Nefret Felsefesi

Şu bilinen bir gerçekliktir ki; başkalarının sevgisi, komşunun nefretinden iyidir. Fakat insan, tüm dünyanın ırklardan, dinlerden, ten renginden veya ahlaki ve politik fikirlerden sayısız kez parçalandığını görebilir. Peki şu anda, ırkçılık ya da ayrımcılığın en ufak bir belirtisi olmadan yaşamayı başarabilmiş medeni bir toplum örneği verebilir misiniz? İnsanlar arasındaki farklılıklar, bu ideolojik aşırılıklardan arınmak için bir fırsattır. Geçmişin Gölgesinde filmi, bu konuyu ele almaktadır. Antisemitizmle alakalı olan meseleler, Kant estetiği üzerine oturtulmuştur. Niçin diğerlerine oranla aşağı düzeyde olan ırklar olduğuna inanılıyor? Felsefi bakış açısına sahip olan ırk doktrinin ıslahı nasıl sağlanabilir? İlk kısımda, “öteki” olana karşı nefretin;  ahlaki, dini ve sosyal bir problem oluşturduğunu göreceğiz. Daha sonra kitlelerin beyninin yıkanmasının, ideolojide kilit bir role sahip olduğuna tanık olacağız. Son olarak da, “en güçlü” olanın tesis edildiği yerin neresi olduğunu göreceğiz.

I/ Sınır ötesine karşı nefret, ahlaki bir sorun

“Tarih boyunca, öteki olanın kabul görmemesi durumu yaşanmıştır; hatta bunun bencillik ve bağnazlıkla bağlantılı olarak insan davranışının sabit değeri olduğunu söylemek bile mümkündür, ki bu da kendisini aile içinde açıkça belli eder. Bu yüzden ahlak ve din dünyası; insanlara karşı hoşgörü ve anlayışı vaat etmektedir.”

a/ “Sahiden sana söylüyorum”

“Beyaz ve Protestan olmayan herkesten nefret ediyorum”. Danny, neye inandığı sorulduğunda böyle söyler. Neo-Nazi doktrini, tüm ırk doktrinleriyle ortak bir nokta sunmaktadır. Tam bu noktada, bu cümledeki vurucu tahammülsüzlüğe dikkat etmek gereklidir. Genel bilince yöneliminde, Geçmişin Gölgesinde;  yabancı düşmanlığından kaynaklı kötücül dışavurum amaçlarını haklı göstermek için söz ve girişimlerden çekinmemektedir. Genel farkındalık oluşturma amacıyla American History X kelimeleri kullanmakta tereddüt etmez ve yabancı düşmanlığı ihbarını haklı çıkarmak için açık teşebbüste bulunur. Bazı insanlar ırkçılığı, İncil’in “Yaratılış” bölümünde haklı gösterildiği gibi değerlendirmekteydi. “Deus Dilatet Iaphet, and in habitet tabernaculis Shem, Canaan sitque eius servus.” (İdeolojinin gelişiminde din önemli bir rol oynar; çünkü din, Tanrı’nın içkinliğini, ırksal nefreti haklı göstermek için kullanır) Bu durumda, komşu sevgisini öğütleyen bir dini doktrini bu eylemle ilişkilendirmek nasıl mümkündür? Nispeten İncil’in söylediği gibi, kilisenin fikirleri ve doktrini ile mükemmel bir uyum içinde hareket edebilmek için izlenen sıkı bir dogma biçimi kurulacaktır. Geçmişin Gölgesinde, ideolojinin dini boyutunda temsil edildiği gibi değildir, ama her yerde varlığını koruyan aynı ismi paylaşır: “İsa’nın havarileri”. Dini boyut, buzdağının bir kısmı değildir; çünkü öyle olsaydı, sorunun yalnızca dini ve sosyal ahlakı göz önüne alınırdı.

