“Kan, bazen dişlerimi sıkmama neden olur, bazen de bana kaosu kontrol etmemde yardımcı olur” -Dexter

Biyografi

Michael C. Hall’ın oynadığı Dexter Morgan, Miami Metro Polis Departmanı’nda çalışan bir kan sıçraması analisti. Olay mahallerini inceleyen cinayet departmanı için bir laboratuvarda çalışıyor ama geceleri seri katil olarak iki misli vakit geçiriyor.

Küçük bir çocukken, Dexter annesini elektrikli testere ile vahşice öldürülürken görmüştür. O ve ağabeyi fiziksel olarak yaralılardır ve ancak günler sonra polis tarafından bir kan havuzu içinde bulunmuşlardır. Dexter, onu bulan Harry Morgan tarafından evlat edinilip yetiştirilmiştir.

Dexter ergenliğe eriştikçe Harry, Dexter’ın karanlık eğilimlerini fark etmeye başlar. Onun sık sık hayvanları öldürdüğünü, duygu ve sosyal etkileşimden yoksun olduğunu fark eder. Suçlularla tecrübe edinen Harry, bu kalıpları bir seri katilin eğilimi olarak yakından tanımaktadır. Bununla birlikte, Harry bunu değiştirmek için yapabileceği hiçbir şey olmadığını bilmektedir, bu nedenle sık sık av gezileri sırasında öldürmeye olan isteğini hafifletmeye çalışır. Kaçınılmaz olarak, Dexter’ın öldürme isteği Harry’nin kurallar yasası olarak Dexter’e aşılandığı şekilde kalır. Harry polislik tecrübesiyle, adalet sisteminden kaçan ya da ölmeyi hak eden çok sayıda insan olduğunu bilmektedir. Bunu Dexter’a açıklar ve ona, öldürecekse sadece hayattan mahrum olması gereken katilleri öldürmesi gerektiğini söyler. Harry ayrıca Dexter’e hem sosyal olarak hem de duygusal olarak hareket etmesini ve normal şekilde davranarak kendisinden kuşkulanılması durumunu önlemeyi öğretir. Bu kurallar, kanıt bırakmayı ve yakalanmayı önlemenin birçok yolu ile birlikte “Harry’nin Yasası” olarak anılmıştır. Dexter bu kodu yaşar ve hiçbir zaman sapmaz.

Dexter’ın gerçek ve kişisel ilişkileri çok azdır çünkü çoğu insanda olan duygular onda yoktur. Kız kardeşi Deborah ile çok yakındır ve hatta bazı durumlarda ona karşı samimi davranmaya çalışır fakat Deborah, Dexter’ın sık sık duygusal olarak uzak olduğu konusunda şikâyet eder. Rita ile olan ilişkisi, kendini normal göstermesi için bir yem olarak başlar. Bir zaman sonra, birlikte vakit geçirmekten zevk almaya başlar ve sonunda evlenirler. Dexter, Rita’nın iki çocuğunu kabul eder ve birlikte bir çocuk sahibi daha olurlar. Bununla birlikte, Rita, dördüncü sezonun sonunda, Dexter’ın öldürmek için çok yaklaştığı bir seri katil tarafından öldürülür. Rita’nın ölümüyle Dexter,  Harrison gibi, çocuğunu yalnız büyüten bir baba olarak kalır.

Dexter’ın hayatı, öldürme ve gerçek kimliğini dünyadan uzak tutma isteğini de tatmin ederken, görünüşte normal yaşam biçimini korumaya çalışarak geçer.  [Manos, 2006-2010]

