New Philosopher editörü Zan Boag’ın, Massachusetts Boston Üniversitesi’nde Felsefe Profesörü Profesör Jane Roland Martin ile röportajı devamı. Yazının 1. Bölümü vardır.)

John Stuart Mill, “Genel devlet eğitimi, insanları, birbirlerine tıpatıp benzemeleri için şekillendiren mutlak bir düzendir” şeklinde belirtmiştir. Napolyon, “Bütün kurumlarımız arasında kamu eğitimi en önemlisidir… Bütün nesli aynı kalıpta yoğurabilmemiz gerekir. “ diyerek desteklemiştir. Okul sistemi olarak bildiğimiz şeyi düşünüyorlardı, ancak medya bu rolü mü oynuyor yoksa hepimizi aynı kalıba mı sokuyor?

Evet, bunu yıllardır söylüyorum. İnsanlar, ulusal bir müfredata sahip olmamız gerektiğini söylemeye devam ediyor ve ben onlara “Ulusal bir müfredat var – medya aracılığıyla zaten bir ulusal müfredatımız var” şeklinde cevap veriyorum. Okulun işi bir şekilde bunun üstesinden gelmek… Medyayı değiştirmeye çabalamak zorundayız. Okul, kalp veya başka şeyleri değil kafaları eğitiyor ve medya, bizi sadece hırs ve dikkat dağıtma konusunda eğitiyor ki bu gerçekten korkunç, önemli sorunlara yönelik olmaktan ziyade bizi daha çok onlardan uzaklaştırıyor.

Kendilerine yönelik değil, önemli sorunlardan uzaklaşan, sadece korkunç hırs ve dikkat dağıtıcı olarak eğitim veriyor. Ve okul bu sorunları dikkate almıyor, çeşitli mevzuları farklı şekillerde öğretiyor ki gerçek hayattaki sorunlar hakkında çoğunlukla kafa yormayasınız. İşte asıl kötü olan bu.

Cinsiyet konusu, bu sorunların temelinde yer alır. Erkek ve kadınlar, erkeklik ve kadınlık hakkındaki fikirlerimizi değiştirene kadar gezegenimiz büyük sıkıntı içerisinde olacaktır.

Eğitim ve cinsiyete ilişkin sorunlar olduğunda işlerin olumlu yönde ilerlediğini mi düşünüyorsunuz?

Okul ortamında, benim izlenimim, yıllardır emekli olduğumu göz önünde bulundurun, ancak izlenimim, ileriye taşındığı yönündeki benim genç arkadaşlarım, genç bayan tanıdıklarım, herhangi bir cinsiyetçiliğin farkına varmadan önce çok daha ilerledi.

Felsefede de durum böyle; yaptığınız şeyleri yapan az sayıdaki kadından biri olurdunuz.

Uzun zamandır sadece ben vardım. Lisans öğrencisi iken, aslında felsefeye pek bir ilgim yoktu, fakat o zamanlar kadın profesörler yoktu – Harvard’ın kızların okuduğu bölümü olan Radcliffe’de idim ve kadın profesör yoktu.

Kocam Boston Üniversitesinde felsefe bölümünde ders veriyordu ve orada Denver’da işadamı olan bir adam vardı. Emekli olmuş ve felsefe sevdasına tutulmuştur, bu yüzden orada ücretsiz çalışmıştır. Ve bir keresinde bana, tüm hayatı (iş ve genel) boyunca, üniversitede özellikle felsefe bölümünde gördüğü kadar vasatlık görmediğini söylemişti- ve bunun nedeni risklerin çok düşük olmasıydı. İşin içinde ne para, hibe hiçbir şey yoktu. – insanları daha da vasat, daha rekabetçi kıldı. Tabii ki, felsefe içerisinde, eğitim felsefesi – ki benim yaptığım şey – en aşağılık olandır.

