‘’Yanlış yolda ilerleme duygusu uyandıran şey nedir?’’ sorusuna verilen klasik cevap evebeynliktir; Neden bu kadar endişeliyim? Ailem beni yeterince sevmedi. Neden hiddetliyim? Ailem yeterince sert değildi. Neden bu kadar üstün başarılıyım? Ailem notlarıma çok fazla önem verdi. Neden güvensizim? Ailem beni yeteri kadar övmedi. Evebeynlik tarzının çocukların yetiştirilmesindeki tek neden olarak bahsetmek profesyoneller arasında bile yaygın bir durumdur. Bu görüşteki sorun çocuğun etkileyen bir faktör olarak görülmemesidir.

Seni çarpan bir aydınlatma ya da üzerinde sendeleyip bileğini kırdığın bir kaya ya da seni ısıran sinek kadar küçük bir şeyi hayal et. Bunların hepsini salt kötü şans olarak nitelemeye ve onları çevresel talihsizlikler olarak görmeye eğilimliyizdir. Ancak tesadüfi görünen bu olaylara bile genetik etkenler sebep olabilir. Genler bulundukları vücuttan başka herhangi bir şeyi nasıl etkileyebilir? Bir bireyin davranışını etkileyerek karşılığında onu saran çevresini de etkileyecektir. Örneğin risk alma eğilimi seni, sokaklardaki tipiye rağmen dışarıda vakit geçirmeye itebilir, böylece yıldırım çarpma şansınız artar, bir genetik yatkınlıktan dolayı düşük kemik gücüne sahip olabilirsin ve kırılma riski daha fazla olabilir; ya da araştırmacı ve meraklı olabilirsin ve sineklerle dolup taşan egzotik yerlere seyahat etmeyi sevebilirsin. Benzer şekilde, ebeveynlik çocuğun genetiğinden etkilenebilecek bir ortamdır. Psikologlar, ebeveynlik üzerine çocukların mizaçlarının etkilerini yıllar önce tanımlayabilseler de, bu çoğunlukla göz ardı edilmiş bir etkidir.

Daha önceki araştırmaların çoğu, ebeveynlerin çocukları etkilediği varsayımını desteklemek için ebeveynlerin ve çocukların davranışları arasındaki ilişkilere dayanıyordu. Örneğin sıcakkanlı ebeveynlerin daha öz kontrolü yüksek çocuklara sahip olma eğilimini gösteren araştırma, çocuğun öz kontrolü üzerinde ailevi samimiyetin bir etkisi olarak yorumlanmıştır. Ancak, çocuğun yüksek öz kontrolünün ebeveynlerin daha sevgi dolu olmaya itmediğini kim söyleyecek? Aynı ebeveyn, düşük öz kontrolü olan bir çocuğa benzer şekilde davranacak mı? Aslında, bir ilişkide nedensellik kurmak zorlu bir görevdir: devam eden etkileşimlerde kimin kimi etkilediğini belirlemek zordur. Bu, doğal olarak çocukları ve aynı zamanda ebeveynlerini de kapsar. Çocuklar zaten genetik ve çevresel (rahimdeki çevre) yükle doğarlar. Yani, doğdukları andan itibaren ebeveynleriyle ilişkilerini etkilerler. ‘’Kim kimi etkiler’’ karmaşasını çözmenin tek yolu, genetik metotları birleştirmek ve çocukların genlerinin ailenin davranış şeklini etkilediğini göstermektir. Bu, bir davranışı etkileyen çocuğun geninin karşılığında aileyi etkilediğini gösterdiğini aktarır.

