Müzik, felsefenin ortaya çıkışından bu yana birçok filozofun zihnini meşgul etmiştir.

Angelica Frey

Modern öncesi çağın filozofları ve akademisyenleri, armonik bir bakış açısıyla müzik üzerine çalıştılar ve sıklıkla “musica universalis” (müziğin sadece sesten ibaret olmadığını ayrıca işitmenin ötesinde bir algı aracı olduğu tezi) kavramına daha derinlemesine aradık.  18. yüzyılda başlayan, müzik sanatıyla ilgili tartışmalar bu sefer Hıristiyanlıkla da aracılık ederek, daha açık ve çeşitli hale geldi.

Pisagor (MÖ 570- MÖ 495)

Pisagor, müziğin evrenselliği teorisini, gök cisimciklerinde görünen sayısal orantıların yörünge kürelerinde yerleşik müzikal alanlara ve sızlamalara dönüşmesine dayanarak, ayrıntılı olarak ele almıştı.

“TELLERİN UĞULTUSUNDA GEOMETRİ VAR, KÜRELERIN ARASINDA MÜZİK VAR.” (PİSAGOR)

Platon (428 MÖ-348 MÖ)

Platon, sanatın kişinin karakterini büyük ölçüde şekillendirebileceğine ve bu sebeple sıkı bir şekilde kontrol edilmesi gerektiğine değinmiştir. Şiir, tiyatro, müzik, resim, dans, duyguları uyandırır. Müzik, şiir ve tiyatro,  kendi ideal dünyasında, gençlerin eğitimi için önemlidir – ama yalnızca “iyi” müzik, o kadar. Pisagor teorilerinden ve onun sayısal mistisizminden büyük ölçüde etkilenmişti, bir telin titreşiminden gelen armoni serisinden ilham aldı. “Düzgün” müzik (yani armonileri izleyen), düzgün ruh demekti.

“MÜZİK AHLAKİ BİR YASADIR. RUHU EVRENE VERİR, ZİHNE DOĞRU KANATLANDIRIR, HAYAL GÜCÜNE DOĞRU UÇAR, HAYATA VE HER ŞEYE ÇEKİCİLİK VE NEŞE KATAR. “(PLATON)

Gottfried Wilhelm Leibniz (1646-1716)

Leibniz’in skolastik bir geçmişi vardı ve sonuç olarak müzik, matematiğin bir yan ürünü olarak görüldü: müziği “zihnin sayısını bilmediği, aritmetikteki bilinçsiz bir egzersiz” olarak tanımladı. Ancak, başarılı bir besteci nasıl olur sorusu üzerine düşününce kapsamını genişletti; yani pratik mi, canlı hayal gücü mü ve geçmiş geleneğin bilgisi mi? Tıpkı bir şairin dizelerini yazmaya girişmeden önce iyi şairleri okumaya ihtiyaç duyması gibi. Zevk ve acı duyguları, ahenk ve uyumsuzluk tarafından getirildi.

“MÜZİK, BİLİNÇSİZ BİR ZİHİN HESAPLAMASININ GİZLİ ARİTMETİK PRTAİĞİDİR.” (GOTTFRIED WILHELM LEIBNIZ)

William Hogarth (1697-1764)

Kendi Güzellik Analizi’nde Hogarth, güzellikleri etkileyebilecek altı temel ilkeyi ayırır: uygunluk, çeşitlilik, düzenlilik (“oluşmuş çeşitlilik” duyusuyla), basitlik, karmaşıklık, yani anlayışta bir zorluk, ancak, bireyi keyifli bir yola ve niceliğe davet eder. Hogarth Dans’ın güzelliğinin farkına varana kadar Minuet’in analiziyle tezini tamamlamıştır. Müzik onun için, yardımcı konumundaydı ve asıl olarak ta dansa tabi kaldı.

“MİNUET, DANS USTALARININ KENDİLERİ TARAFINDAN TÜM DANSIN KUSURSUZ OLMASINA OLANAK SAĞLAR.” (WILLIAM HOGARTH)

Immanuel Kant (1724-1804)

Immanuel Kant, Yargı Eleştirisi’nde, buradan (okuması pek kolay değil) okuyabileceğiniz güzellik hakkındaki yargısını geliştirirken müziği eleştirmiştir. Sanat şekilleri arasında enstrümantal müziği en alt sıraya koymuştur, çünkü diğer sanatların aksine ahlakî bir amacı olmadığı gibi, zihni de tatmin edici bir seviyede bağlantı kuramamıştır. Şarkı ya da operada kelime ekleme, bu şekildeki sanatı bir şekilde anlamlandırabilir.

