Son yıllarda pop psikolojisi, haplar ve diğer terapiler geri planda yer almaktadır. Ancak günümüzde Tony Soprano (ve yeni sinirbilim araştırması) sayesinde ‘’konuşma terapisi’’ yeniden çekici hale geldi.

Tony Soprano, Dr. Jennifer Melfi’nin ofisinde oturmaktadır ve hiç mutlu bir adam değildir. New Jerseyli bir “don” (mafya babası) olarak, duygularıyla ilgili gerçekten konuşamaz. Bu terapi saçmalığına hiçbir şekilde inanmaz. Panik ataklardan bayılır ve tıbbi testler olumsuz çıktığı için aile doktoru onu psikolojik danışmana yönlendirir. Tony’nin ofisi yerel bir striptiz kulübü olan Bada Bing’dir. Melfi’nin uzmanlık alanının o kadar dışındadır ki boğazlanmak üzere olan bir adam gibi görünür.

Tony: Bu işe yaramayacak. Özel hayatım hakkında konuşamam.

Melfi: Ne tarz bir iş yapıyorsun?

Tony: Atık yönetimi danışmanlığı.

Melfi: Neden kendini kaybettiğine dair herhangi bir düşüncen var mı?

Tony: Bilmiyorum. Belki de strestendir.

Tony, korku ve endişeyle doludur. Dışarıda gülen, içeride ağlayan üzgün bir palyaço gibidir. Karısı da onunla aynı durumdadır. Ergen çocukları ortalıktan tüymektedir. Annesi ise bir huzur evine gitme konusunda ona acı çektirir, kendine güvenini yok etmesine neden olan en önemli kişidir. “Annem babamı küçük bir yumrukla yendi. Öldüğünde cırlayan küçük bir çöl faresiydi.”

‘’Oldukça zorlu bir anne varlığı’’ gözlemler Melfi.

Artık iş de eğlence değildir. En iyi şey sonlandığında, her şeyin bittiği hissine kapılır.

Melfi: Çoğu Amerikalı bu şekilde hissediyor bence.

Antidepresanlar yazar. ‘’Bugünün farmakolojisiyle hiç kimse tükenmişlik ve depresyon duygularından muzdarip olmak zorunda değil. İlaçlar belirtilerin çaresine bakacaktır, ancak Melfi’nin gerçek ilgisi aşağıda yatan şeye dayanır.

Melfi detaylı bir şekilde sorular sorar, Tony direnir. Tony kaçamak yapmak, flört etmek ve konuyu kapatmakta uzmandır. Ama Melfi baskı yapar. “Ancak anksiyete atakları meşru psikiyatrik krizlerdir, hafife alınacak bir şey değildir.” açıklamasında bulunur. Tony’nin tepesi atar.

Tony: Sana bir şey anlatmama izin ver. Bu günlerde herkes deli doktoruna ve danışmanlarına gitmeli ve Sally Jesse Raphael’a gidip sorunlarından bahsetmeli. Güçlü suskun tip Gary Cooper’a her ne olduysa? Şimdi bu, ona – buna işlemiyor. Kolejin yarısı ve bir yarıyılım var bu yüzden Freud’u anlıyorum. Terapiyi bir kavram olarak anlıyorum ama benim dünyamda bunun bir karşılığı yok. Daha mutlu olabilir miyim? Evet. Kim olamadı ki?

Melfi: Kendini depresyondaymış gibi hissediyor musun?

Tony: Sanırım ördekler gittiğinden beri.

Melfi: Bilinç kaybından önce olan ördekler. Hadi onlar hakkında konuşalım.

Tony, hiddetle ayrılır.

Ama sonunda geri döner. Terapi onun ilgisini çekmeye başlar. Melfi de onun ilgisini çekmeye başlar. Zamanla Melfi’nin nazik ama delici bakışı altında, yüzme havuzuna ev yapan ördekler uçup gidince depresyona girdiğini kabul eder. Ördekler onu büyülemiştir çünkü Tony de hayatında hiçbir şeyi belli bir süre yapmamıştır. Gittiklerinde Tony, bilincini kaybeder. Ördekler kayba eşdeğerdir. Kayıp ise depresyon anlamına gelir. Ördekler bir ipucudur.

