Öfkenin dışavurumu ile içsel gerçekliği tümüyle farklıdır.

Öfkelendiğinizde boğazınız uyarılır ve sesiniz daha yüksek çıkar. İçerde, tarif edilemez bir güç hissedersiniz. Kelimenin tam anlamıyla (ya da biyokimyasal olarak demeliyim) bu duygu sizi bilfiil güçlendirir. Çünkü bazı karşı kuvvetlerden tehdit algıladığınızda – bu, kavgacı bir eş olabileceği gibi sinir bozacak kadar uzun bir kırmızı ışık da olabilir- bedeniniz otomatik olarak adrenalin salgıladığı için, bu algılanan tehlikeye karşı koymakta rahat hissedersiniz. En nihayetinde, zihnin direktiflerini sorgulamadan izleyen ve en ilkel emirlere tepki veren bu hormon sizi çarpışmaya hazırlar.

Fakat böyle bir kimyasalla ortaya çıkan güç çoğunlukla yanıltıcıdır. Akılda tutulması gereken şey, öfkenin her şeyden önce, esenlik durumunuzla fark etmeden ilişkilendirdiğiniz herhangi bir tehdidin uzaklaştırılmasına yardım etmek için ortaya çıktığıdır. Ve gerçek şu ki, dışınızda tehlike olarak hissettiğiniz şey hiçbir şekilde içsel bir güç doğurmaz. Bilakis, altta yatan bir savunmasızlık – ya da sıkıntılı bir durum karşısında zihinsel ve duygusal denge sağlayacak becerilerinize inançsızlık – hissettirir. Çoğu örnekte, dışsal provokasyon yakın fiziksel zararla ilişkili değildir. Provokasyon basitçe egonuzun saldırı altında hissetmesine bağlıdır. Ve bu sübjektif saldırılmışlık deneyimi, genellikle güçlü ve dirençli bir egoyu değil kırılgan bir egoyu işaret eder. Diğer taraftan, benlik algınız ne kadar güçlü ve endişesiz olursa tehditkâr bir kişiye ya da duruma tepki verme olasılığınız o kadar azalır.

Örneğin, sizi eleştiren birine öfkelenmenizin sebebi, kendiniz hakkındaki olumsuz değerlendirmelerin “otoritesini” yıkmaya mecbur hissettiğiniz içindir. Ya da farklı bir şekilde ifade edecek olursak, sizi daha en başta sinirlendiren şey, ne var ki bilinçsiz bir şekilde, insanların sizi yargılama otoritesini kabul edemiyor oluşunuzdur. Böylece kendinizi koruma amacıyla siz de onları eleştirerek bu otoriteyi hükümsüz kılma ihtiyacı hissedersiniz (ve öfke hemen her zaman eleştiri dilini kullanmaktadır).

Bu gibi durumlarda, öfkelenmek güçsüz veya zayıf hissettirilme durumunun ilk sonucu olarak ve böyle nahoş bir tepkinin anlık “panzehiri” olarak görülebilir. Gerçekte ise, altında yatan duygular anlaşılmadan öfke tümüyle anlaşılamaz. Ve esasında, bu duygular derinlerde – öfkenizin bir an için ört bas edebileceği fakat yok edemeyeceği – bir tür savunmasızlığı içerir. Aynı şekilde, öfke aracılığıyla yaptığınız güç “gösteriniz” aslında, derinlerde yeterli bir öz-kabul veya güven hissetmediğiniz için, provokatif durumlara karşı açık, savunmasız ve duyarlı kalabilme gücünüzün (veya dayanıklılığınızın) eksikliğini işaret etmektedir.

Bu tür bir içsel eksiklik durumunda, duygusal anlamda işler nazik bir hal aldığı zaman, kendinizi sakinleştirmeyi bildiğiniz yol öfke olabilir. Sinirli, korku dolu ve çaresiz hissettiğinizde kendinizi yatıştırmak için öfkenizi kullanmak-paradoksal bir şekilde- oldukça karşı konamaz olabilir. Ve özellikle dış şartlardan rahatsız olmaya ya da tahrik edilmeye müsaitseniz, bu dizkapağı refleksi kesinlikle gerekli görünebilir.

Yine de öfke, güç olarak değerlendirilemez. Savunmasızlığınızın bilinmesine cesaretiniz (ya da metanetiniz) yoksa kuru gürültünün altında saklanan “yumuşak karnınızın” keşfedilmesini önlemek için öfkenizi kullanmak durumunda kalırsınız. Tuhaf bir şekilde öfke nihai blöftür. Ve özünde kendinden şüphe eden çok sayıda insan, genellikle hayattaki duruşlarını gizlemek için öfkeyi kullanırlar.

