Çağdaş tıp içerisinde, psikiyatrik bozukluklar için tedavi, gittikçe büyüyen bir ilgi alanı olmuştur. Böylesi zihinsel bozukluklar, genel olarak, duygusal, psikotik, kaygı ve kişilik bozukluklarına ayrılabilir. Geleneksel psikoterapiye ek olarak geliştirilen yeni tedavilerin ortaya çıkması ile psikiyatrik bozukluklarla ilişkili hastalık belirtileri henüz tam olarak ortadan kaldırılamasa da giderek azaltılmaktadır. Sanat terapilerinin – sanat, dans / hareket, tiyatro ve müzik – insanların zihinsel rahatsızlıklara uyum sağlamalarına ya da iyileşmelerine yardımcı olabileceği ihtimali, son birkaç on yıl içinde toplumun dikkatini çekmiştir. Bu terapiler, kendini ifade etme ve benlik bilincinin yaratıcılık tarafından körüklendiği ve katalize edildiği fikrine dayanan, yaratıcı bir ortamın psikoterapiye uygulanması olarak tanımlanır. (Crawford ve Patterson, 2007) Yaratıcı süreçler, insanın psikolojik refah düzeyini arttırır. Bu makale, başlangıçta drama ve dans / hareket terapilerinin psikiyatrik bozuklukların tedavi süreçlerinin bir parçası olarak nasıl kullanıldığına dair genel bir fikir verecektir. Drama terapisinin önemli kavram ve tekniklerinin örnekleri tartışılacaktır. Psikodrama alanı, drama terapisinin farklı bir türü olarak ele alınacak ve psikodrama ile drama terapisi arasındaki önemli farklılıklar ve benzerlikler ana hatlarıyla belirtilecektir. Son olarak, aile içi şiddetin travmatik deneyimlerinden zarar görmüş kadınları tedavi etmek için drama terapisinin nasıl kullanılacağına ilişkin bir örnek incelenecek ve dramanın terapi olarak etkinliği hakkında sonuçlar çıkarılacaktır.

Drama Terapisi

“Drama, doğası gereği empati ve perspektife neden olur” (Emunah, 1994, Leeder and Wimmer, 2006)

