Bazı insanlar korku filmlerine doyamazlar. Çok sayıda korkun filmini tekrar tekrar izlemeye devam ederler. Korku filmlerinin galalarını kaçırmazlar. Evlerinde DVD koleksiyonları vardır.

Şahsen kıyamet kopsa bile korkunç bir film izlemem. Zihnimdeki bir kayıt aygıtındaki görüntüler beni günlerce çözümsüz bırakarak gergin hissettiriyorlar. Aslına bakılırsa, ” Sons of Anarchy” nin korkunç sahnelerini sonuna kadar oturarak izlemek için yeterince zamanım var. (Filmi erkek arkadaşımla birlikte izliyorum ve bazı zamanlar odayı terk etmek zorunda kalıyorum.)

Cadılar Bayramının – korku filmlerinin en parlak dönemi – yaklaşması ile beraber bazı insanların korku filmlerinden neden hoşlandığını merak ettim. Ve benim gibi, başkalarının da onlara neden tahammül edemediğini.

Uyarım Transferi (uyarma aktarım) Süreci

Purdue Üniversitesi Brain Lamb İletişim Fakültesi’inde bir profesör ve dekan yardımcısı olan Glenn Sparks’a göre, korku filmlerinin ilgi çekme nedenlerinden biri, filmden sonra nasıl hissettiğinizdir. Buna uyarım transferi süreci adı verilir. Sparks’ın araştırması, insanların korku filmlerini izlediklerinde kalp atış hızlarının, kan basınçlarının ve solunumlarının arttığını ortaya çıkardı.

Sparks film bittikten sonra, bu fizyolojik uyarılmanın uzun süre hafızada kaldığını söylüyor. (Biz bu durumun tam anlamıyla farkında değiliz.) Bu, deneyimlediğiniz olumlu duyguların – arkadaşlarınızla eğlenmek gibi – daha yoğun hissedildiği anlamına geliyor. Film sırasında hissettiğiniz korku üzerine dikkatinizi vermek yerine, harika vakit geçirdiğinizi anımsıyorsunuz. Üstelik daha fazlasını izlemek için tekrar gelmeye niyetleniyorsunuz diyor

Ancak, korku filmi deneyiminiz olumlu değilse izlemek istemeyebilirsiniz. Sözgelimi, diyelim ki, iyi gitmeyen bir randevuda olduğunuzu ya da eve dönüşünüzde bir araba kazası geçirdiğinizi varsayalım diyor Sparks. Yine, korku filmlerinden kalan uyarılmanın deneyimlediğiniz tüm duyguları artırması nedeniyle, olumsuz hisler sizi gelecekte korku veren bir filmden kaçınmaya yönlendirebilir.

Farklı Özyapılar (yaradılış, duygu durum, mizaç)

Sparks, bazı insanların sırf yüksek düzeylerde fizyolojik uyarılmalardan keyif almaya eğilimli olduğunu belirtiyor. Literatüre göre, halkın yaklaşık yüzde 10’u adrenalin yükselmesinden hoşlanıyor. (Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, bu kişiler lunapark gibi eğlence yerlerinde bulunan inişli çıkışlı raylar üzerinde ilerleyen eğlence trenini de severler. Benim eğlence trenini sevmeyişim şaşırtıcı değil.)

Benzer şekilde, özyapı (yaradılış,duygu durum,mizaç) kimilerinin neden korku filmlerinden nefret ettiğini açıklayabilir. Sparks, özellikle, bazı bireylerin kendi çevrelerinde istenmeyen uyarıları elemekte daha zorlandığını söylüyor. Örneğin, bu kişiler bir odadaki sıcaklığa veya gömleklerinin üzerindeki etikete aşırı duyarlı olabilirler. Muhtemelen aynı kişiler korku filmlerine karşı daha yoğun fizyolojik tepkiler  verebiliyorlar

Orijinalite

Bazı insanlar orijinal (alışılmışın dışında) olmaları nedeniyle korku veren filmlere yönelir. Sparks, hepimizin kendi çevremizdeki anormallikleri dikkate almaya eğilimli olduğunu söylüyor. Korku, rutini (alışılmış olanı ) sekteye uğrattığından, değişim hususundaki merak, var olmayı sürdürmek için önemlidir. Sparks, korkutucu filmlerin çekim gücünü kan dondurucu bir olay yerinde bulunmakla aynı kefeye koyuyor : “Bunu her gün görmüyorsunuz.”

Fark etmediğiniz başka bir şey de, fantastik olma eğiliminde olan görsel efektlerdir (etkiler), diyor Wisconsin-Madison Üniversitesi İletişim Araştırma Merkezi’nden emekli kadın Profesör ve Sosyal Yardım Direktörü Joanne Cantor. Ve ekliyor: “Görsel efektler bazı insanların aklını başından alıyor ve bazı insanlar bu efektleri düşünerek bulmaya bayılıyorlar”

Sparks’ın söylediğine göre olumsuz duygular yine de orijinaliteyi gölgede bırakabilirler. Aşırı derecede korku yaşarsak, korkunç bir filmin görülmeye değer olmadığını düşünürüz. Spark, “Olumlu duyguların aksine amigdalada depolanan olumsuz duyguların, yok olmaya karşı özellikle dirençli olduğunu”  belirtti.