” KURALSIZ OLARAK DİNLEDİĞİMİZ KUŞLARIN ŞARKILARI, TÜM MÜZİK KURALLARINA UYGUN ÜRETİLEN İNSANLIĞIN ŞARKILARINDAN DAHA FAZLA ÖZGÜRDÜR VE BU NEDENLE SIK SIK VE UZUN TEKRARLANIRSA İKİNCİDE HEMEN YORGUN DÜŞERİZ” (IMMANUEL KANT, YARGI ELEŞTİRİSİ)

Arthur Schopenhauer (1788-1860)

Şansına güvenen Schopenhauer, estetik tecrübenin, nesneyi iradın egemenliğinden saf bir algı seviyesine yükseltebileceği (unutmayın ki O’na göre insanlık daima arzularının kölesidir) teorisini ileri sürdü. O, gerçeğin metafiziksel sunumuna olanak sağlayan ve edebiyat ile heykel gibi insan türüne ve duygularına çok bağlı sanatlarda olduğu gibi müziği ölçme için; müziği direk iradenin olayı gibi gördü. Opera’da dahi, kitapçık “geçici bir olgunu dilbilimsel temsili” olan derecenin kendisine bağlıydı. Müzik felsefesi, Wagner’in çalışmalarından derinden etkiledi; değinilecek nokta şu ki müzik teorisinin yazılı eseri bile en sonunda Schopenhauer ile uyumlu hale geldi. Sanat sanat içindir kavramının gelişimi ve Nesneci Hareketler kavramını gün ışığına çıkardığı için O’na teşekkür borçluyuz.

” MÜZiĞİN AÇIKLANAMAYAN DERİNLİĞİ, ANLAMAK İÇİN ÇOK KOLAY VE AÇIKLANAMAZDIR VE BU NEDENLE EN İÇERİDE BULUNAN TÜM DUYGULARIMIZI GERÇEĞE DAYANMADAN VE ACILARINDAN UZAK OLARAK YENİDEN ÜRETİR.. MÜZİK, SADECE YAŞAMIN ÖZÜNÜ VE OLAYLARI iFADE EDER, ASLA BUNLARIN KENDİLERİNİ DEĞİL. “(ARTHUR SCHOPENHAUER)

Friedrich Nietzsche (1844-1900)

Sizi aptal yerine koyma konusundaki zayıf girişimlerine izin vermeyin : Nietzsche felsefesinin güzel bir bölümünü müziğin anlamına ayırdı. Sanat sanat içindir romantik kavramı tamamıyla reddettiği bir fikirdi çünkü onun için müzik bir amaca hizmet ederdi. Ancak bu sanat izleyiciler için değil, daha çok yeni bir tür sanatçı içindi.

Dahası, Nietzsche, özel kültürel bir çağın -özellikle kuğu şarkısı- son nefesiydi – Händel, Luthercilik ruhunu ve XIV. Louis dönemindeki Mozart değişimini yakaladı; 18. yüzyılın ruhu  Beethoven ve Rossini ve ilk önce ilahlaştırdığı, sonra da aşağıladığı- ölen Alman kültürünün son temsilcisi Wagner.

“MÜZiK OLMADAN HAYAT BiR HATA OLURDU.” (FRIEDRICH NIETZSCHE, SAPLANTI ALACAKARANLIĞI VEYA ÇEKİÇLE FELSEFE NASIL YAPILIR?)

Theodor Adorno (1903-1969)

Müzik eleştirmeni Alex Ross , Theodor Wiesengrund Adorno’yu Alman müzikal düşüncenin egemen vaftiz babası ve entelektüel yaşamın karanlık prensi olarak tanımlamıştır. Schoenberg’in öğrencisi Alban Berg’le birlikte çalıştı ve ondan, Wagnierian bir ilerleme ideolojisine sadık kalmak için müziğin bilinmeyen bölgelere saldırması gerektiği fikrini ulusa aşıladı: Bundan dolayı müzik, ulusa “güzel” gelen ve tanıdık tüm seslerden kurtulmak zorundadır.

Hitler’in çıkışını takiben New York’a göç ettiği zaman, insanların müzik beğenisini nasıl ifade ettiğine dair kırıcı bir genelleme yaptı. O’na göre Post Marksizm’i kucaklayan, çok sayıda insanı çeken herhangi bir eserin değeri yoktu ve Toscanini’yi ile konserlerini açıkça küçümsedi ve fanlarının büyük müzik ustalarını gerçekten takdir edebilmek için “gelişmemiş” olduğunu iddia etti: Daha doğrusu, onlar bu tecrübe için harcadıkları paraya ibadet ettiler.

“ONLAR [ELEŞTiRMENLER] SCHOENBERG’IN ERKEN DÖNEM ESERLERiNi VE TÜM VARLIKLARINI, MÜZiK-TARiHSEL KLİŞESİ İLE SON-WAGNERYAN ROMANTiK OLARAK SINIFLANDIRARAK ELE ALIYORLAR. BİRİNİN BEETHOVEN VARLIĞINI, SON BiR KLASiK SANATÇI HAYDNERYAN OLARAK ATMASI GİBİ.“ (THEODOR W. ADORNO, MÜZiKTE DENEMELER)

Yazar: Angelica Frey
Çeviren: Tuğba Alp
Kaynak: cmuse

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.

Bizi takip edin