Prozac içtikten sonra Tony, ilerleme kaydeder ve karısı Carmela, Tony’nin daha iyi bir ruh halinde olduğunu fark eder. Tony kendinden memnun, iyileştiğini ve işleri toparlamaları gerektiğini düşünür.

Melfi: Bu ilaç tedavisi değil. Prozac’ın kanda etkili seviyelere ulaşması haftalar alır.

Tony: Peki, ne öyleyse?

Melfi: Buraya gelmek. Konuşmak. Umut, birçok şekilde gelir.

Tony: Peki, kimin buna vakti var? diye çıkışıyor.

Sonra Melfi’ye bir rüyasından bahseder. Göbek deliği bir yıldız vidadır. Gevşetmeye başlar ve gevşetince penisi düşer. Onu alır, elinde tutarak koşmaya başlar. Lincoln’ünü tamir eden adamı arıyordur, onu yerine takması için. Penisini elinde tutarken bir kuş gelir ve gagasıyla alıp gider.

Melfi: Ne tür bir kuş?

Tony: Bilmiyorum. Bir martı ya da ona benzer bir şey. Geçen hafta kablolu TV’de “Kuşlar”ı seyrettim. Bu fikri doğurmuş olabilir mi?

Melfi: Bir su kuşu? Ördeklere ne oldu?

Görünüşe göre bilinçdışı deneyimin rastgele kırıntılarının böyle aydınlatıcı güçle bilince karıştığı psikanalitik sezginin anı budur. Bu dünyanın atmosferine aniden süratle gelen bir meteor gibi. Tony sarsılır.

Tony: Şu lanet olası ördekler.

Melfi: O ördekler neden senin için bu kadar anlam ifade ediyor?

Tony: Bilmem, hoş bir şeydi… O yabani hayvanların havuzuma gelmesi… Küçük yavrularının olması… Gitmelerine üzüldüm… Tanrım, kahretsin; ağlayacağım. 

Gözleri yaşarır, kağıt mendile uzanır. Sonra, bingo!

Tony: Ördekleri kaybettim. Böyle berbat durumda olma nedenim bu. Bu hep içimde.

Melfi: Gerçekleşmesinden bu kadar korktuğun şey ne?

Ancak Tony söyleyemez. Bunun için henüz erkendir. Onun ve Melfi’nin devam etmek zorunda olduğu tek şey ördekler ve Tony’nin yeni başlayan korkusudur. Ve böylece işkence edilmiş ruhuna ulaşan en karanlıkta çınlayan ahenksizliği bulma arayışı başlar.

Amerikan postmodern kültür için bir Rorschach (Mürekkep lekesi testi) olarak HBO’nun hit televizyon dizileri Sopranolar hakkında birçok şey yazılmaktadır. Dizinin çok katmanlı anlamlılığını deşifre etmeye çalışmak daha çok psikanalizin içinde olmak gibidir. Hiçbir şey basit değildir. Katmanları teker teker ayırmak zorundasınızdır. Ancak anlaşılır olduğunda derinden hareket eder. The Nation’da yazan eleştirmen Ellen Willis’e göre bu dizi bir “ahlakın doğasındaki meditasyon, kurtarılma olasılığı ve Freud’un mirasıdır.” Ancak ilk seviyede “mürekkep lekesi bilinçdışılıktır.”

Bence bilinçdışı dizinin gerçek yıldızıdır. Oyunun açıldığı sahne, psikanalitik psikoterapide gerçekten neler olduğunun betimlenişindeki o otantikliğiyle ve öyle çok hararetle kabaran ikili dans “a pas de deux” Tony ve Jennifer Melfi arasındaki ilişkidir, başka bir hastanın seansını gizlice dinlerken, odanızdaymış gibi hissedersiniz. New Yorker’daki Nancy Franklin, çoğu izleyici Dr. Melfi’yle olan aktarımlarını bitirmesinin yıllar aldığını yazmıştır. “Sopranolar’da terapideydik” demiştir.