Bir düşünün. Örneğin birisine, pozisyonunuzla ilgili çekincelerinin sizin tarafınızdan dikkate alınacağını söylemek, güvensizliğinizi açıkça itiraf etmek olacaktır. Bu durumu, kişiyi karşıt bir bakış açısıyla sert bir şekilde eleştirdiğiniz örneğiyle kıyaslayın; asla kendinizle ilgili gizlediğiniz acı şüphelerle uğraşmak zorunda kalmayacaksınız.

Esas itibariyle tüm öfke hisleri, birinin yaptığı ya da söylediğinin yanlış, haksız ya da bir şekilde kötü olduğu görüşünü yansıtır. Tüm duygular içerisinde şüphe yok ki en peşin hükümlü olanı öfkedir. En ahlakçı, kendini beğenmiş ve reddedici olan da odur. Dolayısıyla, ne kadar bunun farkında olsanız da, öfkeye başvurmak, başka birinin bakış açısının geçerliliğini, ya da meşruiyetini, rahatça boşa çıkarmanızı sağlar.

Ancak, her şeyden önemlisi öfke bir savunmadır. Sizi kaygı, güçsüzlük, değersizlik, suçluluk, reddedilmişlik veya – ne yazık ki- sevilmezlik gibi tedirginlik yaratan duygulardan açıkça korumak için tasarlanmıştır. Ve (bir dakika önce) güçsüz hissettiğinizde sizi derhal bir güç imajı ile yenilemektedir.

Yine de öfke nadiren bir savunma olarak görünür, ki bu da tüm meseleyi tümüyle ironik hale getirir. Dışarıdan uysal ya da kendini korumacı değil düşmanca ve saldırgan bir görünümü vardır. Böyle agresif bir hareket, aynı zamanda, hala içsel bir tehdit hissine verilen cevaptır. Böylesine karışık bir senaryoda, şu atasözünü hatırlamakta fayda var: “En iyi savunma saldırıdır.” İşte bu yüzden birisi size aniden sinirlenirse, rahatsız hatta kendinizi tehlikede hissedersiniz. Fiziksel, zihinsel ya da duygusal olsun, öfke güvenliğinize bir saldırı, yakın bir tehdit olarak algılanır. Dolayısıyla, böyle bir sıkıntıyı uzaklaştırmak için, misilleme yapmanın çekiciliğine karşı koyamayabilirsiniz.

İnsanların öfkeyi güçle ilişkilendirdiklerini destekleyen bir araştırma göstermektedir ki, öfkeli yüz ifadelerine sahip insanlar ayrıca güçlü, baskın ve üst düzey sosyal statü sahibi olarak düşünülmektedirler. Çok az insan için dışarıda kükreyen aslanın içerde korkuyla titreyen kediyi gizlediği aşikârdır. Ya da – bilindik bir metaforu tersine çevirirsek- eğer kronik öfke problemleriniz varsa, kurt postuna bürünmüş bir koyun olabilirsiniz. Öfke perdesine bürünerek, endişe veya güvensizlik duygularını yıllarca (ya da on yıllar boyunca) baskı altına almış iseniz, bu kadar sağlam gizlenmiş savunmasızlığı tanıyamayabilirsiniz.

Öfke; yalnızca korku, yetersizlik ve kendinden şüphe duyma gibi duyguları dışsal bir çatışmaya çevirerek gizlemekle kalmaz. Aynı zamanda, depresyon ve genel olarak acı verici duygusal durumları da uzaklaştırır. Utanç, küçük düşme, suç ve mahcubiyet- reddedilme, dışlanma ve terk edilme gibi duygularda da olduğu gibi- gibi duyguların hepsi (geçici de olsa) kendini ahlaken doğru bulan öfke ile kamufle edilebilir. Derinlerde ne kadar güçsüz hissederseniz hissedin, öfkenin isli perdesi ile bu savunmasızlığı gizleyerek güçlü olduğunuz yönünde hemen herkesi – kendiniz dahil- inandırabilirsiniz.

Ve tabi ki sinirlendiğinizde vücudunuzda adrenalin salgılandığı için öfke gerçekte sizi enerjik kılar. İlaveten, haklarınızın açıkça ihlal edildiği durumlarda kendinizi savunma korkusunu gidermek için size yardım edebilir. Taktik olarak kullanıldığında – sesinizin duyulmayacağı ya da istismar edileceğiniz durumlarda isteklerinizi ve ihtiyaçlarınızı zorla ileri sürmek için – bir güç ya da kazanç olarak da görülebilir. Bazen, sağlıklı bir özsaygıya sahip olmak, benim kontrol edilmiş öfke dediğim şey aracılığıyla ayağınızı yere basmaktan fazlasına ihtiyaç duymamaktadır. Diğer yandan (ve çok daha az meşru), öfke diğer insanları sindirmek, ihtiyaçlarınız doğrultusunda onları agresif bir şekilde yönlendirmek için başvurulan bir strateji de olabilir. Nihayetinde çoğu insan, sıkıntılı bir çatışma yaşamaktansa öfkeli birine riayet etmeyi tercih eder. Çünkü, doğaldır ki, içgüdüsel düzeyde bir başkasının öfkesi bizi korkutur. Bu kişinin bize zarar vermeye tümüyle hazır ve istekli olduğu hissine kapılırız.

