1024 memeli çeşidi üzerinde yapılan yeni bir çalışma hangi türlerin kendi aralarındaki en tehlikeli katiller olduğunu saptadı.  Bunlar ölümcül balinalar mı acaba, yoksa pitbullar mı? Eğer cevabı öğrenmek istiyorsanız sadece aynaya bakmanız yeterli.

‘Geriye bir adım atıp, tıpkı bir zooloğun herhangi bir hayvanı gözlemlediği gibi, veya tüm diğer yaratıkların insanoğlunu gördüğü gibi, kendi türümüze objektif bir şekilde bakalım. Bu hunhar gerçeklik daha açık veya daha korkutucu olamazdı. Bizler yeryüzündeki en insafsız ama bundan en bihaber katilleriz.  

‘Bizim şiddetimiz herhangi bir türün sınırlarının çok ötesinde. İnsanlar herşeyi öldürüyor. Katliam türümüzün belirleyici bir özelliği. Bütün diğer yaratıkları ve kendi kendimizi öldürüyoruz. Bugünün gazetesini okuyun. Dünün veya yarınınki de olabilir. Şiddet hayvanlar dünyasında vardır tabii, ama tamamen farklı bir boyutta. Etçiller yiyecek için öldürür; bizse kendi aile üyelerimizi, çocuklarımızı, ebeveynlerimizi, eşlerimizi, kız ve erkek kardeşlerimizi, kuzenlerimizi ve kayınlarımızı öldürürüz. Yabancıları öldürürüz. Görünüşte, inançta, ırkta ve sosyal tabakada bizden farklı olanları öldürürüz. İntihar ederek kendi kendimizi öldürürüz. Üstünlük kazanmak ve intikam için öldürürüz; hatta eğlence için bile öldürürüz: Roma Kolezyumu, hareket halindeki bir araçtan açılan ateş, boğa dövüşleri, avcılık ve balıkçılık, spor için anlık bir dürtüyle yol kenarında ezilen hayvanlar… Arkadaşlarımızı, rakiplerimizi, meslektaşlarımızı ve sınıf arkadaşlarımızı öldürürüz. Çocuklar çocukları, okulda veya oyun bahçesinde öldürür. Dedeler-nineler, anne-babalar –hepsi öldürürler ve öldürme eyleminin birer hedefidirler’ (R. Dogulas Fields, Niçin Patlarız, sayfa 286, 2016 basımı.)

Bu kelimeleri yeni kitabım olan ‘Niçin Patlarız’da yazdıktan sonra, kendini ‘sapiens’ (bilge olan) olarak adlandıran bir türe karşı çok sert olduğum için sıkça eleştirildim. Ama sosyal bir yorum yapmıyordum ki. Bu tür için objektif ve zoolojik bir tanım sunuyordum. Bu hafta İspanya’da zoolog olarak çalışan Maria Gomez ve arkadaşları, insanın kendi türünü öldürmesinin evrimsel kökenleri üzerine derinlikli bir çalışmanın sonuçlarını Nature dergisinde bir rapor olarak yayınladılar. Araştırmacılar 1024 memeli tür içerisinde ölümcül şiddet üzerine veriler topladılar ve sonuç benim ‘biz’ tanımlamamı doğrular nitelikte. Analizler gösteriyor ki, kendi türünün üyelerinin ölümüne sebep olma tüm memelilerin ölüm nedenleri arasında %0.3’lük bir orana tekabül ederken, kendi içerisinde ölümcül şiddet kullanma Homo sapiens arasında 7 kat daha fazla. Primat öncüllerimiz ile birlikte, kendi türümüzü öldürme temayülü sapkınlığımızla öne çıkıyoruz.

Bunun sebepleri son derece saldırgan yaratıklar olup ve birbirlerini öldürme oranları tıpkı bizimki gibi %2.3’e ulaşan primat öncüllerimize kadar uzanır. Bu veriler işaret ediyor ki tüm insan kültürleri arasında kaydedilmiş tarih ve tarihöncesi zamanlar boyunca sürekli tekrar eden öldürme ve savaşın kökleri evrimsel takibimiz içerisinde. Azgın bir şekilde kendinden olanı öldürmenin nedenleri kısmen de olsa büyük beyinlerimiz ve bu büyük beyin gücünün iş birliği yaptığı bilinç farkındalığıyla alakalı, ancak, Homo sapiens ve diğer primatların iki ana tavrı olan azılı bir şekilde alan sahiplenme ve sosyal gruplar içindeki yaşam öncelikli sebeplermiş gibi görünüyor. Tüm memeli türleri arasında türdeş ölümcül şiddet, bu iki faktörle yüksek oranda bağlantılı. Her iki faktörün birleşimi ise şiddeti oluşturur. Balina ve yarasalar oldukça sosyal olmalarına rağmen alan sahiplenici değillerdir örneğin ve kendi türlerini öldürme oranları çok düşüktür. İnsanlar ise yüksek oranda sosyal oldukları kadar alan sahiplenicidirler: ‘İzinsiz giren vurulur’, ‘O benim şeridime girdi’. 

Araştırmacılar farklı türdeki sosyal gruplarda bulunan insanların öldürme oranlarını nasıl etkilediğini incelediklerinde günümüz topluluklarındaki çete ve takımlar arasında ölümcül şiddetin yaygın olduğunu gördüler; şeflikle yönetilen gruplarda alan çekişmeleri, topluluk ve kaynak baskıları ile politik sebepler nedeniyle rekabet yüzünden aşırı zorbalık olağan bir durumken, organize devletin yönettiği topluluklarda şiddet oranı düşer. Yazarlar sonuç kısmında, muhtemelen, bunun sebebinin devletle yönetilen topluluklarda şiddete karşılık veren ve onu azaltan, insanlardaki genetik ve içgüdüsel olan birbirini öldürme eğilimini sınırlayan şekilde düzenlenmiş sosyo-politik organizasyonlar olduğunu belirtiyorlar. Düşünün, mesela arayacak bir polis olmasa ne yapardık?