Drama Terapisi, dramatik süreçlerin özelliklerini, yaşamlarındaki sorunlu konuları tanımlamalarına yardımcı olmak, onlarla baş etmenin alternatif yollarını keşfetmek için kullanılır. Dramaterapi birçok bağlamda uygulanmıştır; çocuklar, yetişkinler, bağımlılık, yeme bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, kişilik bozuklukları ve cinsel taciz kurbanlarının tedavisinde olduğu gibi. (Gersie, 1995; Jennings, 1995; Mitchell, 1995; Winn, 1994; Kedem-Tahar ve Kellermann, 1996) Bir grup ortamında veya bireysel olarak yapılabilir ve her zaman bir yönetici veya dramaterapistin rehberliğinde olur.  Dramatizasyona teşvik amaçlı hikaye anlatımı, hikaye oluşturma, rol yapma, rol değiştirme, doğaçlama, anlatım, imgelem, sahne maskeleri gibi yöntemler kullanılır. (Kedem-Tahar ve Kellermann, 1996) Jones, “Terapi Olarak Drama” adlı kitabında, drama terapisinin altında yatan kuramın drama ve tiyatronun, hayatın taklidinden başka bir şey olmadığı ve esas olarak insanların dünyaya aktif olarak katılma yolları olduğunu açıklar. Drama ve potansiyel şifa güçleri uzun yıllar tanınırken, drama terapisi 1930’lara kadar spesifik bir mesleki disiplin olarak ortaya çıkmadı, bugünkü şekline ve formuna Birleşik Krallık’taki Peter Slade, Billy Lindkvist ve Sue Jennings gibi etkili liderler sayesinde kavuştu. Drama Terapisi, bir katılımcının fiziksel ve duygusal varlığının yeniden keşfedilmesinde yolculuğa çıkmasına olanak sağlayan yaratıcılığı ve kendiliğindenliği vurgular. Katılımcıların yaşam deneyimlerine dramatik yeniden canlandırmalar vasıtasıyla geçerlilik kazandırıldığı için ve bunlara başkaları tarafından tanıklık edildiği için birçok yönden anlamlıdır. Katılımcıların, diğer grup üyeleri tarafından dinlendiğini ve karşılık verildiğini hissetmesi önemlidir. Drama terapisi alanında, katılımcıların bir refah durumuna erişmesini sağlamak için birkaç dramatik süreç odaklanılmaktadır. Jones, dramatik yansıtma yoluyla, bir katılımcının içsel çatışmalarını, yeniden canlandırma gibi tiyatro teknikleriyle dışa vurduğu durumlarda, içsel duygusal durumlar dış dünyaya yansıtıldığı için, yeni perspektiflerin oluşturulduğunu ve böylece değişimin gerçekleştiğini açıklar. (1996, 100-102) Diğer taraftan uzaklık, iki farklı yönden önem taşımaktadır. Estetik uzaklık, (rol oynama veya imgelemleri metaforik yada sembolik bir şekilde uygulayarak) katılımcıların tartışmayı zorlaştırabilecek hassas konuları keşfetmelerinin bir yoludur. (Ruddy ve Dent-Brown, 2008) Bunu, bir hikaye bağlamında sorunu araştırmanın güvenli ağını sunarak yapar. Uzaklığın bir diğer açısı, yansıtmaya yardımcı olduğu fikridir. Gerçek tiyatronun aksine, drama terapisi alan bir aktör, kendisinin tamamen başka bir karaktere dönüştürülmesine izin vermez. ( Brecht, 1964, Jones, 1996, 104) Onlar “oyunculuk” yapan bir oyuncu olarak kalırlar, böylece oynadıkları rolü kimliklendirir ve yansıtabilirler. Jones, kitabında tiyatro terapisinde somutlaştırmanın önemini ya da dramatik süreçler vasıtasıyla, kendi bedenleriyle özgün ilişki kurmanın yollarını tanımlar. (1996, 112-115) Vücudun bilinçli ve bilinçsiz olarak iletişim biçimi, bireyin ve drama terapistlerinin üzerinde çalışmaları için önemli konuları ortaya çıkarabilir. Örneğin Jones, grubundaki belirli bir kadının ciddi bir biçimde dermansız kalmış ve mütemadiyen geriye giden bir kadını canlandırmayı seçtiğini anlatır. (1996,  163) Yansıtma sırasında, oynadığı karakterin annesine pek çok benzer bedensel tavrı olduğunu fark ettiğinde, kadın sıkıntıya girer. Daha sonra, annesinin etkisi olmaksızın kendi vücuduna en ince ayrıntısına kadar sahip olması gerektiği sonucuna varır. ‘Bilme’ ve ‘olma’nın bu fizikselleştirilmiş yolu, drama terapisinde bir konunun dramatik temsili ile psikoterapide bir katılımcının sorununun sözlü açıklaması arasında ciddi farklılıklar olduğunu gösterir.

Fantazi ile gerçeklik arasındaki ilişki, drama terapisinde tekrarlayan bir temadır. Bu, gerçek olan durumların ve duyguların kurgusal olan sahnede ortaya çıktığı “kurgusal olan da gerçektir” paradoksuna dayanır. (Jones, 1996,10) Yani, hayat ile tiyatro arasında homojen bir bağlantı vardır. Katılımcılar, gerçek hayat deneyimlerini drama terapisine dahil etmelidir ve dramatik deneyimlerini seanslarının dışına çıkarmalıdırlar ki böylece dışarıdaki hayatta, öğrendiklerini kullanabilirler. Jones, drama terapisini ‘hayattan bir kaçış olarak tiyatro’dan ziyade, ‘yaşayan bir tiyatro türü’ olarak tanımlar. (1996, 11) Son olarak, katılımcıların sorunlarının algılanışı, hem karşılaşılan dramatik deneyimler hem de drama terapisti ve diğer drama grubu üyeleriyle kurulan ilişkilerle değiştiği için, iyileştirici dönüşüm, drama terapisinin en can alıcı kavramlarından biridir. (Jones, 1996, 11-12)

Psikodrama

“Beden, zihnin unuttuğu şeyleri hatırlar”  (Marcia Karp, 1998)

