Psikoloji önyargı ve ırkçılık ile ilgili bize ne açıklayabilir?

Önyargı ve ırkçılığı nasıl tanımlarız?

Önyargı ve ırkçılık tarih boyunca çok büyük acılara sebebiyet verdikleri için, ne şekilde etkili olduklarını anlamaya çalışmak çok önemlidir. Hem önyargı hem de ırkçılık, bir gruba üye olan insanların yalnızca o gruba üye olmalarını esas kabul eden olumsuz görüşü ifade eder. Irkçılık, etnik bir grubun üyelerine yönelik haksız ve zararlı davranışları kapsayan önyargının özel bir şeklidir. Irkın tanımı oldukça değişkendir, fakat yaygın olarak Afrika, Avrupa veya Asya asıllı insanlar gibi belirli bir kıtada vücuda gelen budunsal bir grubu ifade eder.

Stereotipleme nedir ve sosyal önyargı ile ne şekilde bağlantılıdır?

Stereotipleme (insanları; varsayımlara, beklentilere ve deneyimlere dayalı olarak zihinsel anlamda gruplandırma ve sınıflandırmadır.) önyargı ile el ele gider. Sosyal bilimlerde kullanılan stereotip terimi, ilk kez gazeteci Walter Lippman tarafından 1922 yılında kullanıldı. Önceden bu terim, matbaacılık işinde kullanılıyordu. İnsanları stereotipleştirdiğimizde, onlara, belirli bir gruba üye olduklarını gösteren bir dizi özelliğe dayanan bir nitelik atfediyoruz. Çok rastlanan çağdaş stereotipler, Asyalılar’ın çok çalışkan ve gayretli, İspanyollar’ın maço ve kütüphanecilerin içe dönük olduğu gibidir. Tanım gereği, serotipler insanların benliklerini kısıtlayıcıdır ve yok sayar. Ayrıca olumsuz ve küçültücü varsayımları içinde barındırır. Bu gerçekleştiğinde stereotip içine önyargı karışır.

Kategorize etme (sınıflandırma) eğilimimiz stereotiplemeye nasıl elverişli olur?

Deneyimimizi kategorilere ayırma eğilimi, insan bilişinin (düşünme, hissetme, öğrenme, anımsama, karar verme, dil, problem çözme ve yargılama gibi zihinsel süreçler) temel ve evrensel bir yönüdür. Çevremizde karşılaştığımız sonsuz karmaşıklığın anlamını kavramak maksadıyla kavramlar üretiyoruz. Bu, bilgileri verimli ve hızlı bir şekilde işleyebilme olanağını sağlayan insan düşüncesinin gerekli bir parçasıdır. Eğer kategorileri oluşturmamış olsaydık, hayatımızın tamamı can sıkıcı bir karmaşa yığını olurdu. Sosyal kategorizasyonda (bireyleri belli bir kriter, yaş, cinsiyet, meslek, milliyet, din vb. gibi, doğrultusunda ayırmak, biz ve onlar ayrımı), insanları kategorilere yerleştiriyoruz. İnsanlar ayrıca refleks (dönüşlü) olarak iç grup (öznenin üyesi olduğu gruplar) üyelerini dış grup üyelerinden ayırt ederler. Üstelik dış grupları iç gruplardan daha olumsuz yönde değerlendirmeye eğilimlidirler. Bu suretle, genel olarak sosyal kategoriler, rahatlıkla stereotiplere ve özellikle de olumsuz sterotiplere elverişli olurlar

İç Grup şovenizmi (özgün anlamda abartılı, saldırgan bir vatanseverlik ve ulusal üstünlük inancı) doğal mıdır?