(Bilgi noktası: Melfi bir psikiyatr olmanın yanı sıra bir psikanalisttir de.-bunu ofisindeki kanepeden anlıyoruz- ancak farklı olan şey Tony’nin psikanalitik psikoterapide olmasıdır. Psikanalitik psikoterapide hasta genellikle haftada bir ya da iki kez terapiye gider ve terapistine yüz yüze bakacak şekilde bir sandalyeye oturur; psikanalizde hasta yıllarca haftada üç ya da daha fazla sefer gider, analiste bakmadan bir kanepeye uzanır ve karakter ile nitelik ve yoğunluk bakımında önemli ölçüde farklı bir deneyim olan serbest çağrışımlar yapar.)

Sopranolar, günümüzde onlarca yıldır halk bakışında yaşam desteği olan psikanaliz profiline çok şaşaa ekledi. En yüksek statünün tadını çıkardığı ve psikiyatrik tedavilerin Rolls Royce’u olarak kabul edildiği 50’li yılların başından beri marjinaliteye kadar zorlu bir yol katetti. Altmışlı yılların iyi hissettiren, farmakoloji yoluyla canlanma vaadi ve hayatı dönüştürmek için baştan çıkarıcı terapileri veren bir iyileştirme kültürü tarafından ayağı kaydırıldı.

Hoşçakal Dr. Freud. Merhaba Dr. Phil.

Ancak neredeyse tek başına Sopranolar, konuşma tedavisini yeniden çekici hale getirdi. Bilinçdışının üzerine projektör ışıkları döndü, psikanalizin önemini sorgulayan akademik anlaşmalar sağanağı ortaya çıktı ve psikanalitik sürecin nasıl işlediğine dair halk farkındalığını artırdı. Tony’nin iki haftalık randevularının sonucu olarak çoğu terapist, erkek hastalarda bir artış olduğunu kaydetti. Bu dizi, çağdaş psikanalitik psikoterapinin ne hakkında olduğuna dair muhteşem bir tanıtımdır ve Aralık 2001’deki yıllık toplantılarında Melfi gerçek bir psikiyatra öyle çok benziyordu ki, Amerikan Psikanalitik Birliği, Melfi’yi canlandıran Lorraine Bracco’ya “sinema veya televizyonun görünen en inanılır psikanalisti”ni canlandırdığı için özel bir ödül verdi.

Sopranolar psikanalitik sürecin şaşırtıcı incelikli bir betimlesini sunar. Nasıl işlediğini ve neden bu kadar önemli olduğunu iletir. Neden tarif etmenin bu kadar zor olduğunu ve kafadan çıkarıp atmanın cazibesini anlatır. Güçlü ve etkili bir biçimde psikanalizin nasıl değerli olabileceğini gösterir. Ve onun tutkulu takipçileri, dönem ruhunun çarpıcı bir işaretidir. Öyle ki dizi, bu özel gerçeği anlatma üslubuna karşı derin bir özlem olduğuna dair bir kanal açar.  Ancak bilinçdışı bir arzudan da olabilir. Aynı zamanda bu, algıda güç bir değişimin habercisidir: değerli bir tedavi olarak kamusal söylem ve psikiyatriden uzun süreli ihraçtan sonra psikanaliz, sonunda, Karanlık Çağlardan gün ışığına çıkmıştır.

Freud’un teorilerini gözden düşüren çalışmalar ortaya çıktığında, bilimini kusurlu kılmak ve düşüncelerini çatırdatmak için anti-Freudculara karşı yem veriyordu. Aynı zamanda psikanalitik topluluğunun daha saçma savları olarak görülmüş bazı medikal kuruluşlarda güçlü bir ters tepki yükseldi. İlaçlar, zihnin açılması için ana yol oldu ve karşı kültürün dokunaklı etosları Gestalt gibi alternatif tedaviler dönemine yol açtı.