Çocuğun genotipine bir tepki olarak ebeveynlik

Şimdiki yazıda ‘’çağrıştırıcı gen-çevre ilişkisi’’ denilen şeye odaklanacağım (evocative rGE; Plomin, DeFries, & Loehlin, 1977; Scarr & McCartney, 1983). Bu, genlerinden etkilenen, çevreden belli tepkileri edinen bir çocuğun davranışındaki durumları ifade eder. Örneğin, çocuk saldırganlığı ve sert ebeveynlik arasında bir ilişki olabilir. Sert disiplinin çocuğu agresif olmaya ittiğini tahmin etmek kolaydır, ancak aksi de mümkün olabilir. Aksi durum, çocuğu agresif şekilde davranmaya meylettiren sert ebeveynlikle, çocuğun genlerini bağdaştırarak gösterilebilir. Böyle bir durumda nedenselliğin kurulu yolu şunlar olacaktır: saldırganlığı etkileyen genler, çocuk saldırganlığı, sert ebeveynlik. Açıkçası bu sert ebeveynliğin çocuk saldırganlığını etkileme ihtimalini ortadan kaldırmaz, ancak, çocuk-ebeveyn ilişkisinin iki yönlü olduğu iddiasını destekler.

Bu süreçler, ebeveynliğin bağımsız ortam olmadığı anlamına gelir. Bu bir ilişkide birbirini etkileyen ve birbirinden etkilenen iki birey arasında gerçekleşir. Bu nokta apaçık yeterli gibi görünüyor ama aileler, çocuklar ve hatta çoğu araştırmacı, çocuk göz önüne alınmaksızın sanki ideal çocuğu yetiştirebilecek ideal bir ebeveynlik tarzı varmış gibi bunu çok yönlü olarak görüyor. Çocuğun gelişiminde çocuğun bir katılımcı olarak kavramlaştırılması, geleneksel çok yönlü sosyalleşme görüşüne karşı çıkar ve aileleri ve çocuklarını iki yönlü bir ilişki içerisinde kavramlaştıran teorileri çağrıştırır. Bazı çocukların genetik olarak ailelerinde negatif tepkiler uyandırmaya eğilimli olma fikri skandal olarak değerlendirilmiştir, çünkü sorunun nedeninin belirlenmesi suçlu tarafın tanımlanmasına eşittir. Ama bu bir yanılgıdır. Sözde ‘’neden’’ her zaman aynı sonuca yönlendirmek zorunda değildir. Eğer ebeveynler ve terapistler aile-çocuk ilişkilerindeki etki çemberinin daha çok farkına varırlarsa, bu çemberi daha iyiye dönüştürmede daha başarılı olacaklardır; örneğin nedeni tanımlamak, tedaviyi tanımlamayı kolaylaştıracaktır.

Çocuğun genotipi ebeveynliği ne ölçüde etkiler?

Bir çocuk merkezli ikiz modeli, aileleri tarafından monozigotik/tek yumurta ikizlerinin, dizigotik/çift yumurta ikizlerden daha benzer muamele görüp görmediklerini değerlendirmek için kullanılabilir. Eğer tek yumurta ikizlerine aslında daha benzer şekilde davranılıyorsa bu,  o genetiklerin işler halde olduğuna işaret eder. Monozigotları benzer yapan genler aynı zamanda ailelerin onlara benzer şekilde davranması sağladığını gösterir. Çeşitli çocuk merkezli ikiz araştırmaları, çocukların yaşadıkları ebeveynliklerden etkilendiklerini göstermiştir. Ek olarak, çocuklar büyüdükleri için aileleri üzerindeki anımsatıcı etkileri de güçlenir. Bu anlam ifade eder çünkü çocuklar büyüdükçe bağımsızlıklarını kazanırlar ve karşılığında ebeveynleri üzerinde daha büyük etkiye yol açan kişiliklerini daha özgürce gösterirler.

Çocuğun genotipi ebeveynliği nasıl etkiler?