Psikodrama kelimesi “psyche” (ruh-öz-can) ve “drama” (eylem) kelimelerinden türetilmiştir ve böylece ruhu sunmak için eylemler kullanmak süreci anlamına gelir. Psikodrama, 1920’lerin başında Jacob Levy Moreno tarafından geliştirilmiştir ve ilk profesyonel psikodrama topluluğu 1942’de kurulmuştur. (Kedem-Tahar ve Kellermann, 1996) Pek çok açıdan psikodrama, drama terapisi ile aynı teorileri ve temel kavramları kullanmaktadır. Psikodramada asal kahraman, o seansta özellikle endişelerinin üstesinden gelinecek olan katılımcıdır. Asal kahraman drama terapisinde olduğu gibi, geçmişinden, iç çatışmalarından, fantezilerinden, rüyalarından vs. sahneleri canlandırır. Diğer roller, duruma göre, diğer katılımcılar ya da nesneler tarafından doldurulur. Bradshaw Tauvon, “Psikodrama El Kitabı” nda (1998, 33), psikodramada vurgulanan önemli ilkelerin ayrıntılı bir tanımını sunar. Bu ilkelerin bir örneği “tele” düşüncesidir. “Tele”, insanlar arasındaki iki yönlü empatik ilişkileri ölçmenin bir yoludur. İlişki kavramı özellikle, aynı duygulara tekrar ulaşmak için, iki ya da daha fazla kişinin (aile ya da arkadaşlar olabilir) birlikte deneyimlediği şeylerin yeniden canlandırılması gerektiği “inter-psyche” (ruhlararası) bağlamında önemlidir. (Bradshaw Tauvon, 1998, 38). Bu, bir yardımcı egonun (asal kahramanın hayatında önemli rolü olan birini canlandıracak olan bir grup üyesi) ve tedavinin başarısı için gerekli olan ilişkiler ağının önemini göstermektedir. (Karp, 1998, 7; Bradshaw Tauvon, 1998, 38). Moreno, “roller” in varlığının bir kişinin psikososyal iyiliği için büyük önem taşıdığına inanmaktadır. (Langley, 1998, 266). Bir kişinin rolü alıp algılama şekli de, başkalarını etkilemenin  bir yoludur. Bir annenin kızını yetiştirdiği yöntemin, kızın ebeveynlik konusundaki hayat biçimini değiştireceği örneğinde olduğu gibi. Roller interaktiftir ve bu rollerin içerdiği ilişkilerin artması nedeniyle toplumda daha fazla role sahip olmanın (örneğin oğul, baba, patron, arkadaş) yaşam kalitesini arttırdığı öne sürülmüştür. (Langley, 1998, 266) Psikodrama, bu fikre odaklanır ve rolleri genişletmeyi, yaratmayı veya değiştirmeyi; bir kişinin bu yeni ve eski rollerle ilgili algılarını yeniden değerlendirmeyi hedefler.

Psikodrama ve drama terapisini karşılaştıran bir makalede Kedem-Tahar ve Kellermann (1996) psikodramada, drama terapisine göre daha fazla bilişsel bütünleşmenin söz konusu olduğunu öne sürmüştür. Örneğin, psikodrama, dışavurulan bir canlandırmanın anlamına odaklanır, deneyimlerini ve farkındalığı birbirine bağlar. Asal kahramanın sorunlarıyla başa çıkmada genellikle dolaysız ve çatışmacıdır. Öte yandan drama terapide belirli deneyimler her zaman ele alınmazken, dışavurumların kendi başına değerli olmasına izin verilir. Drama terapisine katılanlar kendi meselelerini çok daha incelikli ve dolaylı bir şekilde yönetebilirler. Terapi olarak psikodrama, daha çok teoriye dayanır ve oturumlar çok daha yapılandırılmıştır. Bununla birlikte drama terapisinde “kendiliğindenlik” teşvik edilir ve her seans esneklik derecesine sahiptir. İlginç olan nokta şudur ki; drama terapisi duyguların dramatik uzaklığını sağlarken, psikodrama, kahramanın yaşamının sorunlu alanlarıyla başa çıkma konusundaki duygusal katılımına odaklanır. (Kedem-Tahar ve Kellermann, 1996) O halde, psikodramanın etkililiğinin, bir kişinin entelektüel yeteneği ve duygusal istikrarı derecesine bağlı olduğunu görebiliriz. Drama terapisi ise bilişsel ve davranışsal işlevin her seviyesinden katılımcılara fayda sağlama kapasitesine sahiptir. Bu nedenle psikodrama, alkolikleri ya da bağımlıları çelişkili soru yöntemleriyle tedavi etmede daha etkili olabilir. Diğer taraftan drama terapisi özellikle çocuklar, ergenler ve engelli bireyler için yararlıdır. Büyük oranda, psikodrama için ısınma egzersizleri olarak drama terapisi teknikleri kullanılır ve psikodrama, drama terapisinin tamamlayıcısı olarak daha kişisel sorunları araştırır. (Kedem-Tahar and Kellermann, 1996).

