Riitta Excell parmak kısımları mavi olan ve kırmızı çiçek desenleri olan ev yapımı yün çoraplarını giymişti. Etrafındaki kadınlar çaylarını yudumluyor, börek ve tatlıların keyfini çıkarıyorlardı. Onlar da ev yapımı çoraplarını yün giymişlerdi.

Salı günü öğleden sonra saat 3’e geliyordu. Helsinki civarlarında oturan Pirkko Fihlman’ın oturma odasını siyah beyaz aile fotoğrafları, porselen melek ve kuş heykelcikleri ve nakışlı rokoko koltuklar dolduruyordu. Çay bardağı şıkırtısı durdu, Excell gözlerini kıstı, yumruklarını sıktı ve Fince bir ağıt söylemeye başladı.

Depresyon için ilaçlarımı aldım
Sadece duygularımı yumuşatsın diye
Doktor onlara ihtiyacım olduğunu söyledi
Ama ben onlar olmadan ağlamayı öğrendim
Ve ilaçları almayı bıraktım
Sonra duygularımın yükselmesine izin verdim
Vefat ettiğinde, annem için
Kocam beni terk ettiğinde,
Beni yalnız bir anne olarak bıraktığında
Evliliğim için
Hafta sonu tatili olmayan zor bir iş için.
Şimdi ilaçlarım olmadan ağlıyorum
Ama hala çok kızgın hissediyorum
Öfkem sağlam temelli gibi
Ama bu duygular bana zarar vermeyecek

Excell’in sözleri modern zamanlardan olabilir ama şarkıyı söyleme biçimi eski zamanlardan kalma.

Ağıt alanında eğitmen ve bu grubun lideri olan Fihlman ağıt yakmanın hisleri ifade etmede çok eski ve geleneksel bir yöntem olduğunu söylüyor. “Eğer incinmişseniz ya da kederleriniz varsa veya hislerinizi ifade etmek istiyorsanız feryat ederek içinizdekileri çıkarın. Dışarı çıkmasına izin verin. Eski zamanlarda böyle yaparlardı.”

Finlandiya’da eski müzik geleneği olan ağıt yakmak bir canlanma yaşıyor.

Geçmişte bu gelenek cenazelerde, evlenmelerde ve savaş zamanlarında gözlenirdi. Ama günümüzde, uygulayıcı uzmanlar bu geleneği modern bir uygulamaya dönüştürdü: Müzik terapisi. Duyguların şarkılar yoluyla işlenmesini sağlamasıyla ağıt yakmak günümüzde uygulayıcılarına akıl sağlığı konusunda yararlar sağlıyor.

Fihlman şöyle söylüyor. “Ağıtlarda insanlar kendilerini ifade edebiliyorlar. Verdiğim derslerde insanlar sık sık kederleri hakkında ağıtlar yapıyor. Kaybettikleri anne-babalarını özlüyorlar ya da evliliklerinde sorunlar yaşıyorlar ya da çocukluklarında zarar görmüşler ve bundan bahsetmek için hiç şansları olmamış”.

Bu gelenek pek çok “yeni çağ” uygulamasına benzemesine rağmen, Fince ağıt yakmanın, neo-spiritüel uygulamalarda olmayan bir özelliği var: Diğer kültürlerden almak yerine kendi bölgesine has bir geleneği öğretiyor.

Dünyanın dört bir yanındaki ağıt yakma gelenekleri konusunda pek çok makale ve kitabı olan, Kuzey Arizona Üniversitesi’nde antropoloji profesörü Jim Wilce’ e göre, ağıt yakmanın işlevi atalarınızla, ölülerinizle pozitif bir ilişki kurup onlara bir şekilde yardım etmekti. Aslında, gelenek duygusal bir iyileşme ile alakalı değildi. Ve geleneğin canlanmasını bu kadar benzersiz kılan da bu durum Jim Wilce’e göre.

