Otoportreleri hiç bu kadar yakın hissettirmemişti,

“Umarım tüm bunların sonu keyfe çıkıyordur ve umarım bir daha geri dönmem.” diye yazıyor günlüğüne Frida, ağır fiziksel hastalığıyla kesintiye uğramış ve eşsiz eserler yarattığı yıllarını sonlandıran ölümünden sadece bir kaç gün önce.

Kahlo’nun mirası modern hayatta oldukça güçlü yankı uyandırmakta.  Birbiri ardına yarattığı oto portreleri günümüzde karşılaştığımız öz belgelemenin, sergileme ve maskeleme arasındaki dönüşümünde olduğu gibi çoğu çelişkili güdülerine ışık tutuyor.

James Hall Self-Portrait: A Cultural History kitabına şöyle başlıyor : “Oto portreleme, günah çıkarma çağımızın tanımlayıcı görsel türü haline geldi.” Şüphesiz özçekim ya da selfie fenomeni akıllara şu soruyu getiriyor – peki bu durum gerçekten oto portre olarak tanımlanabilir mi?

Kahlo’nun sanatı bu soruya birçok yönden açıklık getirmekte. Sanatını bu kadar çarpıcı yapan şey hiç değişmeyen yüz ifadesi: tuvalden direk bakan sönük bakışları her eserinde duygularından çok az sır veriyor. Tate’in Frida hakkındaki “bir maske kadar ifadesiz” tanımı bu bakımdan ona oldukça uyuyor.

Bu maskevari yüz, Facebook ana sayfası ifadesiz, duckface olarak tabir edilen öz çekimlerle dolu herkes için oldukça aşina bir tanım.

Psikolog Dr. Andrew Przybylski bir BBC güncel incelemesinde “özçekim objelerle ya da diğer insanlarla bağ kurmanıza imkân veriyor” diyor.  Gülümseyen ya da somurtan, ne olursa olsun her özçekim, Kahlo’nun otoportreleriyle yapmış olduğunun bir yankısı aslında.

Kahlo’nun eserlerinin çoğunda, vurgu bağlamsaldır. Eserlerinde bizi ifadesiz ve maskevari bakışıyla geçmişine davet eden Kahlo, dikkatimizi, etrafını çevreleyen objelere çeker. Örneğin, “Self Portrait with Thorn Necklace and Hummingbird” (1940) tablosunda, etrafında bir kedi, maymun ve o çok önemli, ucunda sinekkuşu olan diken kolye vardır. Sembolizm ile bu objeler yüz ifadesinin kendisinden daha fazla şey anlatırlar: sinekkuşunun uyandırdığı hafif özgürlük ve şen hali, sanatçının boynuna sarılmış dikenlerle tutturularak tanıştığı ölümle desteklenir.

Yazar Germaine Greer’in de dediği gibi Kahlo’nun kırılgan kişiliğini ya da “performansını’ ortaya koyan bu malzemelerdir. “Kendine biçim verme, aynı zamanda ilgi uyandırıcı objeler kullanarak uygun dekor oluşturmaktır; çizilen hayvanlar, çiçekler, yatağının üzerindeki iskelet gibi.” Kahlo, kendi ve bu objeler arasında bağ kurup özdeşleştirerek özçekim de olduğu gibi bir kişilik ortaya çıkarıyor. 

Kahlo’nun sanatı duyguları açığa vururken toplumsal bağlamla da sıkı sıkıya ilişkili. Örneğin “Me and My Parroté (1941) tablosu yirminci yüzyılın sözüm ona selfie/özçekimidir. Renkli papağanlar, Kahlo’nun kimlik duygusunun ayrılmaz bir parçası olan Meksika kökenine vurgu yapar.

Aynı durum “Self-Portrait on the Borderline Between Mexico and the United States”(1932) için de geçerlidir. Tablo, Kahlo’nun dört yıl boyunca Amerika’da yaşadığı ve Meksika’nın özlemini çektiği süre içinde ortaya çıkmış bir eserdir. Diğerlerinde olduğu gibi bu eserde de yüzdeki değişmeyen ifade bize çok az şey söyler. Yine de Kahlo’nun, Amerika’nın sanayi kapitalizmine ve ana yurdunun doğal tinselliğine işaret ederek iki dünya arasında kaldığını görebiliriz.

Kahlo’nun öz sunumu, yüzünden sanatçının ruhunu anlayabildiğimiz Dorian Grey-vari bir davet değildir, Frida daha çok bizi yüzüne değil de onun ötesinde ve etrafında ne uzandığına dikkat etmeye çağırır. Onun kimliğinde bir bütün olarak kendilerini ortaya koyan, duygusal ve toplumsal ilişkileri göstererek sanatçıyı işaret eden, Kahlo’nun hayvaları, giysileri, bitkileri, “malzemeleri”dir.

Elbette, Kahlonun portreleri ve bizim özçekimlerimiz arasındaki farklılıklar benzerliklerden daha fazla. Onun sanatını, ön kameramızla bir tuşa basarak çektiğimiz selfielerimizle bir tutamayız. Belirtmek istediğim şu ki; bu benzerlikleri kendi biçimlendirmemize ilham vermek için kullanıyoruz. Kahlo kimlik değişimi olasılığının bir nevi yaratıcı olduğunu gözler önüne seriyor. O halde, Frida’nın ruhuna, sıradanlığı bir kenara bırakıp, öz portrelerimizde daha yaratıcı ve canlı olalım. Maymunlarla başlamaya ne dersiniz!

Yazar: LIV Constable-Maxwell
Çevirmen: Damla Kırandı
Kaynak: newstatesman

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.