“Korku!  Korku!” Kurtz, Joseph Conrad’ın Karanlığın Kalbi romanının baş karakteri Marlow’un huzurunda son sözlerini savururken ölür. Neden Kurtz bu ‘son’ sözlerini tekrar etmeye mecbur hissetmektedir? Bu mantık dışı tekrarlama korkunun özü hakkında bir şey ortaya çıkarıyor: Korku kendini tekrarlayan şeydir. Böylece bunu önlemenin tek yolu tekrarlama işlemini kesmektir. Bu mümkün müdür? Aslında değil, imkansızdır. Korkunun tekrarının sonsuz ihtimali var ise, o zaman korkudan kaçma imkansız bir ani kesintinin varlığını gerektirir. Ben bu ani kesintiyi ‘merak’ olarak tanımlıyorum.
 
Korku ve Merak

Merak imkansızın tarafındayken, korku mümkün olanın boyutuna aittir. Bu fikir özellikle Trump seçimi, IŞID katliamı, 9/11 gibi faciaları düşündüğümüzde, mantıksız görünür. Fakat o zaman iki şeyi karıştırırız : Ahlaki tepkimiz ve korkunun ontolojisi. Ahlaki tepkimiz korkulu olayları reddetmekten ibarettir: Onu imkansız diye ifade ederiz çünkü ne olacağını idrak edemeyiz; fakat gerçekten anlamaya çalıştığımızda, bir dizi mantıklı açıklamalarla dolu katliam ya da terör hareketine dahil olur ve sebeplerini bularak sonlandırırız. Ne olduğunu anlamamızın en iyi yolu ise, daha korkunç bir olay geriye dönük olarak mümkün hale geldikçe, tekrar etme olasılığını daha fazla düşünmeye başlarız. Tam bu noktada Trump seçimlerini göz önüne almalıyız: Net bir körlük durumundan kaynaklı imkansızlık olarak değerlendirilmişti.

Fakat ‘Merak’ın -olaylar ne olursa olsun- imkansız kalması imkansızdır. Radikal kopuş konulu bir devrim örneğini ele alalım: Badiou‘dan esinlenecek olursak bunu “Olay” olarak tanımlarız, başka bir ifadeyle “imkansızlığın olasılığı”. Fakat bu çok açıktır çünkü Olay, devrimin sabitlenmiş ve verimsiz bir modele dönüşebilen imkansızlığı olarak kalır. Devrimciler isimleri, temsilcileri ve önceki devrimcilerin felsefelerini seçecekleri zaman, sadece ne olduğuna ve nasıl olduğuna bakarak alıntı yapmazlar ayrıca tamamlanmamış, aslen ne istenmiş fakat tamamiyle başarılamamış olana bakarlar; verilmiş bir söze, imkansızı uygulama yükümlülüğüne bakarlar; başka ifadeyle yeni bir kırılımı ele alırlar. Devrimler kendilerini radikal kırılım olarak bıraktıklarında korkunç şeylere dönüşürler, imkansızı inkar ettiklerinde daha dazla mekanik bir olasılığa dönüşürler. İmkansızlığı adaletsizliğin olağanüstü bir kesitisi olarak kullanmak yerine, mutlaklığını gerçeklikte ortadan kaldırtıyorlar.

Bununla birlikte, kesin olasılıkların neden ürkütücü olduğunu ayrıca açıklamamız gerekir. Aslında korku, bireyi, toplumu ya da bir medeniyeti referans alır, konu ve ürkütücü olan şeyin onarılmaz şekilde ayrık ilişkisini şiddetle reddeder. Korku filmlerinin gösterdiği de budur: Korku, kapı ardındaki ürktüğümüz şey değildir, bizi korkutan kapının etkisiz oluşudur, ne beni korur ne de dışarıdan içeriyi ayırabilir. İşte bu sebepten korku daima her yerdedir, içeride ya da dışarıda, sürekli olarak iç gerçekliği dış gerçekliğe dönüştürür ve karşılıklı olarak tam tersi durum da söz konusudur. Telefondaki Yabancı (When a Stranger Calls) (1979) filminde, biri bebek bakıcısı Jill’i arar ve ona çocukları kontrol edip etmediğini sorar: Bu bir gerçekçi şaka değildir ve çağrıların evin tam ikinci katından geldiği ortaya çıkar ve kaçmazsa muhtemelen ölecektir. Kurgu dünyasından başka yakın zamandaki politik haberler de bize bu mantığın mükemmel bir örneğini verir: Donald Trump, aynı anda, politik sistemin hem içinde hem de dışında yer alır.

