin, 7 yaşına gelince size ondan bir adam yaratmış olayım.” Burada Voltaire muhtemelen Kilisenin gelecek neslin beynini yıkama çalışmalarından endişeliydi. (“Écrasez l’Infâme!”-“kötü şöhreti ezin- Voltaire mektuplarını bu şekilde imzalıyordu.) Fakat Loyola’nın da haklı olduğu bir nokta vardı. Antik Greco-Romalıları ‘akıl yaşı’yla ilgili çocuğun mantıksal duyularını kullanmaya başladığı yedili yaşları gibi tanımlamalar yapmışlardır, zira yedili yaşlar, modern psikolojinin de desteklediği üzere bireyin ahlaki oluşumunu için elzem olarak görülmektedir.

İşte bu sebeptendir ki çocuklar ve ergenlere yönelik bilim ve felsefe kitaplarının yazılmasını net bir şekilde savunuyorum. Buradaki amaç her çocuğu gelecekte bir bilim insanı yapmak değil. Üniversitelerin fen, teknoloji, mühendislik ve matematik bölümlerine girilmesi konusunda yapılan tüm o yanıltıcı reklamlara rağmen, görünen o ki toplumumuz, her jenerasyonunda fizik ve biyoloji alanında milyonlarca yeni doktoraya ihtiyaç duymuyor. Aksine toplum, bilim okuryazarlığı olan vatandaşlara ihtiyaç duyuyor. Bilim okuryazarlığından kastettiğim diğer temel gerçeklerin arasından (ki onları bilmenin de zararı olmaz.) termodinamiğin ikinci yasası olan izole bir sistemin düzensizliği (entropi) gittikçe artacaktır gerçeğini bilmek değil. Aslında kastedilen -daha önemli olan da budur- kişilerin bilimsel girişimlere kaşı sağlıklı bir bakış açısı geliştirmiş olmaları ve gerekirse uygun bir şekilde eleştirel olabilmeleridir.

Bu yazıdaki amacım çocuklara yönelik hiç bilim kitabının olmadığını söylemek değil. Amazon’da, örneğin evrim kelimesini aratırsanız, size biyoloji ana başlığı altında 29840 adet madde sunuluyor. Dürüst olmak gerekirse bunlar ders kitaplarını da içeriyor ve sadece 184 tanesi ‘çocuk ve biyoloji’ başlığı altında sıralanıyor. Hatta bu kategori daha da az sayıda olanak sunduğu yüksek ihtimal olan ‘ergen ve genç yetişkinler’ başlığıyla bağlantılaşmıyor. ‘Fizik’ kelimesi ise 208917 madde sunuyor ki bunların sadece 604 tanesi ‘çocuklar için bilim’ alt kategorisinde yer alıyor. Bu sayılar kuşkusuz sistematik bir sosyolojik çalışma temsili olamaz, yine de çok gerekliler. (Google Scholar araması çok da sonuç vermedi.)

Yetişkin insanların zihniyetini değiştirmek çok zor, zira yetişkin zihniyeti varoluş öncesi inançlarımızı sağlamlaştıran, onlara meydan okuyan herhangi bir sava veya uygunsuz bir gerçeğe karşı bağışıklık kazandırmış olan bilişsel önyargılarla yüklenmiştir. Bunu sonucuna örnek olarak Amerika Birleşik Devletler’de Ulusal Bilim Vakfı ( National Science Foundation) tarafınca yapılan bir ankete katılan kişilerin %42’sinin astroloji için ‘kısmen’ veya ‘çok’ bilimsel olduklarını dile getirmeleri verilebilir. Elde edilen en kötü sayılar ankete tabi tutulanlar arasındaki en genç olanlarda (18-24 yaş aralığı) ortaya çıktı. Şöyle ki, bu genç katılımcıların %58’i astrolojiyi ‘hiç bilimsel değil’ olarak tanımlamayı seçmeyip astrolojinin de bir dayanağı olduğunu ifade ettiler. Dahası Gallop’un ortaya çıkardığına göre her dört Amerikalıdan biri paranormal olaylara inanıyor. Bu sorunun tek yanıtı resmi eğitim, özellikle de üniversite eğitimi olamaz. Lise eğitimi almışlar ile lisans eğitimini tamamlamışlar kıyaslanınca astrolojinin ‘kısmen’ bilimsel olduğuna inananların yüzdesi 37’den 20’ye düşüyor. Yine de %20 bile çok yüksek bir oran.

Üniversiteler Bir Avuç Aydın Züppesi Tarafından Ele Geçirilmiş Durumda

Peki, o zaman neden bilim ve felsefeyi ünlendirmiş olan kişilerin çoğu (ki aralarında ben de varım), Ignatius of Loyola’nın tavsiyesine kulak verme konusunda herhangi bir çaba göstermiyorlar? Yine tekrar etmemde fayda var. Temellendirme yapabileceğim teknik bir çalışma yok fakat kendi deneyimlerimden söyleyebilirim ki çocuklara yönelik iyi yazı yazmak gerçekten zorlu bir iş. İlk ve tek deneyimim olan 1989’da yazmış olduğum kitabı ele alalım. Kitabın adı Il Romanzo della Vita (Hayatımın Aşk Hikayesi) olup, 8-12 yaş aralığındaki çocuklara yönelik bir evrimsel biyoloji kitabıydı. İtalyan yayın evi Mondadori sunuma bakıp şöyle söylemişti. “Massimo, bu kitap, eğer iyi bir genel kültürü olan yetişkinlere yönelik olsaydı çok iyi derdim. Ama sen çocuklar için yazıyorsun, o yüzden git ve tekrar dene.”  İkinci versiyonu hazırlamak için çok fazla düşündüm ve bana çok zor geldi. Bunun sebebi de artık bir çocuk gibi düşünmüyor oluşumdu. Hatta artık çocuk olmak nasıldı onu bile hatırlamakta zorlanıyorum. Belki de bu bilim ve felsefe alanında çocuk kitaplarının az olmasının sebebini kısmen açıklıyordur.