Analizde atlanmış, ancak şüphesiz insanlar ve diğer memeliler de dahil olmak üzere dahili şiddetin en önemli faktörü cinsiyettir. Erkekler (oğlanlar, erişkin adamlar ve diğer memeli türlerindeki eriller) doğaları gereği şedittirler ve vahşi ölümlerin büyük bir çoğundan sorumludurlar. Bu insan ve diğer memeli öncüllerin uyguladığı sosyal organizasyon ve alan sahiplenicilik geleneksel eril rolden kalmadır.

Bizler evrimsel ve genetik olarak ölümcül şiddetle patlamaya eğilimliyiz, ama diğer hayvanlarla karşılaştırdığımızda, biyoloji bizim türümüze ‘sapiens’lik bahşetmiştir. Burada sorun, şiddetin sinir devrelerinin bizim kızgınlığımızla patlaması, ve beynin altında yatan, bilinçliliğin doğduğu serebral korteksteki zorbalıktır. Beynin frontal lobları, diğer şiddete meyyal memelilerle paylaştığımız bu kızgınlık devrelerini baskılar, ama bizim şiddet dürtümüzün yukarıdan aşağı gelen bilinçli kontrolü, beynimizin derinliklerinde patlayıveren vahşi devrelerden daha yavaş hareket eder. Bu sinirsel devreleri anlamak hayati bir önem taşır. Alan sahiplenmecilik ve sosyal ilişkiler ç’E’vrenin e’sidir, t ise ‘T’akımcılıktan gelir; böylece ani saldırganlığın tetikleyicilerini ‘LIFEMORTS’ şeklinde, kızgınlığın tetikleyici 9 unsurunu tanımamız için kestirme yol olarak başharflerinden, kolayca hatırlayabiliriz.

Kızgınlığın her bir tetikleyicisi beynin tehdit algılayıcı mekanizmasındaki farklı sinir devrelerini harekete geçirir. Biyolojik ve genetik olarak yuvalanmış bu şiddet tetikçilerini öğrenmek, insan beynini tüm diğer memelilerden ayıran önbeyinle ilişki kurmamızı sağlar. Yolda olsun, yerleşik hayatta olsun, topluluk içerisinde veya milletler arası savaşta olsun, eğer düşünecek tek bir anınız varsa önbeyin devreleri, beynin tehdit algılayıcı devrelerini ve dolayısıyla ani saldırganlık ve şiddeti bastırır. Herkes ‘LIFEMORTS’u öğrenmelidir, özellikle de seçim zamanında.

‘Sapiens’ olarak adlandırmada Eschervari [çev. Burada kompleks ve imkansız objeler tasarlayan Maurits Cornelis Escher ve eserleri kastediliyor] bilim ve ince bir alay arasında gidip gelen bir muğlaklık sözkonusu. Belki de bu tür ‘sapiens’ değil de tam da hakettikleri şekide Homo nudus -çıplak maymun- olarak adlandırılmalıydı. Çünkü yollardaki her bir kilometre kızgınlığın işaretlerini taşıyor, yaklaşık olarak her 20dk. da bir olduğu ölçülmüş. Kimileri Disney’in artık neden Orlando’da olmayacağını merak edebilir, veya ne zaman güneş ve parıltının Fransız şehri Nice’da duracağını, ne zaman çocukların kumdan kaleler inşa etmeyip ölü yosunlar ve kırık şişeler gibi cansız bir şekilde kıyıya vuracağını; ne zaman uçakların füzelere döneceğini, gökdelenlerin gökleri deleceğini; ne zaman ibadethanelerin nefretin mezbahaları olacağını; ne zaman Suriye’de milyonların, bombalarla insan yapımı bir yeryüzü cehennemine döndüğü için evlerini terkedip dünyanın öbür ucuna kaçacaklarını; ne zaman bile bile yapılmış bir saldırıda bir çocuğun ambulasta donuk gözlerle evinin ve ailesinin yok oluşunu seyredeceğini; ne zaman bir oğlanın baba figürü yerine silahı tercih edeceğini, ve kişisel acısını oyun arkadaşları üzerine yıkarak bir çocuk katil olmayı göze alacağını; ne zaman polisin korku anında önce ateş edip sonra soru soracağını, ve insanların bir sniper tarafından sanki puan kazandırmayan video oyunundaymışçasına vurulacağını… Şiddet genlerimizde ve çevremizde, ama alan sahiplenicilik ve toplum da öyle. Bunlar değiştiremeyeceğimiz şeyler. Genler bir buzdağı hızında ilerliyor. Ama alan sahiplenicilik ve toplum sürekli bir değişim içerisinde ve insanlar tarafından kalıplara dökülmüş vaziyette. İnsani şiddet bilimini anlamak için gerçi gördüğünüz gibi bir şans var. Bazı insanlar bile isteye kendi hayatlarından feragat etmeye karar verebilir, eğer bu bir savaş alanında beyaz bir koruyucu başlık giyerek yıkıntılar arasındaki paramparça bir çocuğu çıkarmak için gerekliyse.

Yazar: R. Dougles Fields Ph.D.
Çevirmen: Merve Kaftancıoğlu
Kaynak: psychologytoday

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.