Acımasız eleştirilere ve psikofarmakolojinin ve diğer alternatiflerin yükselişine rağmen, psikanaliz hâlâ taraftarlarının ilgisini çekiyor.

İronik bir yan yanalık bir kez daha beni Freud’un dikkate değer direncinin tarafına yerleştirdi. Freud’un bir asırdan daha önce yarattığı kuram / terapi olan psikanaliz, başlangıcından bu yana darbeler alıyor. Filozof Karl Popper psikanalizin bir sözde bilim örneği olduğunu savundu ve bunu pek çok modern bilim insanı kabul etti.

En acımasız eleştirilerden biri edebiyat uzmanı Frederick Crews’tan geldi. Uzun yıllardır, Freud’un hem karakterine hem de düşüncelerine yüklendi Crews. Freud’u The New York Review of Books dergisinde kokainle kafası karışmış bir yalancı ve benmerkezci biri olmakla suçladı.

2017 Şubat ayında yine aynı dergide Crews, Freud’un Elisabeth Roudinesco tarafından yazılan biyografisini incelerken suçlamalarını yeniledi. Crews’a göre bir Freud taraftarı olan Roudinesco kazara kahramanının “sosyal ya da medikal önemini hiçe sayarak parlak fikrini ilerletmek için tüm değerleri ikinci plana attığını” ortaya çıkarıyor.

Crews’ın iddiasına göre Roudinesco, hem Freud’un kokain kullanımını hem de “Freud’un ilk hastalarının sorunlarına getirilen cinsel açıklamaları reddettiklerine ve hatta bununla alay ettiklerine” dair kanıtları önemsiz göstermeye çalışıyor. Crews’a göre Freud “milyonlarca insanı kendisinin Darwin ve Kopernik’in ekolünden olduğuna inandırdı” ve bunu “böbürlenmeyle, güzel sözlerle, soru dilenerek, rakiplere iftira atarak ve terapötik sonuçları saptırarak yaptı”.

Peki, yukarda üstü kapalı olarak söylenen “ironik yan yanalık” nedir? Crews’ın incelemesini okurken, geçen yaz Güney Kaliforniya Üniversitesinde hukuk ve psikiyatri alanında profesör olan Elyn Saks ile yaptığım röportajı yazıya döküyordum. 2007’de en çok satanlar listesine giren The Center Cannot Hold: My Journey Through Madness (Merkez Tutamaz: Deliliğe Giden Yolculuğum) adlı anı kitabında Saks, şizofreni ile mücadelesini anlatıyor.

Saks birkaç kez ve toplamda yüzlerce gün hastaneye yatırılmış. Doktorlar bir keresinde onun durumunu “vahim” olarak adlandırmışlar ki bu da onun hiçbir zaman tamamıyla kendi kendine idare edemeyeceği ve en iyi durumda vasıfsız işlerde çalışabileceği anlamına geliyormuş.

Ama o, hastalığı ilaçların ve tahmin ettiğiniz gibi psikanaliz sayesinde yenmiş. 1970’in sonlarında Oxford Üniversitesi’nde psikotik bir çöküntü yüzünden psikanalize başlayan Saks, hayatının geri kalanında da psikanaliz tedavisine devam etmeyi planlıyor.

New Center for Pschoanalysis’ten doktorasını alan Saks zihin ve bozukluklarına bakışları açısından psikanaliz ile fizyolojik yaklaşımlar arasında hiçbir çatışmanın olmadığını düşünüyor. Onlar söylemin iki düzeyini temsil eder, diye açıklıyor. “Biri moleküller, sinir ileticiler, beyin hücreleri vs. düzeyinde, diğeri de kişilik, hedefler, anlam düzeyinde.”

Psikanalize yöneltilen eleştirilerin de farkında olan Saks, psikanalizi yine de diğer alternatif teori ve terapilere göre (örneğin bilişsel davranışçı terapi) daha derin ve zengin buluyor. Freud ona göre inanılmaz bir yazar ve vaka çalışmaları aynı roman gibi okunuyor.