b / Ahlak dersi veren Sweeney

Profesör Sweeney, erdemin sesini temsil etmektedir. Ahlak dersi verme rolünün büyük kısmını Sweeney’de,  Danny ya da Derek ile birlikte görmekteyiz. Fakat tarih öğretmeninin ahlak anlayışı; tecrübe ve tefekküre dayalı değil, daha ziyade fikirlere bağlı gibi görünmektedir. Esasen onun, ırkçılık üzerine bir değerlendirme yaptığını duyarız. Fakat onun basit görünen konuşması, filmde çok büyük öneme sahiptir. Sweeney, ulaşılan amacı temsil etmektedir: “Tüm dünyaya küstüğüm bir vakit oldu, ya da tüm bu zulümleri, aşağılamaları,  katlandığım acıları gördüğüm zamanlar. Gördüm… insanlarıma vurdular. Herkesi, beyazları, toplumu suçladım. Tanrı’yı suçladım! Fakat bir cevap bulamadım, çünkü yanlış soruları sormuştum.” Böyle bir durumda, neyin ahlakı temsil ettiğini merak edebilirsiniz. Derek ve Danny kendilerini berbat bir durumda bulduklarında; onların ahlakları, rezillik dolu duyamadıkları bir konuşma gibi görünmektedir. Sosyal ahlak, filmin kilit noktası gibi görünmektedir. Aslında pişmanlığı esnasında, Derek’in Sweeney tarafından söylenenleri yeniden düşünmek suretiyle bu fikirleri gözden geçirdiğini görebiliriz. Bu ahlakın Kant etiğine sahip olduğunu söylememiz mümkün müdür?

Gerçekte Immanuel Kant, ırkçılık ve spesifik olarak Yahudi düşmanlığı üzerine açıklamalarda bulunmuştur. 1715’te Biyografi’sinde, farklı insan ırkları üzerine şunları söylemektedir Kant: “Bence ırkların karışması, insan türünün niteliklerinin kademeli olarak azalmasına sebep olmaktadır.” Kant, aynı zamanda zararlı “Yahudi ruhu”na da saldırmaktadır. Felsefede, iki farklı ırkçılık türünden söz edilebilir. Birincisi aşağı derecede görülen ırkların, -“aydınlanmış” varlıklar tarafından idare edilmesi menfaatiyle- üstün ırklar tarafından tahakküm altına alındığı geleneksel ırkçılıktır. Ayrıştırmacı ırkçılık ve ırklar arasında farklılıklar olduğunu savunmak, ırkların birbiriyle karışması ve farklılaşma korkusuna dayanmaktadır. Bu yüzden de Naziler; Yahudiler, homoseksüeller ve engelliler üzerinde hakimiyet kurmak istemediler. İdeolojilerine göre gerekli olduğu gibi, onlar imha edildiler. Dereck arabasını geceye doğru sürerken, tam olarak aynı gidişattadır. Siyahilerin davranışlarını gören Dereck, polisin harekete geçmesi için arama ihtimalini zaptederek ideolojisini takip eder ve onları yok etmeye zorlanır. Kant, eylemleri ve söylemleri meşrulaştıran ırkçılığı aşkın bir boyutta görür, alt uzantı dediği ırklara saygı duyar. Geçmişin Gölgesinde filminde, Kant tarafından ortaya koyulan iki tür ırkçılık da açıkça gözlenmektedir. Bu yüzden Seth, Danny’ye ırkları nasıl aşağı seviyede gördüğünü açıklarken, o kendisini şu şekilde ifade eder: “Danny’nin kim olduğunu anlayacak bir kişi bile yok mu bu serserilerin içinde? Bu, bir parazitten başka birşey değil.” Cameron’ın dediğini hatırlayacaksınız: “Onları tanımak istiyoruz, ama biliyoruz ki düşman eşşoğlu eşşek.” Burada mükemmel şekilde gösterilmektedir ki, onlar bu insanları tanımak değil, kim olduklarını anlamadan onları yalnızca kontrol etmek istiyorlar. Filmde İsa’nın havarilerinin, yabancı toplumların yerini alacağı korku dolu üstünlüklerini kurmak istedikleri fark edilmektedir.