Dans/Hareket Terapisi

“Eğer kalbinizde dans ederseniz, dans edebilirsiniz” (Sandra Hoban, 2000)

Dans ve hareket terapisi, “sözsüz iletişim için birincil araç” sağlayan sanat terapisinin başka bir biçimidir. 1940’larda, Marian Chace, dans ve hareket terapisi alanındaki öncü kişilerden biriydi. (Wennerstrand, 2008) Hastanenin arka bahçesinde psikiyatri hastalarıyla vals yaptı ve kısa süre sonra dansın hastalar üzerindeki terapötik (tedavi edici) etkilerini keşfetti. Dans ve hareket terapisi akıl / vücut bağlantısına odaklanır ve hareketin, aklı iyileştirebilecek bir aracı olmasını sağlar. (Wennerstrand, 2008) Bu terapi, duygularını ifade etmek için kelimeleri kullanamayan hastalarda özellikle yararlıdır. Dans/hareket terapisinde, yansılama gibi tekniklerle, yansıtma ve zenginleştirerek büyütme uygulanır ve katılımcıların çevresindeki alanlara ve nesnelere özel dikkat gösterilir. (Hoban, 2000) Wethered, “Terapide Drama ve Hareket” adlı kitabında, hareket terapisinde alanın “daha büyük bir farkındalığa doğru ilerlemek”; nesnelerin ise “dış gerçekliği vurgulamak” için kullanıldığını açıklar. (1973, 36-40) Amerika’da dans terapisti olan Anne Wennerstrand,  “Dans/ Hareket Terapisi, yeme bozukluğu olan kişilerde beden imgesini gerçeğe yaklaştırmak için, yaşlı insanlarda hatırlama ve sosyalleşmeyi desteklemek için, gelişen bozukluklarda vücut fonksiyonlarının işleyişini arttırmak için kullanılabilir” demiştir (2008). Drama terapisinde ve psikodramada olduğu gibi, dans ve hareket terapisi de katılımcının terapistle tamamen etkileşime girmesini ve hareketleri bir iletişim aracı olarak kullanarak birbirleriyle ilişki kurmalarını gerektirir. Westmoreland’da Cheshire County’nin Maplewood bakım evinde dans ve hareket terapisi, geleneksel terapiyi tamamlayan ek bir terapi olarak kullanılmıştır. (Hoban, 2000) Dans ve hareket terapisinin, katılımcılar arasında anlamlı etkileşimlere önayak olabileceği, benlik saygısını artırabileceği, öz-düzenlemeyi destekleyebileceği ve depresyonu hafifletebileceği fark edildi. Bu bakım evinde herkes, fiziksel, algısal ya da zihinsel engelli olsun, dans ve hareket terapisine katılmaları için teşvik edildi. Dans ve hareket terapisinin felsefesi “eğer kalbinizde dans ederseniz dans edebilirsiniz” (Hoban, 2000). Dolayısıyla en küçük hareket bile teşvik edildi, çünkü kendini ifade etmenin önemli bir şekli halen devam etmektedir.