Araştırmalar aynı zamanda ebeveynliği etkileyebilecek belirli çocuk davranışlarını da incelemiştir. Örneğin, 5 aylık bebeklerin huysuz olmaya yatkın genetik faktörler aynı zamanda onları annelerinden daha olumsuz davranışlar öğrenmelerine yol açar. Diğer bir deyişle zor ve huysuz çocukların anneleri, baş etmesi kolay çocukların annelerine oranla, onlara karşı daha fazla öfkelenebilirler. Diğer araştırma, İngiltere ve Galler’de yaşan 5 yaşındaki ikizlere fiziksel ceza uyguladığı ve kötü davrandığı bildirilen anneye odaklanmıştır. Çocukları antisosyal davranışa meylettiren aynı genetik faktörlerin, aynı zamanda ailelerinden fiziksel cezalandırma seviyelerinin de daha fazlasını deneyimlemeye meylettirdiğini göstermiştir. Ancak kötü muamele çocuğun davranışına bağlı değildi. Böylece çocukların agresif ve ters tavrı daha çok fiziksel cezaya neden oldu. Elbette ki bu bulgular fiziksel cezayı meşrulaştırmaz. Aksine, olumsuz çocuk-aile tepki çemberlerini kıracak ailevi tepkileri sağlamlaştırmak için ebeveynliğin altında yatan faktörleri tamamıyla anlamanın önemini vurgular.

Bu ilişkiyi incelemenin diğer yolu ise koruyucu aileleri araştırmaktır. Evlat edinmeler bize, evlat edilen çocuk üzerindeki kalıtsal (biyolojik aileler) ve çevresel (örn. koruyucu aileler) etkileri arasındaki farkı anlamamızı sağlar. Örneğin Ge et al. Koruyucu ailelerin ailevi davranışlarının evlatlık edilen çocuğun biyolojik ailesinin psikiyatrik durumuyla ilişkili olduğunu göstermiştir. Evlatlık çocuğun davranışları vasıtasıyla bu ilişki ortaya çıkar. Özellikle, psikopatolojili ebeveynlere sahip olup evlatlık olarak verilen çocuklar daha düşmanca ve antisosyaldi ve tepki olarak koruyucu aileler daha sıkı disiplin uygulamış ve daha az korumacı ve ilgili olmuşlardır. Bu bulguların bir yorumu, psikopatalojisi olan ailelerin genlerine sahip olmaları evlatlık çocuğun davranışını olumsuz etkiler ki bu da karşılığında koruyucu ailenin de ebeveynliğini etkilemektedir.

Çocuğun belirleyici özelliklerinin etkisi, 24 aylık çocukların ev ortamını inceleyen bir araştırmada da gösterilmiştir. Annenin duygusal ve sözel duyarlılığını, bağlılığını, kısıtlamadan kaçınmayı, çocuğun çevresinin düzenlenmesini, uygun oyuncakların teminini ve uyarımı tahmini için gözlemsel yöntemler ve anketler yapıldı. Sonuçlar, bebeklerin dikkat özelliklerini etkileyen genetik faktörlerin, örneğin dikkat süreleri, kalıcılığı ve hedefe yönelikliği de annenin katılımını etkilediğini ortaya koymuştur (çocuğun genleri, çocuğun dikkat özellikleri, anne ilgisi ve duyarlılığı). Bu yüzden aileler, çocuklarının kişiliklerinin ilk filizlerine tepki veriyor gibi görünürler. İlginç bir şekilde, çocuğun dikkat özellikleri 12 aydan önce, ev ortamını etkilemiş gibi gözükmüyor. Aileler bebeklerinin dikkat niteliklerine dair daha net bir resim elde etmek için zamana ihtiyaç duyabilir ve çevreyi ona uygun olarak düzenleyebilir.

Tüm aileler çocuğun davranışından aynı şekilde etkilenirler mi?