Psikanalitik Teori

Kişiliğe Psikanalitik yaklaşım, zihnin bilinçdışı süreçlerini vurgular. Freud‘un vurguladığı zihinin üç kısmı İd, Ego ve Süperego‘dur. İd, ilkel dürtü ve duygularla karakterizedir. Başlıca odak noktası zevk ve arzuları karşılamaktır. Süperego, toplumsal normların içselleştirilmesi ile ilgilidir. Zihnin etik kuralları vurgulayan kısmıdır. Son olarak, Ego zihnin gerçekçi yönüdür. İd, Süperego ve Ego dengesini sağlamaya çalışır. (Huntington, 2011) Dexter, hayatının büyük bir kısmını bu çeşitli yönleri dengelemeye adamıştır. Normal birey onları dengelemek için çok fazla düşünmez. Genellikle olağan bir süreçtir. Bununla birlikte, Dexter’ın psikopat eğilimleri toplumsal normları anlamayı zorlaştırır. Hayatının büyük bölümünü Harry’nin kurallarını uygulamaya ve onları taklit etmek için diğer insanları gözlemlemeye çalışarak geçirir. Dexter’ın “Ego”, herkesten fazla, zihnin farklı bölümlerini dengelemek için aşırı çalışır. İlkel dürtüler, çoğu birey gibi saldırgan davranışları değil, öldürmek için şiddet içeren çağrışımlar olduğundan, ortalama bireylerden daha fazla çalışmak zorundadır. Seri bir katil olarak, Dexter toplumsal normlar konusunda çok hassas olmalıdır. İnsan etkileşiminin çok garip ve yabancı olduğunu itiraf ettiğinde normal görünmeye çabalamaktadır. İd ve Süperego’nun bir şeytana karşı bir melekle kıyaslanabilecekleri bir anoloji, Dexter’in durumuyla özellikle ilgilidir, çünkü insanları öldürme ve normal bir yaşam tarzı sürdürme eylemleri ile savaşmaktadır.

 “Freudcu teori de içsel uyarılmayı, bilişsel olarak anlamadığımızı düşünür” (Huntingtion, 2011). Psikanalitik teorinin bu yönü Dexter’ın Rita ile olan ilişkisiyle gösterilmiştir. Dexter, kendisini normalleştirmek için daha önce hiçbir ilişkide bulunmamıştır, ilk defa onunla başlamıştır. Rita son zamanlarda kötü bir evlilikten kurtulmuştur ve Dexter’ı mükemmel bir partner olarak görmüştür. Onu tanımlarken en az kendisi kadar zarar gördüğünü söyler. Birden fazla geceyi birlikte TV izleyerek geçiren Dexter’ın iç monoloğunda Dexter, sahip olduğu duyguyu nasıl açıklayacağını bilmediğini kabul eder, ancak ondan hoşlandığını düşünür. Dexter, sosyal etkileşimlerden hiç zevk almaz; bu yüzden hissettirdiği şeylerden uzakta değildir. İlk kez Rita sayesinde bazı şeyleri yaşar. Kendisinin tam olarak ne olduğunu anlamasa da, bundan hoşlandığını bilmektedir.

Psikanaliz, bilinçdışı düşüncelerin davranışı etkilediğini vurgular. Bu fikir Dexter’ın şiddet davranışının kökenini temsil eder. Dexter’ın öldürme isteğinin nedeni, küçükken tanık olduğu olaydır. Üç yaşındayken annesinin şiddetle öldürüldüğüne tanık olmuştur. Hafızası uzun zaman boyunca bastırılmış olsa da, Dexter hâlâ şiddet arzularına sahiptir. Hayvanlara yönelik başlamışlardı, aynı zamanda insanlara doğru büyüdüler. Bu noktada Dexter’ın hayatı çok karışıktı çünkü diğer insanların neden hayattan çok keyif aldığını ve neden bu kadar farklı olduğunu anlamıyordu. Bununla birlikte, anısı bilinçsizce onun içine aşılanmıştı ve bu, öldürme isteğinden sorumluydu. Bir yetişkin olarak Dexter, araştırması gereken benzer suç mahalleri aracılığıyla annesinin ölümünün parçalarını hatırlamaya başlar. Kısa süre sonra olayın çoğunu hatırlayabilmiş ve hatırladıkları onu daha çok etkisi altına almaya başlamıştır.

Genel olarak, Freud, “insanları medeniyetin içerdiği cinsel ve agresif dürtüler yığını” olarak niteleyerek Psikanalitik teoriyi özetledi (Huntington, 2011). Bu açıklama, Dexter’ın sürekli olarak karanlık arzularıyla karşı karşıya kaldığı, ancak toplum için maske takması gerektiğini açıklar.

Neo-Analitik Teori

Freud’un teorisine benzer şekilde, Neo-Analitik teori zihnin üç parçasını ego, kişisel bilinçdışı ve kolektif bilinçdışı olarak vurgular. Ego, Freud’un tarif ettiği şekilde kişiliğin merkezi çekirdeğidir. Kişisel bilinçdışı, şu anda bilinçli farkındalığın bir parçası olmayan düşünceler içerir, ancak Freud’un anlattığı gibi, tehditkâr veya kabul edilemez değildir. Kollektif bilinçdışı, bilinçdışının daha derin bir seviyesini karakterize eder. Zihnin bu kısmının, tüm insanlar arasında yaygın olan arketipleri içerdiği söylenir. (Huntington, 2011)

