Doğaçlama tiyatro bir terapi biçimi olabilir mi? Bazı psikologlara göre, evet.

2013 yılının Ağustos’unda ilk doğaçlama dersimi aldığımda, komedi şovlarının afişinde bir gün ismimi göreceğime dair bir hayalim yoktu. İlgimi çeken çok daha pratik bir şeydi: Çalıştığım Los-Angeles merkezli bir şirketteki meslektaşım bu dersi almaya henüz başlamıştı ve doğaçlamanın, toplantılarda hızlı düşünme ve konuşma becerilerini geliştireceğine inanıyordu. Bölümümüzün geri kalanına derslerin ne kadar eğlenceli olduğunu anlattı ve doğaçlama tiyatroyu denememiz için bizi yüreklendirdi. Ben kolay ikna olmadım-topluluk önünde konuşma yapmaktan nefret ederim-fakat aynı zamanda biliyordum ki doğaçlama, geliştirmek için uğraşabileceğim bir yetenekti. Gönülsüzce de olsa, California Culver City’de bir tiyatroda Herkes İçin Doğaçlama’ya (Improv for the People- IFTP) bir başlangıç sınıfını incelemek için kayıt yaptırdım.

Ve her nasılsa, kemikleşmiş öz bilincime rağmen, çok kısa sürede doğaçlamayı sevdiğimi keşfettim. Doğaçlama performanslarının neticesi ferahlatıcıydı: Akşam derslerine yorgun argın giderdim ve 3 saat sonra tümüyle enerji dolu olarak dersten ayrılırdım.

Doğaçlama hocam ve aynı zamanda IFTP’nin sanat yönetmeni ve kurucusu olan Matthew Moore’a göre, öğrencileri arasında- daha da çekingen olanlar dâhil- bu sonuç olağan dışı bir durum değildi. IFTP vasıtasıyla pek çok kurumsal atölye yürütmüş olan Moore, az sayıda şirketin çalışanlarını topluluk önünde konuşma becerilerini geliştirmeleri için derslerine gönderdiğini söylüyor. Bununla beraber, Moore’un öğrencilerinin çoğunluğu benimkine benzer sebeplerle kendi istekleriyle bu derslere kaydolmaktalar: Öğrenciler özgüven inşa etmeyi veya iletişim becerilerini geliştirmeyi umuyorlar.

Bazıları için ise doğaçlamanın kazanımları daha da önemli olabiliyor: Araştırmacılar ve benzer şekilde klinik psikologlar, araştırmalar yürütmek ve hastalarına uyguladıkları seansların içine dâhil etmek suretiyle, doğaçlamayla ilgilenmeye başladılar. Doğaçlama sahnesi, teorik olarak, yargılanma veya başarısızlık korkusunun olmadığı bir yer olduğu için; düşük benlik saygısı, sosyal kaygı ve kaygı bozukluklarının diğer türleriyle mücadele eden bireyler için ideal bir ortam oluşturmaktadır.

Terapinin alternatifi olmasa da, bazı psikologlar doğaçlamanın, hasta/terapist dinamiğine kısmen ayna tuttuğu için etkili bir tamamlayıcı olduğuna inanmaktadır. Pennsylvania Üniversitesi’nde Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi olan Gordon Bermant, 2013 yılında, Frontiers in Psychology Dergisinde, doğaçlama ve uygulamalı psikolojinin benzerliklerini ya da gerçek dünya problemlerini çözmede psikolojik araştırmaların kullanımını ortaya koyan bir makale yayımladı. Bermant çalışmasında, “Doğaçlama ve uygulamalı psikoloji pratikleri bireysel farkındalığı, kişiler arası nezaketi ve güveni artırmayı amaçlamaktadır” ifadelerine yer vermektedir.