Tıpkı çocukların ailelerden farklı tepki uyandırdıkları gibi, farklı aileler aynı çocuk davranışına farklı tepkiler verirler. Aslında, araştırma çocukların ve ebeveynlerinin karakteristik özellikleri arasındaki karşılıklı etkileşimin gelişim açısından eşsiz ortamlar yarattığını belirtmiştir. Bebeğin sinirlilik derecesi (bebekler on günlükken incelenen), iki aylık annelerde yüksek riskteki doğum sonrası depresyonuyla ilişkilendirilmiştir. Anneler, gebelik deneyimi, önceki duygudurum bozukluğu ve yakın ilişkilerin kalitesi ile ilgili sorular içeren prediktif bir endekse dayanan, doğum sonrası depresyon için yüksek riskli olarak değerlendirildi. Bu savunmasız annelerin asabi çocukları olduğunda depresyona yakalanma riskleri daha muhtemeldir. Dahası zayıf motor becerileri olan bir çocuğa sahip olmak (örneğin zayıf hareket kabiliyeti ve hem hipo hem de hiper uyarılmışlık olarak derecelendirilen hareket seviyesi) hem düşük hem de yüksek risk taşıyan annelerde doğum sonrası depresyon ihtimalini artırır. Bu yayılmacı etki için öne sürülen bir açıklama ise, bu bebeklerin aile-bebek etkileşimlerini ödüllendirme ve tatmin etme fırsatlarını kısıtlayan ailevi dikkate daha az duyarlı olduklarıydı. Zayıf motor kabiliyetlerinin aksine, yaygara ve ağlama sinir bozucu olsa da halen bebeklerin çeşitli ihtiyaçlarını anlatma çabaları olarak görülebilir ve sonuç olarak böyle yapması için duygusal kaynaklara sahip olan anneler tarafından daha fazla anlayış ve sabırla tedavi edilebilir. Çalışma, çocuğun ebeveyn üzerindeki etkisinin koşullu olabileceğini göstermektedir. Huzursuz bebekler daha fazla dikkat gerektirir ve soru, bakıcılarının sundukları ek zorluğu ele alacak kaynaklara sahip olup olmamalarıdır

Bu noktayı da inceleyen bir araştırma, maternal öz-yeterliliğin bebeklerin davranışları ile ebeveynlik arasındaki bağlantı üzerindeki etkisini incelemiştir. Öz yeterlik birinin, arzulanan bir sonuca ulaşma kabiliyetine inancı olarak tanımlanır. Özgüvenin aksine, kişinin evrensel olarak değil, belli bir yeteneği göz önüne alarak yapılan değerlendirmesidir. Araştırmanın sonuçları sınırlamalar konusunda zorluk çeken çocukların (örneğin istenilen bir eşyaya ulaşamamak)  anne hassaslığı (annenin çocuğunun ipuçlarına nasıl tepki verdiği) üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğunu ancak sadece anne öz yeterliği düşük olduğunda bu durumun ortaya çıktığını göstermiştir. Düşük öz yeterliğin annenin sinirli (ve sinir bozucu), ağlayan çocuk gibi zor bir görevle karşılaştığında daha az ısrarcı olması muhtemeldir. Ebeveynlik yeteneklerinden zaten şüphe eden ailelerin çocuklarını sakinleştirmeyi başaramadıktan sonra nasıl hissedebileceklerini tahmin etmek kolaydır. Arzulanan sakin ve huzurlu çocuk hedefine ulaşmadaki başarısızlık, acizliği artırır. Çocuğun bu rastlantısal etkileri ebeveyn-çocuk etkileşimlerinin çift yönlü tarafını vurgular. Çocukların etkileri ebeveynlerinin özelliklerinden bağımsız değildir.

Çocuklar aileleri sadece davranışlarıyla mı etkilerler?

Çocuklar hiçbir şey yapmadan bile yaşadıkları ebeveynlik tarzını etkileyebilirler. Tüm ailelerin çocuklarının güzel olduklarını gördükleri ve çocuklarının bakışlarından etkilenmeyecekleri düşünülebilir. Ancak araştırma bulguları ebeveynliğin çocuğun çekiciliğinden etkilendiğini göstererek bu düşünceleri yıktı. Yeni doğan çekici bebeklerin anneleri daha sevgi doluydu (örneğin bebeği yakın tuttu, ona dokundu, pışpışladı, bebekle göz teması kurdu) ve kusma, temizlik, silme gibi rutin bakıcılıkla daha az uğraştı.