Hayal etmek henüz hata değilken, ‘Merak’, ‘Korku’ nun tam tersine, açık sınırlar gerektirir. Merak uyandıran şey, içeriye nüfuz etme ya da içeriye patlama yerine, dışarısıyla veya canlandırmaya vakıf olan dışardakiyle ilgilenir. Merak, faydalı bir şekilde, mesafede olma durumudur. Steven Spielberg’in Üçüncü Tür filmi reddedilenin geri dönüşüyle başlamaz, kaybedilenlerin (gizemli bir şekilde ortadan kaybolan kayıp pilotlar ve askerler) geri dönüşüyle başlar: reddedilenin geri dönüşü ölümün bir işaretiyken, kaybolanın dönüşü yaşamın işaretidir. Bunun yanı sıra Spielberg’in filmindeki tehlikeli yakın karşılaşma sizi öldürmek isteyen bir yabancıdan değil, size farkına varılmamış bir boyut açacak bir yabancıdan bahseder. Bu denli olağanüstü bir durumda, karşılaşma aşağıdan ya da yukarıdan sızan yeşille bağlantılı değildir, birinin başkalığını canladırabilecek bir ötekilik kavramıyla bağlantılıdır. En sonunda Spielberg’in filminde, karşılaşma anı, varlığın şeklinin ne ile değil, kim ile deneyimlendiği andır, ötekinin kim olduğuyla ilgilenmez. Önemli olan da budur. 

İmkansızın Yol Haritası

Size ne uzaydan gelecek Mesih’i bekleyin diye tavsiye vereceğim ne de Trump’ın o büyük ekibiyle günümüzde deneyimlenen kapitalizmin yeni sahnesiden koruyacak yeni bir dünyasal yaşam formu hakkında tartışacağım. Spielberg’in filminde karşılaşmanın yapısı, Badiou’nun bahsettiği karşılaşmayla eş yapıda olduğunu ortaya koyar. Gerçek bir karşılaşma daima, hayatın düzenli çizgisini birdenbire durduran bir deneyimdir; korku bizi bu deneyimden alıkoyar. Olayın gerçekleşmesini kesinlikle yönetemeyiz, fakat karşılaşma sahnesinin engellenmemesi için yapabileceğimiz çok daha çeşitli yollar var. Birincisi, korkuyu yönetenlere veya üretenlere korkumuzu göstermemeyi anlayabilmektir – bizim korkumuzu asla haketmiyorlar. İkincisi ise imkansız olanın nerede gerçekleşebilir olmasını planlamaktır: İmkansız olanın jeopolitik haritasını oluşturmaya ihtiyacımız var. Üçüncüsü ise ilk sözlerimizin ‘Merak Merak!’ olacağı durumlar hayal etmektir. 

Yazar: Frederic Neyrat
(Wisconsin Madison Üniversitesi’nde Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde doçenttir, Multidutes dergisinde editör kuruluna üyedir, çeşitli kitaplar yazmıştır. Fordham Üniversitesi Yayınlarından ingilizce yayımlanacak olan Neyrat’ın kitabı Atopias, dış mekanı yeniden yapılandıran yeni bir varoluşçuluktan bahseder.)

Çevirmen: Tuğba Alp
Kaynak: thephilosophicalsalon

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.