Saks’a göre Freud’un düşünceleriyle pek çok rakip psikanaliz okulu ortaya çıktı. Saks’ın ilk analisti, Melanie Klein’ın öncülüğünü yaptığı bir terapi çeşidi kullanıyordu ama Freud “büyükbabadır”.

Anı kitabında, Saks “Freud ve onun öğretileri her zaman beni büyüledi” diyor. Psikanaliz temel sorular sorar: İnsanlar yaptıkları şeyleri neden yaparlar? İnsanlar eylemlerinden ne zaman sorumlu tutulabilir? Bilinçdışı motivasyon sorumluluk için önemli midir?

Saks’ın psikanalize yakınlığı aslında daha büyük bir eğilimin parçası. 2005’te yazdığı In the Mind Fields: Exploring the New Science of Neuropsychoanalysis (Zihin Sahalarında: Yeni Neropsikanaliz Bilimini Keşfetmek) adlı kitabında, gazeteci Casey Schwartz, şu sıralar yapılan sinirbilim ve psikanalizi ortak bir paydada birleştirme denemelerinden bahsediyor.

1996’da Scientific American dergisinde yayımlanan “Freud neden ölmedi” adlı makalemde psikanalizin kalıcılığına dair pozitif ve negatif nedenler önermiştim. Pozitif nedenler Saks tarafından not edilenler, yani Freud’un makaleleri ve vaka çalışmalarının önemli edebiyat eserlerindeki inandırıcı karmaşıklığa ve derinliğe sahip olması.

Negatif ve daha önemli bir neden ise psikanalizin kesin bir şekilde modası geçmiş bir alan olduğunu kanıtlayan bir teori ya da terapiyi bilimin henüz üretememiş olması. “Freudcular psikanalizin işe yaradığını gösteren açık kanıtlar gösteremiyorlar” diye yazmıştım “ama daha çağdaş tedavilerin savunucuları da kendi tedavileri için bunu yapamıyor.”

Hâlâ bu değerlendirmenin arkasındayım. Eleştirmenler psikanalizi frenolojiye, yani 19. yüzyılda kişiliği kafatası şekline bağlayan sözde bilime benzetiyorlar. Ama eğer psikanaliz frenolojiye yakınsa, diğer alternatif terapiler de öyledir ki bu grup, psikofarmakoloji ve bilişsel davranışçı terapiden elektro-tedaviler ve Budizm’e kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Geçenlerde belirttiğim gibi, maluliyet maaşları gibi ölçütlere göre, psikiyatrik ilaç reçeteleri artmaya devam ediyor ama Amerikalıların akıl sağlıkları daha da bozuldu.

Wesleyan’da psikoloji ve sinirbilim alanında profesör olan Matthew Kurtz 2016’da yazdığı Schizophrenia and Its Treatment: Where Is the Progress? (Şizofreni ve Tedavisi: İlerleme Nerede?) adlı kitabında şizofreninin hâlâ pek anlaşılmadığını ve tedaviye dirençli olduğunu söylüyor. “Geçen 100 yıldaki değişimlere rağmen, hastalığın görüldüğü kişiler tedaviye cevap vermemeyi sürdürüyor”.

Neyse ki bazı tedaviler Elyn Saks gibi bazı insanların hastalıklarını yenmelerine yardım edebiliyor ama akıl hastalıklarını açıklama ve tedavi etmedeki yeterliliğimiz hâlâ ilkel seviyede. Bilim kesin olarak üstün bir tedavi ya da terapi getirene kadar, psikanaliz -ve Freud- yaşamaya devam edecek.

Yazan: John Horgan
Çeviren: Güner Yılmaz
Kaynak: Scientific American

Libido Portal’da yayımlanan, Libido yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Aslen doğma büyüme Çanakkaleli olup okul sebebiyle Ankara’ya geldim. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümü 4. Sınıfım, belki siz bunu okuduğunuzda mezun olurum. Özellikle depresyon, paranoya, narsisizm, kaygı konuları ilgimi çeker. Yaklaşım olarak tamamen analitikçiyim diyemem ama eleştirilerin gereksiz ağır olduğunu söyleyebilirim. Ek olarak matematik sorularıyla uğraşmak hoşuma gider. İnsanları ve özellikle küçük çocuk ya da bebekleri izlemeyi severim.