“Geceyarısı Kovboyu”, Manhattan’daki bir erkek fahişenin bazen eğlendirici ancak aslında hüzünlü, destansı hayatı ve  şok, sansasyon, seks, merak, anlaşmazlık üzerine olan  bir film. Ve ilk filmi “The Graduate”ten sonra (‘Mezun’ 1967) Dustin Hoffman’ın popülerliğini sürdürdüğü bir yapım. Hoffman, burada topal bacaklı, her zaman saçı sakalına karışmış, öksürmekten yıkılan, Texaslı aptal çocuk fahişeyi önce dolandırıp sonra arkadaşlık eden, ufak tefek bir dolandırıcıdır. Başrolde, yeni çıkış yapan John Voight vardır. Ekranda giydiği saçaklı deri ceketlerin tarzının geleceğe miras kalıp kalmayacağı ya da kasaba çevresinde demode olup olmayacağı filmin yarattığı provakatif sorulardan biridir.

Muhtemelen filmin adı, trambolin serserisi için bir eş anlam olarak popüler deyimler arasına girmiş olabilir. Eğer öyleyse bu, “Geceyarısı Kovboyu”nun genelde beklenen şekilde görüntü değerlendirmeleriyle birlikte olacağını ağızdan ağıza aktarmaya yardımcı olacaktır. Aynı zamanda, ön görüldüğü gibi de bir sevgi-nefret reaksiyonu uyandırmaya yardımcı olacaktır. Hem göklere çıkarılacak hem de suçlanacaktır, kısacası bazıları Hoffman’ın performansını yetenek gösterisi olarak adlandıracak diğerleri ise Yidiş aksanıyla oynayan bir İtalyan’ın salt bir numarası olarak görmezden gelecektir.

Film, kötü çevrelerden hoş olmayan insanlarla doludur. Acımasız grup istismarlarının hatıraları ve zoraki bağırsak sulamalarının anılarıyla tekinsiz, mekanik ve paralı seks saplantılıdır. Onur kırıcılık, oraya özgü bir hastalıktır. Erkek, muhtemelen fahişe bir annenin oğlu, fahişe bir anneannenin torunudur. Bunlar, flashback tekniğiyle anlatılır. Delikanlı, yol boyunca her işarette alay konusu yapılan Amerika’da, otobüsle kuzeye gider, kamera seçer ve her aptal yolcuya yakın çekim yapar.

James Leo Herlihy’nin romanından Waldo Salt’ın senaryolaştırdığı hikayenin başlangıcı, algısal sosyal hiciv geliştirir. Teksaslılar’ın, Fifth Avenue’da gezintiye çıktıklarında görmezden geldiği, kaldırımın üzerinde ölü ya da bilinçsiz uzanan bir adama rastladıkları güzel bir bölüm vardır.

Erkek fahişenin büyük şehirdeki ilk macerası dörde bölünmüş çatı katıdır, kalpsiz bir kadın fahişe gibi. Mısır kabuğu arasındaki iki domuzun inceliğiyle birbirlerinin peşinden koşarlar. Hizmetlerinin karşılığının ödenmesi şöyle dursun, kızlar, kıyafetini giydikleri için sonraki randevusuna geç kalır. Bu tümüyle iyi bir kirli kaba komedidir. Bu delikanlı, bu itişip kakışmanın cehennem olduğunu anlayacaktır.

Diğer sorular kısa bir süre sonra izleyiciyi rahatsız eder. Ahlaksızlık komedi olarak sunulabilir mi? Topalla arkadaşlık merhametin göstergesidir ve başka bir insanın acayip kimseler ve psikopatlardan oluşan bir dehlizin kaba tanelerine karşı oynamasına karşı hissettiği de endişenin göstergesidir. Ortaya çıkan etki, Happy Holligan ile “The Lower Depths” (1957) dir. Günahın bedelleri gizlilık, aşağılayıcılık ve aptalların varlığıdır. İki kafadar, konservelenmiş ısı üzerinde konservelenmiş çorbayla hayatlarını sürerek yıkım için işaretlenmiş bir gecekonduda saklanır.

Kayıp ruhların bu panteonda bir sevgi geliştirmesi, her iki serseri için de asla kolay değildir. Hikaye, erkek fahişelerin kendilerini kadınlara sunmasıyla başlar ama şehrin gerçekleri yakında bunun aslında homoseksüel bir pazar olduğunu kabul ettirir. Delikanlı bir sinema salonunda ”razı‘ olur (bu Dante’nin cehennemidir.). Sonra, bir otel odasında ümitsizce acınacak durumda olan, orta yaşlı, sızlayan, ölmek üzere olan eşcinsel dostunu Florida’ya götürmek için paradan ümidi keser.

Yönetmen Schlesinger sadizme neredeyse açgözlülükle bakar. Merhamet etme işinde merhamet yoktur. Adam parasını korumaya çalışınca, telefonu ağzına tıkar ve onu kanlı, zavallı durumda bırakır. Filmde, hikayenin gerektirdiğinin ötesinde, insan sevmemeyle ilgili tek ayrıntı bu mudur, yoksa tartışılabilir mi?

“The Party” etkisi daha çok tartışılacaktır. Bu açıkça Andy Warhol’lu bir taşlamadır. Burada yapım, çapraz çizgili tuhaf karakterlerle saykodelik zayıflıklar, sıçramalar, düzensizlikler ve John Barry nezaretindeki müzikle karışık ses efektleriyle “yoğun” hale gelir. Hepsi tipik günümüz sinematik seks partisi meşgalesi gibi görünür. Schlesinger, Warhol’un “anonim şirket” oyuncularından bazılarını ödünç almıştır. Ancak seks partisi aslında varoş hakları için zorunlu sahne olarak hikayeye aktarılmıştır.

Amerikan televizyonlarının bazı kanallarındaki kimi eğlence programlarından da ödünç alımlar yapılmıştır. Sadece geçişler için.

Adam Holender tarafından çekilen DeLuxe Color’da iyi fotoğraflar ve tüm alanlardaki profesyonellik net şekilde görülürdür. Elektronik, armonik, birçok country ve batı tarzı müzik vardır.

‘’Midnight Cowboy’’ çağcılıdır. Sıcak bir tropikal temaya; en iyi komedi filminden popüler bir aktöre, figüranların derlemesine, epey sinsiliğe ve bol espriye sahiptir. Aslında bu filmde senaryo güzeldir, ancak insan ırkı adidir.

Yazan: Robert J. Landry
Çeviren: Esra Demirezen
Kaynak: variety.com 

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.                                                                                           

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.