Birisinin kendi grubunu diğerlerine göre kayırmasına yönelik belirsiz bir miktar yeterliliğe sahip olması doğal bir insani eğilim gibi görünmektedir. Birçok araştırmada, insanlar kendi gruplarına diğer gruplara kıyasla daha olumlu nitelikler atfeder. Bu, kültürlerarası olarak kanıtlanmıştır. 1976 yılında Marilynn Brewer ve Donald Campbell, Doğu Afrika’daki 30 aşiret grubuyla ilgili bir anket yayınladı. Deneklerine kendi kabilelerine ve diğer kabilelere bir dizi özelliklerine göre puan vermeleri istendi. 30 grubun 27’si kendi grubunu diğer gruplardan daha olumlu olarak değerlendirdi. İç grup kayırmacılığı veya şovenizmi deneysel araştırmalarda ortaya çıkarılabilir. 1950’lerde ve 1960’larda yayınlanan bir dizi klasik çalışmada Muzafer ve Carolyn Sherif ve meslektaşları 12 yaşında erkek çocuklardan oluşan bir grubu, bir yaz kampına katılmak için kayıt ettiler. Çocuklar daha sonra birbirlerine karşı yarışmaya dayanan oyunlar oynadıkları iki takıma ayrıldılar. Bu oyunların ardından, çocuklar çok açık bir biçimde iç grup şovenizmi sergilediler. Sürekli olarak kendi ekibinin performansını diğer takımlardan üstün olarak değerlendirdiler. Üstelik gruplar atanmadan önce, birçoğunun en yakın arkadaşlarının diğer grupta olmasına rağmen, erkek çocukların % 90’ı kendi en iyi arkadaşlarını kendi grubundan belirledi.

Toplumsal önyargıları nasıl azaltabiliriz?

Çok çeşitli ve çok etnikli dünyamız göz önüne alındığında, sosyal önyargıyı azaltmanın yollarını bilmek büyük önem taşır. 1950’lerde, Gordon Allport gruplar arası temas hipotezini ileri sürdü. Bu görüşe göre, pozitif koşullar altındaki gruplar arası temas sosyal önyargıyı azaltabilir. Gerekli koşullar, paylaşılan hedeflere yönelik işbirliği, gruplar arasında eşit statü, yerel yönetimlerin ve kültürel normların desteklenmesini kapsıyor. O tarihten itibaren çok önemli araştırmalar bu fikirleri destekledi. 2003 yılında yapılan bir derlemede, Stephen Wright ve Donald Taylor ayrıca üst düzey bir grupla özdeşim kurma (dıştaki bir kişinin, bir nesnenin özelliklerini benimsemek; onun gibi duymak, düşünmek, davranmak ve onun gibi olmak isteği ile gerçekleştirilen savunma mekanizması) etkinliğini belirttiler. Yani, farklı gruplar, örneğin bir topluluğun parçası olarak ya da evrensel bir insanlığın parçası olarak, hepsini kapsayan grubun parçası olarak bir araya gelebilir.

Gruplar arası dostluklar sosyal önyargıları azaltır mı?

Değişik grupların üyeleriyle olumlu duygusal deneyimler, olumsuz stereotipleri de azaltabilir. Çeşitli gruplardan yakın arkadaşlara sahip olmak bu bağlamda özellikle etkilidir. Bunun birkaç nedeni olabilir. Bir kere, tanıdığınız birinin basit, olumsuz stereotipine tutunmak neredeyse imkânsızdır. İkinci olarak, yakın bir ilişki, diğer kişi ile ve ait olduğu gruplarla özdeşimi destekler. Yani, diğer insanlarla olan ilişkiniz, sizin kim olduğunuzun bir parçası haline gelir. Bu, Stephen Wright, Arthur Aron ve meslektaşlarının tanıttığı bir kavram olan diğerinin kendine dahil edilmesi olarak adlandırılır.

Yazan: Lisa J. Cohen
Çeviren: Adı: Jülide Yapıcı
Kaynak: psychologytoday

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

1992 yılında Hacettepe Üniversitesi mühendislik fakültesi gıda mühendisliği bölümünden mezun oldum.Çeviri yapmaya mezuniyet tezimin çevirilerini yaparak başladım. Daha sonra akademik ve özel sektörde tez ve proje çevirileriyle devam ettim . Gıda üretim ve kalite kontrol sorumlusu olarak gıda sektöründe , İngilizce öğretmeni olarak eğitim sektöründe , yönetici asistanı olarak özel sektör yatırım teşvik projelerinde , akademisyen olarak üniversite meslek yüksek okullarında görev aldım.2016 yılında İstanbul Üniversitesi AUZEF felsefe bölümü ve HAYEF pedogojik formasyon programını tamamladım.