Sonraki yirmi yılda kısa süreli, sonuca dayalı ve ilaçlar ile davranışsal terapiler gibi oldukça ucuz tedavileri talep eden sağlık hizmetleri piyasası yüzünden etkisi azalmaya devam etti. Aynı zamanda analistlerin bir zamanlar kötü anneliğe suç attıkları otizm ve şizofreni gibi mental hastalıkların keşfine yol açan nöroloji ve psikofarmolokojideki şaşırtıcı gelişmeler, kökeninde nörolojik ve en iyi psikotrop ilaçlar ve daha kısa süreli terapilerle tedavi edildiği keşfine neden oldu.

Kuzey Amerika Prozacı höpür höpür içme kültürüyle “evet yapabilirsin” psikolojisi ve “beni iyileştir” çözümlerine dönüştükçe tek günlük konuşma terapisinin hipnoz tedavisine yol açtığı spekülasyonları yükselmiştir. Bozuk beyin kimyasına ilişkin psişik derdin kaynağını takip edip,  bir hapla düzeltebilirseniz, uzatılmış ücretli terapi dertlerinden kurtulma konuşması tuhaf bir şekilde demode görünmüştür.

Ve sonra Woody Allen etkisi vardı- psikanalizin sonu gelmez, şehir nevrotiklerinin vurdumduymazlığındaki anlamsız bir deneyim olduğunun geniş çaplı algısı. Bugün çoğu gözlemci, psikanalizin hayatta kalıp kalamayacağından şüphelidir.

Fakat mezar taşı için henüz erken. Geçen birkaç yıldır çoğunlukla Kanada’da, Amerika’da ve uluslararası olarak psikanaliz, kayda değer bir dönüşüm geçiriyor. Öncelikle (bir zamanlar sadece medikal doktorların uygulamalar yapabildiği ve katı Freudyen kurallarından sapan herkesin ihraç edilme riskinin olduğu) sosyal görevlilerin, psikolojistlerin ve filozofların, açıklık iklimi geliştiren herkesin dahil olduğu enstitü açıldı.

Psikanaliz de ilişkileri ve insanlar arası ilişkilerin isteğini tanımlayan nesnel ilişkiler teorisi gibi böyle ayrık fikirleri tevhit etmek için hayattaki öncelikli motive edici güç olarak Freud’un tartıştığı gibi içgüdüsel dürtülerden ziyade özellikle anne ve çocuk arasındaki önceki katı teorik duruşunu genişletmiştir. İlişkisel düşünce, analitik ilişkiyi, her iki katılımcının da ittifaka hayati katkıları olduğu iki kişilik bir sistem olarak görür. -Psikoanalitik düşünce dalında üçüncü dalgayı oluşturan en ileri teori ve çağdaş psikanalizin en önemli özelliği- Bu, Freud ile Woody Allen’a yabancı olabilecek yeni bir analist türü ve uygulama modeli ortaya koyuyor.

En büyük haber, araştırmacıların beynin içine bakmak için görüntüleme teknolojisini kullandıkları nörobilim, Freud’un gizemli çalışmalarından ötürü inandığı şeylerin çoğunu nesnel olarak onaylamasıydı. Bu, beynin ilişkiler için nasıl bir fiziksel bağlantıya sahip olduğunu ve analistlerin uzun zamandır bildiği, ancak hasta bilinçli olarak hissetmese de, bazı duyguları yaşaması gibi asla açıklayamadıkları olayları anlamak için sağlam bir deneysel temel sağladı; karar verme sürecimizin çoğunun bilinçdışı olduğunu kanıtladı. Artık bir kişinin karar vermenin farkında olmadan önce, bir şeyler yapmaya karar verdiğini gösteren beyin dalgalarını görebilirler. Bu gibi bulgular, Freud ilk temelini attığından beri bunu psikanaliz için en canlandırıcı an yapar.

Neticede, bu imkansız uğraş için atak zamanıdır.

Not: Yazının 2. bölümü vardır.

Yazar: Wendy Dennis
Çevirmen: Esra Demirezen
Kaynak: thewalrus

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.