c / Pişmanlık, inatla yüzleşir

“Sanırım artık bir sonuca varmak için sana  ne öğrendiğimi söyleme zamanı geldi, değil mi? Vardığım sonuç şu ki, nefret pislik bir şeydir. Hayat, düşmanlık besleyerek vakit harcamak için fazla kısa.” Derek, bir şeyi bir alıntıyla noktalamanın her zaman güzel olduğunu söylemektedir. O, daha iyisini yapamıyorsan iyi olanı yapmak zorunda olduğunu savunmaktadır. Ben bunu seçtim, umarım beğenirsiniz: “Biz düşman değil, arkadaşız. Düşman olmamalıyız, bir tutkumuz olsa da, aramızdaki merhameti kaybetmemeliyiz. Anı telleri, onlara dokunduğunda titreşir; içimizdeki en iyi ile temas halinde yankı yapar.” Bu anlamda Danny’den istenen görev, Sweeney tarafından tamamlanır. Danny’nin ideolojisindeki geri dönüş, açıkça gözlenebilir. Aslında tamamen kapalı fikirli biri olarak yola çıkan Danny, pişmanlık duyarak hayat arkadaşının yolunu takip ediyor gibi görünmektedir. Genç dazlağın pişmanlığında, toplumsal ahlakın rolünü bu noktada anlamamız mümkün. Danny’nin özünde var gibi görünen bu doğanın değiştiği noktada ahlakın duygularımız üzerinde nasıl bir etkisi olabilir? Teori ve deneyim hakkındaki fikirlerinde filozof Bachelard; bir soruya cevap bulabilmek için, onu fikre benzeyen her şeyden ayırmanın lazım geldiğini, çünkü sonucun, genel görüşten kaynaklı bir sonuç olduğunu, bir konu üzerine kişisel bir deneyimden meydana gelmediğini açıklamıştır. Dereck’in pişmanlığı da bu yolu izlemektedir; çünkü hapiste daha da çok vakit geçtikçe, neyin ne olduğunun farkına varacak ve bu yüzden de Afrikan Amerikan toplumuna daha da yaklaşacaktır Dereck. Kardeşi Danny’e hayat dersleri vermesine ve bunun onun açısından bir çeşit başkalaşım olmasına rağmen; hapiste yaşananları açıklamak, nefret dolu olan bu ideolojideki çirkinliği deneyimlemeye başlamaktır. Fakat Danny pişmanlık duyuyor olsa da, kardeşine söylediğini kendisinin takip etme hakkının  ya da değişmek için kendi iradesi ya da deneyiminin olduğunu söylemek mümkün değildir.