Doğaçlamada planlama ve belirlenmiş bir yapının olmaması oyuncuların bir güvenlik ağı olmaksızın performans sergilemelerini gerektirir, fakat Bermant’ın çalışmasında belirttiği gibi, “Eğer herkes birbirine güvenerek oynarsa, kaybetme korkusu gücünü kaybeder- bir destek ağı açıklık, güven ve kabul ile inşa edilir.” Bir doğaçlama topluluğunun üyeleri arasındaki ilişki, tıpkı hasta ve terapist ilişkisindeki gibi güvene dayanmaktadır.

Bermant’ın bana dediğine göre, “Terapistin hastayı ‘koşulsuz olumlu kabul’ içinde tutması fikri, doğaçlamanın ‘Evet, ve’ olumlamasına yakın bir ilişki türünü tanımlar.” Terapinin anahtar prensibi, terapistin hastayı söyledikleriyle yargılamayacağı garantisidir. Benzer şekilde, doğaçlamadaki “Evet, ve” kavramı-bir oyuncu diğerinin önermesini kabul eder ve ona ilave yapar- hiçbir fikrin yok sayılmayacağına dair zımni kabule dayanır.

Bermant, “Doğaçlamanın güzelliği; oyuncuları güven inşa eden kişiler arası ilişkilere taşıyabilecek yaratıcılığın ortaya çıkabilmesi için, güven zemininde ortaklaşa ve işbirliği içinde yapılmasında yatar” demektedir.

New York Montefiore Tıp Merkezinde psikoloji eğitimi yöneticisi Simon Rego’ya göre, doğaçlama yapmanın, sosyal kaygı ve kalabalık önünde konuşma korkusu ile mücadele eden bireyler için gayrı resmi bir maruz bırakma terapisi gibi bir işlevi olabilir. Maruz bırakma terapisinde, nispeten az sinir bozucu bir durumdan (bir tek insan karşısında olmak gibi) mümkün olan en kötü senaryoya (büyük bir kalabalık bombardımanına uğramak gibi) doğru çalışarak, psikologlar hastaların korkularıyla aşama aşama yüzleşmelerine yardım ederler.

Rego’ya göre, “Sosyal kaygı hisseden bireyler için, sonucu ne olursa olsun, tekrar tekrar kalabalık önünde olmak bu bireylerin korkularının azalması için mükemmel bir fırsat yaratabilir. Performansları ya düşündüklerinden daha iyi gidebilir ve bu da gelecek sefere daha az kaygı duymalarını sağlar veya iyi gitmezse bu durumla nasıl başa çıkacaklarını öğrenirler.” Rego, duyguların değişimini düşünce ve davranışların değişimine bağlayan bilişsel-davranışçı terapi uygulamaktadır. Bu terapi türü, kaygı için yaygın bir tedavi biçimidir ve hastalara “bilişsel çarpıtmaları” tanımlayarak ya da düşüncelerinin lehinde ve aleyhinde kanıtlar getirerek olumsuz düşünce örüntülerini sorgulamalarını öğretme fikrine dayanır. Aynı zamanda hastalar, problemli davranış örüntülerini değiştirmenin etkili yollarını öğrenirler, korku veren durumlardan kaçmak yerine onlarla yüzleşmek gibi.

Chicago’lu psikolog ve kaygı uzmanı olan David Carbonell, topluluk önünde konuşma korkusu olan bireyler için doğaçlama tiyatro unsurlarını dâhil ettiği bir atölye yürütmektedir. Carbonell’in atölyesinde bir katılımcı konuşma yaparken diğeri, konuşmacının zihninde muhtemelen dolaşan negatif, özeleştirel düşünceleri dile getirir: “Nasıl bu kadar uzun duraklayabilirsin? Belli ki biraz kaygılısın! Ne çeşit bir nefes alıp veriyorsun öyle?”

