Nazizm’in genel olarak ateizm ile desteklenen bir ideoloji olduğu düşünülür, ama Hitler‘in konuşmalarına ve yazmalarına yakından bakılacak olursa dine karşı belirsiz de olsa bir bakışı olduğu görülür. Bazı tarihçiler Hitler’in Hristiyan olduğunu ileri sürse de, onun net dini görüşleri veya inançsızlığı hakkında bir fikir birliği yoktur. Ancak tarihçi Samuel Koehne’nin Avusturalya Yayın Kurumu için yazdığı makalede üç farklı ana düşünce tarzı vardı:

Naziler bir tür neo-paganlardır

Nazizm’in kendisi bir “siyasi din”dir

Nazizm, Hristiyanlığın bir formu tarafından öğretilmiş ve geliştirilmiştir

Paganizm garip şekilde, 19.yy sonu ve 20.yy başı Almanyası’nı süpüren völkisch populist movement (Ulusalcı Popülist Hareket) ile iç içedir. Bu hareketle birlikte doğan gruplar ırk ve milliyetçiliğe verdikleri önemle ayrılırlar, ama çoğu gizli kalmış pagan geleneklerini ve adetlerini “volk” — insanlar — arasında canlandırma arzularını ifade etmiştir. Koehne’nin de yazdığı gibi:

“Aslında Naziler Münih’te (1920’de) ilk Noellerini kutladıklarında, bunu bir yıldönümü kutlamasından farksız yaptılar ve kendi gazetelerindeki olayın raporu, Almanya’nın kendisini içinde bulduğu korkunç durumun “antik zamanlarda Edda’da ve Armanen öğretilerinde kehanetle bildirildiğine” dikkat çekti. Burada, kıyametle ilgili olan Ragnarok veya “tanrıların şafağı”  bölümünü içeren romantik Edda’daki pasajlara atıf yapılıyor.”

Katolik Kilisesi’nde yetiştirilen Hitler 1920 konuşmasında, Aryanların tarih boyunca nereye yerleşirlerse yerleşsinler “ışığın tarikatları”nı kurduklarını söyledi. Hitler völkisch hareketinin şevki ile tanımlanabilecek biri iken, pagan görüşlerinin metafiziksel geçerliliklerine inanması pek olası gözükmüyor. O daha çok dini inancın faydaları hakkında endişe duyuyormuş gibi görünüyor. Koehne’nin de şu şekilde yazığı gibi:

Şurası belli ki Hitler völkisch hareketinin ezoterik dünyasından kolayca uzaklaşabiliyordu, çünkü bu geleneği simgelemeyi başlatan saklı bir toplum istemiyordu. O bir kitle hareketi yaratmak istedi. Sonuç olarak Kavgam’da, Katolik Kilisesi ile onun otorite ve dogma geleneklerini güçlü bir şekilde desteklediğini yazdı. Bu onun Kilise doktrininin içeriğine olan sevgisinden dolayı değil, Nazilerin kendi “politik söylem”lerini yaratmak için “völkisch görüşünden” Nazi ırkı milliyetçiliğine olan net inançlarına kadar tüm değişik formları kullanabileceğine inandığından dolayıydı.

Hitler’in sık sık kendisiyle özel olarak paylaştığı düşüncelerinde, dinin yararı konusundaki görüşleri netti. Paylaştığı kişi olan Albert Speer’in “Inside the Third Reich” adlı kitabında şöyle yazıyor:

“Görüyorsunuz, yanlış dine inanmak bizim talihsizliğimizdi. Neden Japonların, anavatanı için yapılan fedakârlığı en büyük iyilik seviyesi olarak gören dinine inanmadık ki? Müslümanların dini de bize Hristiyanlıktan daha uygun olabilirdi. Neden tüm o uysallığı ve gevşekliği ile Hristiyan dini olmak zorundaydı ki?”