Benim açımdan, tüm bunlar cinsiyet kaynaklı. Yükseköğrenimden ya da genel kültürden söz ediyorsanız ve bir filozof olursanız, sorun değil, fakat okullardan bahsediyorsanız o zaman kadınlar ve çocuklar hakkında konuşuyorsunuz demektir. Politik felsefede, birisinin bana söylediği gibi, kadınlar ve çocuklar ‘ontolojik bodrumda’ – ifadesi tam olarak buydu. Ve genel olarak felsefede bulundukları yer burasıdır. Benim teorim ise konunuzun itibarından daha fazla saygınlık sahibi olmadığınızdır.

5-18 yaş arası yılları daha üretken, daha eğlenceli geçirmek için bir yol var mı?

Amerika Birleşik Devletleri’nde, eğitim tarihçileri tarafından nesilden nesile aktarılan, Amerika Birleşik Devletleri’nin de aralarında bulunduğu ve ilerici eğitim yaptığı şimdi mitoloji var – ve tam bir felaketti.  Ve bu yanlış, hem de bariz bir şekilde yanlış. Bazıları benimki kadar-gerçekten harika idi- iyi olan okullar vardı – ama ülkenin çoğu bunu beceremedi. Bu mitleri analiz etmeliyiz. Seçkin bir eğitim türü olduğu ve bizim okulumuz için hiç doğru olmayan bir efsane vardır – çok çeşitli ekonomik sınıflar mevcuttu.  Konu şu ki okul müthiş olabilir, fakat ben yaşadığım için gerçeği biliyorum.

En iyi nasıl öğretip öğrenebileceğimiz ya da ne öğretip ne öğrenmemiz konusunda eklemeyi istediğiniz başka bir şey var mı?

John Dewey kişiyi tam anlamıyla eğitme hakkında konuştu. Bahsettiğim şey, sadece insanı bütün olarak değil, kültür yelpazesindeki tüm çocuklarımızı eğitmeyi düşünmemiz gerektiğidir. Kültür zenginliğinin bir kısmı özel olarak ev içinde bulunur – üçlü gibi- ve kamu dünyasıyla ilgisi olan her şey kadar önemlidir.  Dolayısıyla, kültürümüzün hangi kısımlarını çocuklarımıza aktardığımız konusunda daha geniş açıdan düşünmemiz gerekiyor. Ayrıca ‘nesiller sorunu’ var ve bu herkesin en büyük sorunu olabilir. Eğitime bireyin perspektifi yerine kültür perspektifinden bakmaya başlarsanız – John Dewey bunu başlatmış ve daha sonra unutmuştur ve bunu yapmak çok önemlidir, çünkü bunu yaptıktan sonra farklı sorular sormaya başlayacaksınız – ve kendimize sormaya başlamamız gereken, en azından batı kültüründe, temel sorulardan bazıları: “Bir sonraki nesile ne aktarıyoruz?” Kültürel mirasımızı aktarıyor muyuz?  Yoksa yükümlülüklerimizi mi aktarıyoruz? Ve etrafınıza bakıp açgözlülük, ırkçılık, eşitsizlik ve tüm kalanları görüyorsanız, aslında yükümlülüklerimizi aktardığımızı bilirsiniz.  Ve nesillerin sorunu; benim ifade ettiğim gibi, kültürün iyi niteliklerinin – varlıkları – aktarımını en yüksek düzeye; kötü niteliklerin aktarımını da nasıl asgari düzeye getirileceği sorunsalıdır. Gerçekten de düşünmeye başlamamız gereken en önemli şeyin bu olduğunu düşünüyorum.

Sadece kendi çocuğumuza ve nasıl iş bulacağına bakmak yerine- bunun önemli olduğunu biliyorum – kültürün neyi aktardığına bakmaya başlamak durumundayız.  Dünyanın ve onu korumanın değerine yönelik her hangi bir inanışı mı aktarıyoruz?  Hayır! Hayır, fakat yapmalıyız.

Ünlü bir eğitim filozofu olan Martin, çalışmalarına feminist bir perspektif kazandıran ilk profesyonel eğitim filozoflarından biriydi. Kitapları arasında Evokul, Kültürel Kötü Eğitim, Eğitici Metamorfozlar ve Eğitim Peyzajının Değiştirilmesi yer alıyor.

Yazar: Zan Boag
Çeviren: Damla Mısır Henao Grisales

Kaynak: newphilosopher

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.

Bizi takip edin