Özetlemek gerekirse, öfke – paradoksal olarak – genellikle zayıf, güçsüz ve kontrolsüz hissetmeye karşı gösterilen bir tepki olsa da, bizi belli bir dereceye kadar kuvvetlendirir. Ancak, böyle bir kuvvetlenme, temel olarak aldatıcıdır. Temelde içimizdeki zayıflık hislerine karşı bir savunma olarak anlaşıldığı için, öfke gerçek güç veya direnç gibi şeyleri yansıtamaz. Nihayet kişisel güç, sadece dürtülerimizden yoksun kalmayla değil, onları dizginleme yeteneğini geliştirmekle daha çok ilgilidir. 

Buna göre, hangi karakter özellikleri öfkenin sanal gücüne karşı gerçek gücü gösterir? Konudan çok uzaklaşmak istemiyor olsam da bazı kişisel özellikleri anmama izin verin.  Bunlar, yakın bir tehdit durumunda çok daha sağlıklı bir alternatiftirler ve her gün hepimizin karşılaştığı hayal kırıklığı, tehlike ve yılgınlık gibi duygu durumlarına karşılık gelecek yanıtlardır.

Başınıza ne gelirse gelsin, an ve an – misilleme yapma zorunda hissetmeden- olanları kabul edebilmek çok önemlidir. Sizi gerçekten sinirlendirme niyeti taşısın veya taşımasın, dışarıdan gelen kışkırtmalara duygusal bir mesafe koyabilmeyi öğrenmek esastır. Bu sağlıklı mesafeyi koymanızı kolaylaştıracak özelliklerin başında ise sabır, hoşgörü, müsamaha, cesaret, kabul ve bağışlama gelmektedir. Sağlıklı bir kişiliğin bu anılan özellikleri sadece erdem olarak adlandırılamaz. Bunlar, iç huzuru, sükûnet ve esenlik hissini keşfetmek için kendini kontrol etme gereğini işaret eden güçlü yönlerdir.

Açıkçası, işler istediğiniz gibi gitmediğinde aniden zıvanadan çıkmak çok kolaydır. 2 yaşındaki bir çocuk da bunu yapabilir. En küçük bir kendini kontrol becerisine gereksinim duymaz. Öfkeli dışavurumlarınızla insanların ve durumların sağduyunuzu yok etmesine izin vermenin kişisel güçle hiçbir ilgisi yoktur. Aksine, bu durum – bir tür “karakter zayıflığı” olan- duygusal güçsüzlük ve hassaslıkla ilgilidir. Yani, öfke hemen her zaman bu savunmasızlık hislerini korumak anlamına gelse de, aslında bu savunmasızlığı sembolize etmektedir- ya da ele vermektedir. Aksine, yukarıda listelediğim karşıt özelliklerle dolu bir yaşam, “rahatça savunmasız” olmanıza (bu tezatı benimsemenize) izin verir.

Son olarak- ve belki de en paradoksal olarak- öfkelendiğinizde, kontrolünüz dışındaki şartların üzüntü veren etkisiyle sürekli bir mağduriyet hissedersiniz. Böyle bir deneyim, öfkenin size gücünüzü geri verdiği anlamına gelmez. Kesinlikle, güç yanılsamanızı takviye eder. Fakat gerçek güç, o durumu kişisel olarak algılayıp öfke nöbetinin değişik/yetişkin versiyonlarıyla tepki vermek yerine o durumun üstesinden gelmektir. Sabır, kabul, bağışlama- ve öfke panzehiri olarak saydığım diğer tüm özellikler- öz disiplin ile insan varoluşunun sabit çerçevesine kendinizi uyumlaştırmayı beraberinde getirirler. Bazı şeylerin değişemeyeceğini fark etmeniz yanında – keyif ve rahatlık içinde bir hayat sürebilmek için – onları değiştirmenize gerek olmadığının da farkına varmalısınız.

Pek çok insan tarafından pek çok farklı şekillerde ifade edildiği gibi, mutluluk kabul etmenin bir fonksiyonudur. Öfke ise olana direnç göstermeyle ilgilidir. Bu itibarla, öfke- ya da daha kesin ifadeyle, kronik öfke (ya da kin) sadece bir güçsüzlük değildir. Bu, ömür boyu hayal kırıklığı, memnuniyetsizlik ve mutsuzluğa götüren bir yoldur. Burada anlattığım her şey göz önüne alındığında, öfkeye yönelik eğilimlerinizi daha iyi kontrol etmek için yapabileceğiniz her şeyin fazla fazla ödüllendirileceği açıktır.

Yazan: Leon F Seltzer Ph.D.
Çeviren: Zeynep Duran
Kaynak: psychologytoday

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.