“Her geleneksel ağıtta, benim deyimimle, ‘ilahi güçlerle’ bir bağ kuruyorsunuz.” diyor Helsinki Üniversitesi’nden folklor çalışmalarında doktora derecesini alan Eila Stepanova, “Bu Hristiyanlıktaki ilah değil de arada bir şey, eski bir geleneksel inançlar katmanı”.

Ağıt yakma geleneği Yeni Zelanda’dan Bangladeş’e kadar topluluklarda görülüyor ve ayrıca eski “Beowulf” şiiriyle de belgelenmiş; Finlandiya’da kullanılan tarzın kökenleri Rusya-Finlandiya sınırının Rusya tarafındaki Karelya Cumhuriyeti diye bilinen bölgeye dayanıyor. Stepanova geleneksel ağıt yakmaların eskiden cenazeler, evlenmeler ve savaşlarda insanların bir dünyadan öbürüne -bu öbür dünya ister ölüler diyarı olsun, ister yeni bir aile isterse savaş alanı- göç etmesine yardım etmek amacıyla kullanıldığını söylüyor. Örneğin ölüler için yapılan törenlerde ağıtlar daha önce kaybedilen kişileri uyandırmak için söylenir ki yeni gelen kişiyi karşılasınlar.

Ama geleneksel ağıtlar basit bir şarkı söylemek gibi değil. Benzersiz bir dilleri var ve hiçbir şey doğrudan isimlendirilmiyor.

“Örneğin bütün insan ilişkileri, cisimler ya da olgular için başka isimler kullanırsınız.” diye açıklıyor Stepanova “Yani ağıtta annenizden söz ederken ‘anne’ kelimesini kullanmazsınız. ‘Beni taşıyan, bu tatlı dünyaya getiren en sevgili kadın’ ya da ‘benim sevgili taşıyıcım’ ya da ‘benim sevgili bakıcım’ dersiniz.”

Diğer örnekler, güneşe “altın disk” ya da kollar için “omuzun dalları” denmesi olabilir. Ağıt dilinde her zaman pozitif tanımlar kullanılır. Her şey tatlı, aydınlık, parlak, sevgili ya da harikadır. Tek istisnası, ağıt söyleyenin kendi için yaptığı tasvirlerdir.

Stepanova şöyle anlatıyor: “Ağıt söyleyen her zaman perişan olandır. Hiçbir zaman ‘ben’ öznesini kullanmaz.” Onun yerine ağıt yakan kendini tasvir ederken “zavallı beden”, “büyük kederlerin kadını” “gözyaşlarından yapılma beden” diyebilir.

Stepanova’nın annesi 2004 yılında, ağıtlarda kelimeler için kullanılan yaklaşık 1400 farklı mecazı içeren ilk ağıt sözlüğünü yayımladı. Her dil gibi o da modern zamanlarla birlikte evrim geçiriyor. Arabalar “kafasız atlar”, telefon görüşmeleri “metal teller aracılığıyla gelen iletiler”, televizyonlar “konuşan kutular” olabilir.

Yaklaşık 2000 öğrenciye yaklaşık 200 ders veren, Eğitmen Fihlman geleneğin Finlandiya’da canlanırken dünyanın diğer yerlerinde düşüşte olduğunu söylüyor.

Wilce’e göre dünyada ağıt yakma geleneği tehdit altında. Örneğin Bangladeş’te kırsal Müslüman toplulukların ağıt yakanları fiziksel şiddet ile karşılaşıyorlar. “İnsanlar akrabaları tarafından ayıplanıyorlar,” diyor Wilce “Papua Yeni Gine’de tutucu Hristiyan misyonerler tarafından, diğer yerlerde akılcı ve şehirleşen çağdaşlık değerleriyle ayıplanıyorlar.”