Özellikle, Dexter, dört standart modelin ikisinde gösterilebilir. En iyi olarak takındığı tavır ve gölge arketipiyle karakterizedir. Bu arketip, kişiliğin karanlık ve kabul edilemez tarafına karşı toplumsal olarak kabul edilebilir cephe olarak tanımlanmaktadır. (Huntington, 2011) Bu arketip Dexter’ı mükemmel bir şekilde tarif eder çünkü sürekli ironik olarak “karanlık yolcu” olarak adlandırdığı insanları öldürme arzusu vardır. Bu, bu belirli modelin “gölge” kısmıdır. Tersine, inanması zor olmasına rağmen, Dexter kötü bir insan değildir. Hiç masum bir kişiye zarar vermemiştir ve şartların ne olduğuna bakılmaksızın, kodun bu yönünü hiçbir zaman ihlal etmemiştir. O sadece dağıtıldığı eliyle hayatta kalmaya çalışmaktadır. Bu arketipteki “Kişilik” özelliği, Dexter’ın gündüz hayatı boyunca tasvir edilir. O bir kardeş, adli analist, koca, baba ve birçok insanın arkadaşıdır. Eşi Rita ve kız kardeşi Deborah sürekli sevgilerini ve takdirlerini ifade eder. Başkalarının şüphelenmemesi için kendisini normalleştirmek zorunda kalsa da, tüm yaptığı eylem bu değildir. Gerçekten hiç masum insanlara zarar verme arzusuna sahip değildir. Çoğu zaman zekası ve keskin duygusu vakaları çözmüş ve iş arkadaşları ve patronu ona sahip olmaktan çok memnun kalmışlardır. Dexter’ın iş arkadaşlarından biri olan Angel Battista bile ona en yakın arkadaşı olarak değinir.

Carl Jung aklın iki önemli yönü olduğuna inanıyor – akılın iki önemli yönü olduğuna inanıyor – dış dünyadaki şeylere yönelik doğrudan, psişik şeylerle karakterize edilen dışa-dönük yön ve doğrudan içe doğru olan psijik enerji ile içe dönük yön. Her insanın bir türe en iyi uyduğu düşünülmekte ve bu, kişinin baskın fonksiyonu ve baskın tutumu ile belirlenebilmektedir (Huntington, 2011). Dexter Morgan, içe dönüklüğün klasik bir örneğidir. Mümkün olduğunca sosyal etkileşimden kaçınır ve yalnız kalmaktan hoşlanır. Her ne kadar suç mahallerini ziyaret etmek ve cinayet departmanındaki diğer insanlarla çalışmak zorunda olsa da zamanının büyük kısmı geniş DNA testi yapan laboratuvarında izole olarak geçirir.

Tartışma

Dexter, kişiliğinin son derece farklı yönleri nedeniyle kolayca tanımlanamayan karmaşık bir karakterdir. Psikanalitik kişilik perspektifi, Dexter’ın böyle olmasının nedenlerinin çoğunu yakalar. Psikanalitik kuram, bilinçdışının davranış üzerine etkilerini vurgular. Bu, Dexter için de geçerlidir; çünkü öldürme isteği, bastırılmış annesinin öldürüldüğü anılarını hatırlamadan ortaya çıkmıştır. Bu onun bilinçdışı düşüncelerinin kişiliği ve davranışında derin bir etkisi olduğunu gösterir. Kişiliğe Neo-Analitik Yaklaşım aynı zamanda Dexter’ın kişiliğini analiz etmede etkili bir yoldur. Neo-analitik perspektifin temel biçimi Dexter’ı tanımlamak için doğru bir yoldur çünkü karakteri ile kişiliğinin gölge yönü arasında sürekli  yer değiştirmektedir. Gündüzleri nispeten normal bir hayat sürer, ancak geceleri ritüel hale gelen cinayetlerine başlar. Buna ek olarak, bu teori dışa dönüklük ve içe dönüklüğü kişiliğin önemli yönleri olarak ortaya koymaktadır. Dexter, sosyal yalıtıma sahip olduğu için içe dönüklüğün klasik bir örneğidir. Dexter’ın kişiliği çok farklı şekillerde yorumlanabildiğinden tam anlamıyla zordur. Ancak, daha önce bahsedilen kişilik perspektiflerinin kişiliğini verimli bir şekilde analiz ettiğine inanıyorum.

Yazan: Marie Rizio
Çeviren: İlknur Aktulan
Kaynak: personalitypsych2011

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.