Drama Terapisi ve Aile İçi Şiddet Mağdurları

Leeder ve Wimmer’in “Gururun Sesi: Hapsedilmiş Kadınlarla Drama Terapisi” başlıklı yazısında (2006), drama terapisinin, geçmişinde aile içi şiddete maruz kalmış kadınların geleceğe umutla bakmaları için yardımcı olduğuna dair örnekler verilmiştir.  Bu makaledeki kadınlar, West Oakland, California’da alkol ve uyuşturucu rahatsızlıklarının tedavisi için kurulmuş olan Project Pride sakinleriydi. Bu kadınlar ya California Islah Departmanı’ndaki cezalarının son aşamasındakilerdi, ya bölge halkı tarafından buraya gönderilmişlerdi ya da cezaevine alternatif olarak burada tedavi ediliyorlardı. Drama terapisi programının amacı, bu kadınların kendileri ile olumlu yeni ilişkiler kurmalarına, aynı sorunları yaşamakta olan diğer kadınlara merhametli bir anlayış geliştirmeleri ve daha büyük topluluğa değerli katkı sağlayıcılar olmaları için yardımcı olmaktı. Project Pride’daki kadınlar yaşları, etnik kökenleri, sosyoekonomik ve kültürel geçmişleri, eğitim ve okuma yazma seviyeleri, duygusal işlevleri ve yaşam deneyimleri bakımından çeşitlilik göstermekteydi. Birçoğu, geçmişte aile içi şiddet, cinsel istismar deneyimlerinden zarar görmüştür ve çoğu kişiye depresyon, kaygı, travma sonrası rahatsızlıklar, yeme bozuklukları, psikoz ve öğrenme güçlüğü teşhisi konmuştu.

Drama Terapisi, bu kadınların bir kısmını aile içi şiddet ve bunun etkileri konusunda eğitmeyi, geçmişlerini anlamalarına ve gelecekleri için yeni yollar seçmelerine yardımcı olmayı amaçlıyordu. Daha önce tartışılan drama terapisinin önemli kavramlarından birçoğu, bu oturumlarda, kadınların benlik saygısını ve güvenini kazanmalarına yardımcı olmak için kullanıldı. “Tipik” kötü muamele durumlarının (örneğin, basmakalıp sarhoş ve küfürbaz bir erkek arkadaşın) canlandırılması, kadınların tartışması zor olabilecek senaryoları çözümlemeleri için gerekli olan estetik uzaklığı sağlamıştır.

Lenore Walker tarafından 1979’da geliştirilen “Şiddet Döngüsü” kavramı dramaterapistler tarafından uyarlandı ve aile içi şiddet hakkında bu gruptaki kadınları eğitme girişimi olarak kullanıldı. Şiddet döngüsünün aşamaları: Balayı Aşaması, Gerilim Oluşturma Aşaması ve sonunda Şiddet Aşaması canlandırıldı ve yalnızca aile içi şiddeti tartışmaktan çok daha güçlü bir şekilde değerlendirildi. Kadınlar hareketli sahneleri belirleyebiliyorlardı ve bunları kendi deneyimleriyle ilişkilendirebiliyorlardı. Açığa vurma ve yargılanma korkusu başlangıçta kadınların kişisel hikayelerini paylaşmasını engelledi. Bu kadınların duvarlarını yıkmalarına ve başkalarının kişisel meselelerine katılmalarına izin vermesine yardımcı olan teknikler, “Benimle adım at…” gibi alıştırmaları içermekteydi. Bu egzersiz, bir daire şeklinde duran kadınlara, drama terapistinin kendilerine yönlendirdiği yumuşak bir ifade doğrultusunda, merkeze doğru adım atmalarını gerektiriyordu. “Anneniz tarafından büyütüldüyseniz” ya da “ortaokuldan mezunsanız” gibi. Bu ifadeler giderek daha kişisel hale gelerek, kendi durumlarına özgü ifadeler haline gelecekti. “Hiç dayak yediyseniz merkeze doğru bir adım atın”, “tacize maruz kaldıysanız…”, “tecavüze uğradıysanız….” , “tacizcinizi hala seviyorsanız….” gibi. Egzersizin başında rehberler hazırlandı ve ne kadar açılmak istediklerine kendileri karar vereceklerdi. Böylesi egzersizler, kadınların, yaşadıkları dehşet verici deneyimlerde yalnız olmadıklarını ispatladı. Geçmişlerinin evrenselliği onlara bir rahatlama ve anlayış hissi verdi. Dolayısıyla, diğer katılımcıların yargılaması korkusu kısa sürede empati ile giderildi, mağduriyetlerinden dolay suçlanamayacaklarını ve kurban olmanın suç olmadığını fark ettikleri için birbirlerine destek oldular. Bir başka alıştırma, kadınların bağlantısız bir cep telefonunu alabildikleri ve hayali bir ‘alıcı’yla konuşabildikleri sanal telefon görüşmeleriydi. Bir kadın, onu istismar eden kişiyi arıyormuş gibi yaptı ve bunu yapmak için hiç şansı olmadığı için ona söylemek istediği şeyleri söyleyebildi. Bu etkinlik aracılığıyla, bu kadına ikinci bir şans verildi ve yıllar önce kaybettiği bazı kişisel güçleri geri kazanmayı başarabildi. Bu alıştırmayı tamamlamak, yıllar boyunca üzerinde taşıdığı gerginlikten, öfkeden ve pişmanlıktan kurtulmasını sağladı. Bu süreç kadınlar üzerinde güçlü bir etkiye sahipti, çünkü söylemek istediklerini güvenli ve destekleyici bir ortamda, duygularının diğer grup üyeleri tarafından doğrulandığı ve onaylandığı yerde konuşabiliyorlardı. Sonunda, katılımcıların yeni değerli bakış açısı kazanmaları için dramatik yeniden canlandırma ve rol değiştirme yararlı oldu. Bir keresinde, bir kadın, 15 yaşındaki kendisi olması için başka bir grup üyesini görevlendirdi ve “genç öz” ile doğrudan konuşurken, kötü bir duruma düştüğü için suçlanmadığını ve yaptığı seçimlerden dolayı onu bağışladığını söyledi. Roller tersine döndü ve diğer grup üyesi kadın sanki gençliğiymiş gibi doğrudan kendisine söylediklerini tekrarladı. Bu rol değiştirme tekniği burada önemliydi çünkü kadın, kendi bağışlama sözlerini duyup kabul edebildi.