Geçmişte varlığını sürdürmesini tehdit eden durumlara rağmen, Finlandiya’da bu gelenek gelişiyor. Fihlman’a göre Karelya’da kırsal topluluklarda bu gelenek, nesillerce devam etmişti ama Ortodoks ve Lutheran Hristiyanlar tarafından bir pagan geleneği olarak görülüyor ve genelde gizlice gerçekleştiriliyordu. Şehirleşme de bu geleneğin sürmesine karşı bir tehdit oluşturmuştu. Son yüzyılda, genç insanlar iş bulmak ya da eğitim için kendi memleketlerinden ayrılıp şehirlere gittiler ve köyler, ağıt söyleyen kişilerle beraber yok olmaya başladı. Ve Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarında otoriteler ağıtları çoğunlukla ideolojik ve propaganda çalışmalarında kullanarak Sovyet sistemi ve liderlerine destek ifade eden ağıtlar yazdılar.

Stepanova sonunda eski hikâyelerin ve ağıtların sadece yaşlı insanlara kaldığını söylüyor. “[Eski hikâye ve şarkılar] müzelik oldu, artık toplum içinde yaşayan birer gelenek değiller.”

Ama nasıl olduysa hâlâ yaşıyorlar, diyor Fihlman. “Artık o yaşlı insanlar burada değiller ama şimdi de bu yeni nesil var.”

Minna Hokka çizgili, açık yeşil, krem ve bordo renklerinde boğazlı bir kazak giymişti. Başını kaldırıp ağıt yakmaya başladığında Fihlman, Excell ve diğer ağıt yakanlar onu izliyorlardı. Excell’in ağıtının aksine Hokka’nınki eskiye dayanıyor ve Karelya’nın Rusya ile sert tarihini anıyordu.

Karelya insanlarına
Güzellik içinde doğan ruh ve canlara
Pencerelerden görünürdü yeşillikleriniz
Mavi göklerde şakırdı tarlakuşları
Sessizce dururdu azizler ve putlar
Göz kulak olurlardı ağaç evlerden.
Kanteleler* karanlık odalarda yankılanırdı
Ve yıldızlar gece gökyüzünde göz kırpardı
Ama düşüncelerin karanlıklara sarılıydı:
Çatına kurşun dolular yağardı.

* Finlandiya’da bir çalgı.

41 yaşındaki Hokka, Fihlman’ın öğrencisi yeni nesilden. Bağımlılıkla mücadele eden insanlar için ağıtlar bestelemek istediğini söylüyor. “Günümüzde ağlamak küçük düşmek gibi görülüyor ve insanlar da bundan korkuyorlar ve kaçınıyorlar.” diyor,” “Finlandiya’nın gözyaşlarına ihtiyacı var.”

Hokka ve diğer ağıt yakanlar için bu sadece bir hobi değil. Antik bir gelenek modern zamanlarda yerini bulmaya başlıyor. Ve Fihlman’ın Helsinki yakınlarındaki evinde yeni bir nesil ile temelleri atılıyor, her adımda bir hüzünlü şarkıyla.

Stepanova soruyor: “Ağıtların geçmişle bağı var mı? Gelenekle? İnanç ve değerlerle? Yoksa ağıtları bir müzede camın ardına koyup baktığımızda ‘Pek güzel’ diye düşünüp sonra da unutacak mıyız? Bize bağlı.”

Yazan: Tristan Ahtone
Çeviren: Güner Yılmaz
Kaynak: YES! Magazine

Libido Portal’da yayımlanan, Libido yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Aslen doğma büyüme Çanakkaleli olup okul sebebiyle Ankara’ya geldim. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümü 4. Sınıfım, belki siz bunu okuduğunuzda mezun olurum. Özellikle depresyon, paranoya, narsisizm, kaygı konuları ilgimi çeker. Yaklaşım olarak tamamen analitikçiyim diyemem ama eleştirilerin gereksiz ağır olduğunu söyleyebilirim. Ek olarak matematik sorularıyla uğraşmak hoşuma gider. İnsanları ve özellikle küçük çocuk ya da bebekleri izlemeyi severim.