…ve ayrıca onun Kavgam adlı eserinde şu bölüm yer alır:

“Bizlerin olan bu insanoğlu dünyası, dini inancın pratik varoluşu olmadan kavranılamayabilir.” (sf. 152)

Ancak Kavgam Hristiyanlığın ırksallaştırılmış tuhaf bir yorumlamasını da içerir:

“Ve Hristiyanlığın kurucusu Yahudi insanlar hakkındaki görüşlerini tabi ki gizlemedi. Ve bunu gerekli bulduğunda, insan ırkının bu düşmanlarını Tanrının Evinden kovdu.” (sf. 174)

“Bu nedenle bugün Yüce Yaratıcının isteklerine uyumlu şekilde davrandığıma inanıyorum: kendimi Yahudilere karşı savunarak, Tanrının ödevleri uğruna savaşıyorum.” (sf. 65)

Hitler’in İncil yorumlaması, 1920 Nazi Parti Platformu’nun 24. Maddesi ile yolunu yaptığı “Pozitif Hristiyanlık” diye isimlendirilen bir sonuç doğurdu:

Devletin varlığını, Germanik ırkının davranışlardaki karşıtlıkları ve ahlaki görüşlerini tehlikeye atmadıkları sürece, devletteki tüm dini söylemlere özgürlük vadediyoruz. Parti, kendi söylemlerini başka bir söylem ile kısıtlamaksızın pozitif Hristiyanlığın görüş çizgisini tamamıyla destekler. Yahudi-metaryelistik ruhu ile hem içerde hem dışarda savaşır ve insanlarımızın daimi kurtuluşunun bireysel iyilikten evvel toplum iyiliği temeli ile başarılabileceğine ikna olmuştur.

Hitler din hakkında konuşurken sık sık “doğa kanunları”ndan bahseder, dünyayı sosyal Darvinizm ile yönetilen bir yer gibi resmeder. “Hitler’s Table Talk”da da görülebilen bu alıntıdaki gibi:

“Doğa kanunlarının meziyetiyle, doğadaki bu güç onu fethedene geçer. En büyük göçler doğudan yola çıktı. Düşüş ise bizimle başladı, batıdan doğuya. Bu, doğanın kanunlarıyla uyumludur. Mücadele sebebi ile elit tabaka sürekli kendini yeniledi. Seleksiyon kanunu, en uygun olanın hayatta kalmasına izin vererek bu sürekli mücadelenin ayarını yaptı.”

Aynı monologda, Hitler net şekilde Hristiyanlık ahlakını kınıyor.

“Hristiyanlık doğanın kanununa bir isyandır, doğaya karşı bir protestodur. Mantıksal ölçüsüzlüğü ele alınacak olursa Hristiyanlık, insani başarısızlığın sistematik yetiştirilişi anlamına gelebilir.”

Bu sebeplerden ötürü, bazıları Hitler’in deist olduğu sonucuna varır. Koehne’nin de yazdığı gibi:

“1938’de yaptığı çokça bilinen büyük konuşmasında da söylediği gibi o Nazizm’in “sadece ırkçı görüşlerle filizlenmiş ırkçı-siyasi bir doktrin” olduğunu ve “en net bilimsel tecrübeleri” temel aldığını düşünüyordu. Yine aynı konuşmasında Nazi “tarikatının” doğaya saygı gösteren yegane grup olduğunu ve bunun sebebinin de “ilahi buyruklu” olmalarından ötürü olduğunu belirtti.”

Nihayetinde Hitler’in dini inançlarının ne olduğunu tam olarak bilmek tabi ki imkânsız. Ama görünen o ki Hitler’in iki şeye kesin bir inancı vardı: aşırı milliyetçilik ve kendisi.

Yazar:    Stephen Johnson
Çeviren: Ömer Murat Urhan
Kaynak: bigthink

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Ben Ömer Murat Urhan. Ankara’da ailem ile yaşıyorum. Keşfetmeyi seviyorum. Elime ne geçerse okurum. Bizi okumanın kurtaracağına inanırım. Her dönem, hiç gitmediğim bir yere gitmeye gayret ediyorum. Yer değiştirmeyi severim. Mühendislikteki hocalarım olsa yer değiştirmek değil deplasman yapmak derlerdi. Ben demeyeceğim. İnanın bıktım onlardan. Ben sanata inanıyorum.