Koşulsuz bir atmosferde, drama terapisi, aile içi şiddetin mağdurlarının performans yoluyla özgüven kazanmalarına yardımcı oldu. Bu kadınların hayatında eksik olan güven tesisi ve takım çalışması, iyileşme süreçlerinde önemli bir rol oynadı. Onlara, çeşitl keşfedilmemş doğal yaratıcılıklarının harekete geçtiği ve ilerlediği,  eğlenceli ve kendiliğinden büyüyen bir çevreye katılma şansı verildi. Drama terapisine katılmak, bu kadınların cezaevinde bulunma ile ilişkili damgalamadan bağımsız olarak, kendilerini farklı bir ışıkta görmelerini sağladı. Daha geniş topluluktaki performansları dolayısıyla bu kadınlar, sıkıntılı geçmişlerini aşma konusunda ne kadar cesur olduklarının farkına varılmasıyla halkın takdirini kazandı. Aile içi şiddet grubunun bir katılımcısı “(aile içi şiddet grubu) kendim hakkında daha güçlü hissetmemi … bu adamdan korkmamamı ve kendim için ayağa kalkmamı sağladı” dedi. Bu, dramaterapinin sahip olduğu olumlu terapötik etkileri ve bu kadınların toplumdaki seslerini bulmalarına nasıl yardım ettiğini göstermektedir.

Sonuç

Diğer sanat terapileri yöntemleri ile birlikte, drama terapisi ve dans / hareket terapisinin, yıllar boyunca birçok psikiyatrik bozukluğun tedavisindeki uygulamalarıyla değeri kanıtlanmıştır. Şizofreni ve post-travmatik stres bozuklukları gibi zarar verici rahatsızlıkların semptomlarının hafifletilmesinde sanat terapilerinin etkisini incelemek için çalışmalar yapılmıştır. Bu terapilerin hastalar üzerindeki yararlarını belirlemek zor olsa da, sanat terapilerinin psikiyatrik bozukluklara yönelik tedavilerin bir parçası olarak yararlı olduğu birçok vak’ada gösterilmiştir. Aile içi şiddet mağduru kadınlar grubu vak’asında drama terapisi, özsaygınlıkları için kullanıldı. Gelecekleri için farklı bakış açıcı kazanabildiler, daha da önemlisi, travmatik öyküsü olan kadınlardan ziyade, daha büyük topluluklara sunacak çok şeyleri olan yetenekli kadınlar olarak tanındılar. Dramaterapi kesinlikle hayatları değiştirmiştir ve bu en iyi şekilde aile içi şiddet grubunda başka bir kadın tarafından toparlanıp anlatılır: “Söylemek istediğin şeyi ifade et, ne olursa, nasıl olursa. Yargılama yok. Benim için gerçekten şaşırtıcı olan şey, senin dramanın senin terapin olduğu.” (Leeder and Wimmer, 2006)

Yazar: Sheng-Tsung (Dominique) Chiu
Çevirmen: Gözlem Küçük
Kaynak: fmhs.auckland.ac.nz

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.