II / Cameron ya da kitlelerin beynini yıkama

a / Bir ideolojinin doğuşu

“Bir ideolojinin en temel kaynağı, yaygın bir düşüncenin kurulma aşamasında kitlelerin beynini yıkamaktır.” demiştir Adolf Hitler, Nasyonal Sosyalist doktrininde kitlesel hareketin önemini açıklarken. Geçmişin Gölgesinde filminde Cameron karakteri, mesele bir fikrin uygulamaya konulması olunca önem arz eden bir ataerki figürüne benzer bir karizmatik lider rolüne sahiptir. Bu kadar genç bir karakterin, Nazizm gibi kırılgan bir ideolojinin öğretisini yapmada yabancı düşmanlığına odaklandığı, hemen fark edilmektedir. Derek’in kendi düşünce tarzını açıkladığı dakikalarda film, Cameron’ın ağzından aynı konuşmayı duymak gibidir. Vignard (Dereck), market poşetini koymadan önce skin üyeleriyle konuşurken, kendisi ile yeni üyeler arasında bir köprü görevinde olmasının onun için ne kadar önemli olduğunu anlatmakta olan Cameron ile görülür. Heidegger’e göre ataerkil ideoloji figürü, bir doktrinin oluşmasında karizmatik bir figür ve güçlü biri olarak daha da güçlendirdiği fikirlerini tüm millete karşı kazanacak olan, belki de en önemli şeydir. Hitler, Stalin ve Mao; güçlü ideolojik figürlerin örnekleridir. Fikirlerinden ziyade, onların partilerinin onlarsız olduğunu tasavvur etmek güçtür, çünkü onlar partinin temel taşı olacaklardır. İnsanları bu ideoloji etrafında birleştiren şey, Hitler’in kusursuz olarak sunulmuş olmasıydı. Asıl soru, neden bir partinin üyelerinin bu figüre Kant anlayışı çerçevesinde neredeyse insandışı düzeyde ihtiyaç duyduğudur. Dereck hapisteyken, yörüngesini kaybeder. Kendisini herkesin karşısında tek başına bulan Dereck, bir Neo-Nazi grubuna katılmaya çalışır; ancak sonra fark eder ki bu grubun üyeleri onun umduğu gibi değildir. Cameron ve onun öğretilerinden uzaktayken Dereck görecektir ki, beyaz ırkın üstünlüğüne inanmak, dünyayı bir araya getirdiğine inandığı ideolojiyi artık görememesine sebep olacaktır. O, tüm bu doktrinin Cameron’ın yüzüyle aynı şeye dayalı olduğunu fark eder. Bu yüzden de ataerki, bir çeşit ilkel ideoloji öğretme konsepti olarak görünmektedir. Ancak aynı ideolojiye inanan insanların sayısıyla bağlantılı olarak hislerin gücü ve miktarını görebildiğiniz için de bu durum önem arz etmektedir.


b / Sayıların gücü

“Şimdi ne olduğunu görmek için beklemeden, bunun halihazırda ılımlı olduğunu düşünüyorsan. Bizimle neredeyse bir küçük ordu vardı, en iyi hazırlığımızdı.” Hapisten çıktığında, Dereck’in kız arkadaşının söyledikleri ya da İsa’nın havarileri; bu doğrultudaydı. Ayrıca izleyici fark etmektedir ki, böyle bir öğretisel durumda sayılar çok büyük önem arz etmektedir. Hiç kimse, yalnız başına olacaksa bir amaç uğruna savaşmaz. Ve hiç kimse, herkese karşı yalnız olursa havarilerin beyanını bu şekilde söyleme cüretinde bulunmaz. Islahevinden ayrıldıktan sonra, kendisine yaşayan bir efsane olarak hürmet eden destekleyici bir kalabalık tarafından gurur içinde karşılanır Dereck. Dereck ya da onun örnekleri, önceden olan böyle şeylerin bir daha asla olmayacağını fark etmektedir. Hitler; hareketinin hesaplamasını, destekleyen kişilerin sayısına ve doktrinin sempatizanlarının ve aynı doktrinin liderinin sahip olduğu inanca göre yapmıştır. Fakat çok sayıda olup hiçbir şey yapmamak, iyi bir şey olmayacaktır. Bu yüzden bir hareketin gücü, somut eylemlerle değerlendirilmektedir.