Çocukların kontrol edemediği bir faktör olan cinsiyet de (yetişkinler bu konuda daha fazla özgürlüğe sahipler) ebeveynlik tarzını etkiler. Aileler kızlara ve erkeklere en başından farklı şekillerde davranırlar. Kızlar ‘’kız gibi’’ algılanan renklerde (örneğin pembe), erkekler ise ‘’erkek gibi’’ algılanan renklerde (örneğin mavi) giyindirilir, odaları farklı şekilde dekore edilir ve farklı oyuncaklar verilir. Kızlar genellikle anaç olmaları için yetiştirilir bu yüzden oyuncak bebekler verilir ve anne gibi olmaya yönlendirilir. Erkekler genellikle mekanik yönelimler geliştirmesi için yetiştirilir bu yüzden sosyal çevreleri onlara robotlar ve arabalar alır ve aynı zamanda sert ve muhtemelen agresif olmaya yönlendirilirler, böylece oynamaları için silahlar ve askerler alınır.

Psikolojik araştırma onlarca yıldır ailevi inançların ve tavırların cinsiyete karşı ailelerin çocuklarına davranma şekilleri üzerinde devasa bir etkisi olduğunu göstermektedir. Çocuklar sürekli olarak ailelerinden ve bir bütün olarak toplumdan cinsiyet ayırıcı mesajlar alıyorlar. Örneğin kızlarla erkekler arasında notlarda ya da bilime ilgide hiçbir farklılık olmadığında bile, aileler hala onlara farklı davranma eğilimindedirler: erkek çocuk babaları bir fizik işi süresince daha bilişsel olarak emredici konuşma yaparlar; erkek çocuk aileleri çocuklarının bilimle ilgilendiğine inanır, kız aileleri ise bilimin çocukları için zor olduğuna inanmaya daha meyillidirler. Dahası, erkek çocuklar her iki ebeveynini de, muhtemelen kız ailelerin daha korumacı olduğunu yansıtarak, daha hoşgörülü olarak tanımlama eğilimindedirler. Ek olarak araştırmalar, erkeklerin kızlara kıyasla daha az ailesel sempati ve empatik kaygı ve daha fazla bedensel ceza gibi, daha çetin ebeveynliğe erişme eğilimde olduklarını gösterir.

Çıkarımlar

Evrensel olarak ideal bir ebeveynlik şekli yoktur ve olamaz. Aynı ebeveynlik tarzının farklı kültürlerde farklı etkileri olabildiği gerçeğine bakılmaksızın, çocuklar farklıdır. Bu yüzden ailelerin farklı ebeveynlik yaklaşımları geliştirmeleri gerektiği açıkça ortadadır. Ebeveynlerin çocuklarına olan farkındalığını artırmak, onların tepkilerinin kontrol etmelerine yardım edebilecek belli davranışları tetikleyebilir. Video geribildirim girişimleri ailelerin çocuklarına nasıl davrandıklarını fark etmelerine yardımcı olarak bunu anlamalarını sağlayabilir. Ardından, ebeveynliklerini çocuklarına daha uygun olabilecek bir şekilde değiştirebilirler. Uzmanlar, aileler belli bir kültürel ideale göre davransalar da bunu anlamak zorundadırlar. Bu onların biricik çocuklarına ideal bir şekilde davranıyor oldukları anlamına gelmez. Öğüt verenler uzlaşmalıdırlar – ebeveynlik resminin eşsiz bütünlüğüne ve düzgün bir tavsiye vermek için çocuğa ihtiyacın vardır. Bu da demek oluyor ki, aileler ebeveynlik konusunda yardım aradıklarında, çocuğun da dahil olduğu tedavilere gitmeleri tercih edilebilir.

Farklı çocukların aynı ebeveynlik tarzına farklı tepki verdiklerini gösteren diğer bulgularla bir araya getirildiğinde çocukların ebeveynliği etkilediği gerçeği uygun/kişiye özgü ebeveynliğin önemini vurgular. Hepimizin farklı doğduğu kavrayışını takip eden kişiye özgü tıbbın yaratılışına benzer olarak, kişiye özgü ebeveynlik savunulmalı ve genelleştirilmiş kişisel gelişim ebeveynlik kitapları ihtiyatla okunmalı.

Yazar: Reut Avinun
Çeviren: Esra Demirezen
Kaynak: in-mind

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.