Bireyler “ortamdaki bir şeyin kendilerine bir sahneyi hatırlatması halinde daha uzun süren duygusal çöküntü yaşayabilir” dedi.

Cantor “bazı insanların Jaws”ı izledikten sonra, okyanusta yüzmeyi bıraktığını, göller ve havuzlar hakkında tuhaf ve ürkütücü hissettiklerini” söyledi.

Başkaları, eve lüzumundan fazla yakınlaşan filmlerden kaçınabilirler. Öğrenciler Sparks’a, bebek bakıcılığı yaptıkları için korkunç bir bebek bakıcısının özel olarak sunulduğu filmlerden kaçındıklarını söylediler.

Cinsiyet Sosyalleşmesi (erkeklerin ve kızların farklı şekilde sosyalleşme eğilimi)

Araştırmalar, korku filmlerini erkeklerin daha çok sevdiğini gösteriyor. “Bunun nedeni”, diyor Sparks “erkeklerin cesur olmaya ve tehdit unsurlarından keyif almaya yönelik sosyalleştirilmesi olabilir. Erkekler korku veren bir filminin kendilerini rahatsız etmesine izin vermemekten dolayı toplumsal doyum türetebilirler” diyor. Bunun, korkutucu bir şeyin üstesinden gelme fikri olduğunu söylüyor.

“Erkekler sıklıkla sevgilileriyle buluşmalarında izlemek için korku filmlerine rağbet ediyorlar, çünkü kadınlar korktuğunda büyük bir olasılıkla fiziksel olarak yakınlık ararlar ve erkekler kendi güçlerini ve cesaretlerini gösterebilirler” diyor Cantor. (Bu etki ismi ile müsemma, “sarılma etkisi” olarak adlandırılır.)

Bir çalışma sonucuna göre, bir korku filmini, erkekler, korkmuş bir kadınla izlemeyi ve kadınlar, korkmayan bir erkekle izlemeyi daha çok seviyor.

Diğer Sebepler

Cantor, “bazı insanlar, güven altındayken korkutulmaya dayalı adrenalin yükselmesinden keyif almaları nedeniyle korku filmlerinden hoşlanıyor olabilir”, diyor. “Bazı insanlar kendilerini kafalarındaki problemlerinden uzaklaştıran ne olsa hoşlanıyorlar. Üst düzeyde empati kurabilen kişiler korku filmlerinden hoşlanmayabilirler”  diyor.

Çocuklar ve Korku Filmleri

Her iki uzmana göre ebeveynlerin çocuklarının izlediklerine özellikle dikkat etmeleri gerekiyor. Cantor’un araştırması, 14 yaşından önce korkunç filmleri veya gösterileri izleyen üniversite öğrencilerinin uyku sıkıntısı çektiğini ve genellikle güvenli aktivitelerden endişe duyduğunu veya onlarla tamamen etkileşime girmeyi bıraktığını ortaya çıkardı.

“Teddy’nin TV Sorunları”nı özellikle medya tarafından korkutuldukları için çocukları rahatlatmak amacıyla yazan Cantor, “5 ila 7 yaşına kadar görmek inanmaktır” diyor.

Hayal ürünü olsa bile, küçük çocuklar için yine de korkutucu olduğunu söylüyor. Daha büyük çocuklar için, kaçırma ve çocuk tacizi gibi gerçekçi tehditlerin korkutucu olduğunu söylüyor. Yetişkin gençlerin, hastalık ve doğaüstü gibi soyut tehditler üzerine daha çok korktuklarını belirtiyor.

Cantor, “Ebeveynler, belirli bir gösterinin kendi çocukları için doğru olup olmadığına karar vermeden önce, onların filmlere nasıl tepki gösterdiğine dikkat etmeleri gerekiyor. Yoğun korku tepkilerini önlemek, tepkileri telafi etmekten çok daha kolaydır”  diyor.

Yazar: Margarita Tartakovsky
Çevirmen:  Jülide Yapıcı
Kaynak : psychcentral

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

1992 yılında Hacettepe Üniversitesi mühendislik fakültesi gıda mühendisliği bölümünden mezun oldum.Çeviri yapmaya mezuniyet tezimin çevirilerini yaparak başladım. Daha sonra akademik ve özel sektörde tez ve proje çevirileriyle devam ettim . Gıda üretim ve kalite kontrol sorumlusu olarak gıda sektöründe , İngilizce öğretmeni olarak eğitim sektöründe , yönetici asistanı olarak özel sektör yatırım teşvik projelerinde , akademisyen olarak üniversite meslek yüksek okullarında görev aldım.2016 yılında İstanbul Üniversitesi AUZEF felsefe bölümü ve HAYEF pedogojik formasyon programını tamamladım.