III / Irksal şiddet ya da güçlü olanın hakkının tesis edilmesi

a / Başkalarının onuru göz ardı edilerek uygulanan şiddet

En uygun olanın tesisi, başkalarının onurunu göz önüne almaktan çok uzaktır. İnancımın parçası olarak, başkalarının üzerinde bir üstünlük tesis etmeliyim. Üstün olmanın temeli; diğer insanların hükümsüz ilan edilmesi, insanların ve bütünlük kavramının aşağılanmasından geçmektedir. Bu, tam olarak İkinci Dünya Savaşı zamanında olan şeydir. Adolf Hitler, Yahudiler’in yok edilmesini bu yüzden emretti. Buna paralel olarak, Yahudiler’in insan olmayan canlılar olarak, fareler gibi kabul edildiği propagandalar yürütüldü. Yahudi kavramı, tamamen olumsuzdu. Dereck, onu arabayı işaret ettiği gibi eğittiğinde ona şu sözlerle seslendi: “Bu aptal zencide yanlış adres var.” ya da, “Dişlerini kaldırımın üzerine koy, köle!”. Bu noktada şiddet, ilk etapta tamamen fiziksel gibi görünse de aynı zamanda ahlaki bir boyuta da sahiptir. Şiddet, bahsi geçen aşağı derecedeki ırkla bağlantılı olarak üstünlük duygusunu tesis etmede önemli bir rol oynamaktadır. Film; beş Afro-Amerikalı’nın Dereck tarafından öldürülmesi ya da her yerde kullanılan svastika ve SS işaretleri gibi çarpıcı imgeler yoluyla, bu düşünce tarzından faydalanmaktadır. Şiddet, diğerlerinin- ya da diğerlerinden geri kalan ne varsa onun- üzerinde kurulan bir çeşit baskı olarak görülmektedir. Şiddet yoluyla elde edilen bu üstünlük hissiyatı, doktrin açısından çok daha önemli bir nokta olarak kabul edilir.

b / Gerekli bir hissiyat

“Anlamak için harekete geçmeliyiz ve eğer birileri manevralar sırasında ölürse, bu bizim suçumuz değil.” Cameron, Dereck’in hapisten çıktığında tüm bu insanları bir arada nasıl yok edeceğini söylemektedir. Prens adlı eserinde Machiavelli; egemen gücün sözüne sadık olmasından ziyade, kendisini sevdirmesinin önemini açıklamaktadır. Ona göre önemli olan ne yaptığın değil, bizim o konuda ne düşündüğümüzdür. Bu sebeple; konuşmak ve onlara söylemeden konuştuğunun tersini yapmanın, iyi bir yönetici olmak anlamına geldiği söylenebilir. Bu düşünce tarzını, İsa’nın Havarileri doktriniyle kıyaslayabiliriz. Egemen güç olmanın önemi, her durumda saygın olmaktan geçmektedir. Üstün hissetmek ve düşük seviyedeki ırkların sadık kalmasını sağlamak amacıyla, fikri destekleyenler açısından şiddetin gerekli görüldüğünü düşünebiliriz. Bu yüzden marketi boşalttıklarında, dazlaklar kendilerini hiçbir şekilde kötü hissetmez. İkincil bir noktadadırlar; doktrin açısından gerekli olan bir performans için, bir kez başlayınca acı çekmemelerini sağlayan bir nokta. Diğerlerinin insandışılaştırılması, şiddet, üstünlük duygusu, ırksal düşmanlık…

Geçmişin Gölgesinde üzerine bir sonuç

Geçmişin Gölgesinde, insanları derinden etkiledi; çünkü bu film asıl sorunun, sorunun iç yüzünün telafisinin olması sorununu gösteren çok az filmden biridir. Felsefi düzeyde tasarlanmış olan pek çok karizmatik figür sayesinde, bu film pek çok yazarın doktrinleriyle tamamen paralel bir noktada bulunmaktadır. Dalgalar halinde göç eden insanların olduğu dünyada böyle bir düşünce sisteminin sebep olduğu dehşeti göstermektedir Geçmişin Gölgesinde. Bu fikirleri paylaşmasak da, kabul etmeliyiz ki, ırksal ve ideolojik ret ya da kabulleniş sorunsalı ortaya çıkabilir. Şahsen ben, doğru olup olmadığını bilmiyor olsam da seçimimi çoktan yaptım. Ve bu seçim, her şeyden önce benim deneyimlerime dayalı ve onları yansıtan niteliktedir. Herkes için aynı şey. İnsanlar arasındaki sevgi, bu dünyadaki belki de en büyük mesele.

Çeviren: Gözde Gürbüz
Kaynak: .the-philosophy

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.