Carbonell’in dediğine göre, “Konuşmacı tüm bu korkunç özeleştirel düşünceleri fiilen bir başka insandan duyduğunda olanlar hayret verici. Hastanın, duyduklarının üstesinden gelmesi, bu düşüncelerin kendi zihninde olması durumuna göre çok daha kolay. Bu alıştırma bu tür özeleştirel düşüncelerin birtakım etkilerini sahiden yok ediyor.”  

Carbonell doğaçlama tekniğini uçma korkusu olan insanlarla yürüttüğü bir grupta da kullanmakta. Grup, beraber uçuşa gitmeden önce çeşitli defalar toplanıyor. Grubun bir konferans masası etrafında bir araya geldiği bir seansta, Carbonell bir katılımcıdan uçmayla ilgili en korkutucu bulduğu şeyi bir melodiyle söylemesini istiyor. Devamında tüm grup buna katılıyor: İç içe geçmiş korkuların kakofonisi.

Carbonell herkesi susturuyor ve bir katılımcıyı seçerek masanın karşısındaki bir başkasının korkusunu melodi olarak söylemesini istiyor ve bunu diğer katılımcılardan da sırayla istiyor.

Carbonell, “Sonunda, katılımcılar histerik bir şekilde gülmeye başlıyorlar çünkü kendi korkularını bile hatırlamakta güçlük çekiyorlar. Sosyal kaygı tamamen engellenme ve otosansür ile ilgilidir ve doğaçlama bu süreci tersine çevirmeye yardım eder.” demektedir.    

Carbonell doğaçlamayı yalnızca psikologluk pratiklerine katmakla kalmıyor, aynı zamanda ilk performanslarını 2013’te sahneleyen ve tamamı Chicago’lu psikologlardan oluşan doğaçlama topluluğu “Terapi Oyuncuları”nın da bir parçası. Bu tarihten beri topluluk skeç komedi yarışmasından Anoreksiya Nervoza Derneği yararına olmak üzere çok çeşitli vesilelerle performanslar sergilemiştir. Mizahın geneli, doğal olarak, psikoloji üzerinedir: Carbonell’in bana gönderdiği bir videoda, bir sahne panik atakların tanılama değerlendirmesini içermekteydi. Bir diğerinde ise oyuncu, hastasını izleyenlerin önerdiği terapi biçimlerini (maruz bırakma terapisinden aromaterapiye kadar her çeşidi olan) kullanarak iyileştirmeye çalışan Dr. Generic karakterini oynuyordu.

Carbonell, daha düşük düzeyde sosyal kaygı yaşayan bazı hastalarını Chicago Panik/Kaygı Rehabilitasyon Merkezi (Panic/ Anxiety Recovery Center-PARC) ile Second City Komedi Kulübü’nün ortak girişimi olan Kaygıya Karşı Doğaçlama’ya (Improv for Anxiety) yönlendirmektedir. Sekiz haftalık program, Second City eğitmeni tarafından verilen haftalık doğaçlama eğitimi ile PARC tarafından verilen haftalık bilişsel davranışçı terapi grup seanslarını içermektedir.

PARC’ın yöneticisi ve Kaygıya Karşı Doğaçlama’nın kurucularından biri olan Mark Pfeffer, kaygıyla mücadele eden insanlara yardım etmenin en iyi yolunun onları bu kaygılarını artırıcı ortamlara yerleştirmek olduğuna inanmaktadır. Ona göre, doğaçlama bireyin yeteneğini ve risk alma isteğini geliştirmektedir.

Pfeffer çalışmalarını, “Elbette hafif-orta dereceli sosyal kaygı yaşayan bir bireyi sadece 8 haftada iyileştirmiyoruz ancak beklentimiz bu bireylerin davranış ve düşüncelerinde bir değişiklik yaratmak” şeklinde ifade etmektedir.

Dünya genelinde de kaygı ile mücadele eden insanlara yardım etmek için Pfeffer’in programına benzer programlar ortaya çıkmıştır. Örneğin Londra’da The School of Laughter (Kahkaha Okulu), “korkunun yüzüne karşı kahkaha atmak” için katılımcıları cesaretlendiren Kaygıya Karşı Doğaçlama Atölyesi yürütmektedir.