İkinci bir sebep ise, açıkça söylemek gerekirse, akademik yazarlarda bulunan teşvik yetersizliği, yani güçlü bir caydırıcının varlığı. Üniversiteler bir avuç züppe tarafından zapt edilmiş halde. Ben kendim giriş derslerini vermeyi reddeden birçok öğretim görevlisi tanıyorum. Sebep olarak giriş derslerinin itibarlarını zedelediğini ve lisans öğrencilerindense yüksek lisans öğrencilerine ders vermeyi kuvvetle tercih ettiklerini belirtiyorlar. Halk için yazmak mı? Unutun gitsin. Şöyle bir efsane de var; eğer halk için yazı yazıyorsanız, yeterince iyi bir bilim insanı değilsiniz. Aslının tam tersi olduğunu destekleyen kanıtları kim umursar ki? Hele çocuklara yönelik yazmak daha da kötü. Camiada bu, yetişkinlere yönelik yazmayı bilmediğiniz anlamına geliyor!

Tüm bunlar şüphesiz tamamen saçmalık. Fakat terfi ve kadro almayı, araştırma hibelerini ve tabi ki ego tatminini sağlayan şey olan itibar, çalışmalarınızın inceleyen kim olduğunu bile bilmediğiniz bir kişi tarafından iğneleyici bir yorum alması sebebiyle reddedildiği bu camiada en çok ihtiyaç duyulan şey. Dolayısıyla kimse insanlık için sağlayabileceği en etkin tek katkının çocuklara yönelik yazı yazmak olduğunu düşündüğü için, canla başla kazanmış olduğu itibarından vazgeçmez.

Açıkçası, bu tersyüz edilmiş öncelikli olma hali genel itibariyle toplumun tutumunu yansıtmaktadır. Politikacılar ve halk genellikle çocuklarla ilgilenme meselesinde mükemmel olduklarına dair gururlanıyorlar, yine de ilkokul ve ortaokul öğretmenleri az maaşla çalışıyor ve kötü bir eğitimden geçmiş oluyorlar. Ayrıca halkın güvenini çoktan kaybetmiş ve düzeyi en düşük meslek gruplarından birine sahip kişiler olarak görülüyorlar. (Bilenler yapar, bilmeyenlerse öğretir şakasını hepiniz duymuşsunuzdur.) Eğer ki toplum olarak bizler çocuklarımız konusunda özellikle ‘akıl çağı’na girmiş olanlar için ciddi olsaydık, o zaman onların eğitimi birincil önceliğimiz olurdu. Bu durumda çocuklarımızın öğretmenleri film yıldızları ve atletler gibi rağbet görür, yapıyor oldukları elzem işlerinden ötürü yüksek ödemeler alırlardı. Fakat bunun gerçekleşme ihtimali neredeyse hiç.

Sorunlara yönelik maalesef genel bir çözüm sunamıyorum, ama burada laflarımdan ziyade icraatlarımı konuşturuyorum ki bu işe şahsen ciddi anlamda zaman ve çaba harcıyorum. Bu aralar, muhteşem bir grafik sanatçısı olan bir arkadaşım ile beraber uygulanabilir Stoacılık felsefesi üzerine grafik roman stilinde bir kitabın eş yazarlığını yapıyorum. Çok heyecan verici bir deneyim olduğunu söyleyebilirim, ama aynı zamanda çok da yavaş ilerliyor. Eş yazar arkadaşımın küçük bir çocuğu olması işimizi kolaylaştırıyor. Zira arkadaşımın çocuğu tam da bizim yarattığımız karakterleri maruz bırakmayı planladığımız zorbalık, sınavdan başarısız olma, apartmandaki popüler çocuk olmama gibi durumlara tanık oluyor. Kim bilir belki de yarattığımız çocuklar sonradan onların bir nevi akıl hocaları olacak ve bir ortaokul çocuğunun zorlu hayatına kılavuzluk edecek belli başlı Stoacıların biriyle etkileşim haline girecekler. Stoacıların söylediği gibi kader elverirse işe yarayacak.

Peki, sizler yardımcı olmak için neler yapabilirsiniz? Çocuğunuz veya tanıdığınız herhangi bir çocuk için iyi bir bilim ve felsefe kitabı edinin. Büyükbabam, benim önce astronomi, sonra da biyolojiye yönelik yeni filizlenen ilgimi bu şekilde beslemişti. Roma şehir merkezinde büyükbabamın en sevdiği kitapçıya düzenli aralıklarla gezmeye giderdik. Ben de özgürce kitaplar arasında gezinir ve muhakkak merakımı cezbeden en az bir kitap seçerdim. Ha bir de lütfen hangi kademeyi okutuyor olursa olsun tanıdığınız öğretmenlere karşı nazik olun. Özellikle de ilköğretim öğretmenlerine karşı.

Yazar: Massimo Pigliucci,
Çeviri: Merve ERDOĞDU
Kaynak: nautil

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.