Vanderbilt Üniversitesi’nde Doğaçlama Sosyal Becerileri Grubu da, 90 dakika süren seanslara bir sömestr için 8 öğrenci kabul eden başka bir program uygulamaktadır. Grubu yürüten Vanderbilt Psikoloji ve Rehberlik Merkezi hakkındaki tanıtım yazısında şunlar yazmaktadır: “Kendinizi hep arka sıralarda oturuyor ve içinde bulunmadığınız bir eğlenceyi izliyor olarak görüyorsanız; veya yüzünüz yanmadan bir sohbete katılamıyorsanız; veya yalnızca iletişim becerilerinizin sosyal veya akademik düzeylerde sizi daha fazla sorumluluk almaktan alıkoyup alıkoymadığını merak ediyorsanız, programa katılmayı düşünebilirsiniz.”

Doğaçlamanın kaygıyla mücadeleye katkıda ne kadar etkili olduğunu değerlendirmek için halihazırda en az iki araştırma denemesi mevcut. Bu araştırmalardan biri Chicago Üniversitesinde araştırmacı ve Second City’de sahne dövüşleri eğitmeni olan Greg Poljacik tarafından yönetilen Kaygıya Karşı Doğaçlama Programının çalışmasıdır. Katılımcılar programdan önce ve sonra, bazı günlük aktivitelerde (halka açık bir yerde telefon kullanmak ya da bir toplantıda konuşmak gibi) hissedilen korku düzeyini ölçen Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği’ni doldururlar. Geçtiğimiz yıl boyunca bu verileri toplayan Poljacik ve meslektaşları, çalışmaya kontrol grubuyla birlikte toplam 50 katılımcıyı dâhil etmeyi planlamaktadır.

Chicago John H. Stroger Jr. Hastanesinde nöropsikolog ve Terapi Oyuncuları üyesi olan Kristin Krueger, kaygı yaşayan bireyler üzerinde doğaçlamanın etkisini değerlendiren bir başka çalışma yürütmektedir. Krueger 2006’da doğaçlama dersleri almaya başlamış ve bu dersler kendisinde doğaçlamanın potansiyel bilişsel faydaları konusunda merak uyandırmıştır. Dediğine göre doğaçlamada, akademik hayatın baskısından özgürleştiren “doğru yapmak” olmadığı için kendisi doğaçlamaya sürüklenmiştir.

Krueger şimdi, Stroger’da kaygı ya da depresyona karşı tedavi arayan hastalara kendi deyimiyle thera-prov* (therapy+improv) adını verdiği bir program uygulamaktadır. Haftalık küçük grup seanslarında Krueger, doğaçlamanın etki edeceğini düşündüğü beş değişkeni ölçmek için seans öncesi ve sonrası ölçümleri kullanmaktadır: Kaygının ve depresyonun semptomları, mükemmeliyetçilik, sosyal rollerden tatmin ve benlik saygısı.

Ekim ayı ortası itibariyle Krueger’in programını 35 hasta tamamlayacak olup Kruger yayınlamak üzere yakın zamanda çalışma sonuçlarını yazmaya başlamayı planlamaktadır. Bilişsel davranışçı terapi eğitimi de alan Krueger, doğaçlamayı bu terapinin amaçlarını tamamlayıcı olarak görmektedir.

Krueger, “İnsanların düşüncelerini değiştirmeyi denemek uzun bir süreçtir çünkü herkes sözel ya da ussal olarak yetenekli değildir. Doğaçlamayla ilgili mühim olan şey neyi değiştirdiğinizi tam olarak bilmeden duygudurumunuzu değiştirebiliyor olmanızdır.” demektedir.

Yazar: Kathleen Toohill
Çevirmen: Zeynep Duran
Kaynak: theatlantic

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.