Ph.D. Jonathan Young ile Söyleşi

Psikoterapi, psikolojik büyüme ve gelişme için “mit”e nasıl başvurulur?

Mitler, zor zamanlar için yol gösterici niteliğindedir. Dehşet verici sıkıntılardan kurtulmak için çabalarken bize cesaret verebilirler. Klinik çalışmalarda ve kendi yolculuğumda, efsanevi hikayelerin umut için incelenmesini yararlı buldum. Sonuçta bu efsanevi çaba göstericiler, kendi korkunç zorluklarının içinden geçiyorlardı. Masallar, orta yaşamsal krizler veya diğer zor geçişler ile ilgili ipuçları da sağlar.

Kahramanca yolculuk, başlangıç macerasının bir tasviridir. Pek çok açıdan psikoterapi, bir başlatma sürecidir. İnsanlar başa çıkma mekanizmaları başarısız olduğunda yardım ister. Burası daha önce seyahat etmedikleri bir yer, yeni bir ülkenin sınırıdır. Antik efsaneler,  kaygı üreten deneyimler ve bilinçdışının gizemleri ile uğraşanlar için yol haritaları sağlar. Masallar, çoğumuzun üstesinden gelmek için gereken bilinçli kaynaklarımızın olmadığı zor yaşam koşulları konusunda yardımcı olur. Bu yoldan daha önce gelenlerin, bilgelik hikayeleri şeklinde öğrendikleriyle ilgili bir kayıt bırakmış olmaları yararlıdır.

Karşı karşıya kaldığımız zorlu görevlerle başa çıkacak eğitimimiz olmadığından, yolculuğun her gergin anında tökezliyoruz. Bu yüzden bu yoldan daha önce gelenlerin, bilgelik hikayeleri şeklinde öğrendikleriyle ilgili bir kayıt bırakmış olmaları yararlıdır. Özel durumlarımıza ilişkin ipuçları için bu metinleri inceleyebiliriz. “Mit”in psikoterapiye doğrudan uygulanmasından anladığım bu.

Bir mitin psikoterapide kişiye nasıl uygulanabileceğine ya da hayatla baş etme mücadelesine bir örnek verebilir misiniz?

Folklordan tanıdık bir örnek kullanacağım. Sindirella uzun bir kayıp döneminden geçmek zorunda kaldı. Hem annesi hem de babası ölmüştü. Masalın temel bir “yakınının kaybı” teması var. Bu, küllerin simgeselliği içinde belirgindir. Sindirella adını ocak bekçiliğinden alır. Şöminenin bakımını yaparken, her tarafı kurum ve kül olur. Cenaze gelenekleri arasında “külden küle, tozdan toza” denir. Yani masaldaki küller, ölümü, kaybı ve kederi yansıtır. Küller, aydınlığı ve tutkuyu akla getirir.

Pek çok psikoterapi hastası, büyük kayıpların üstesinden gelmeye çalışıyor. Hikaye, bazı tecrübeleri yaşayabileceğimizi ancak deneyimin korkunç olabileceğini gösterir. Korkunç bir acımasızlık gibi hissettirir. Sindirella aynı zamanda, kendisi üzerinde güç sahibi olan, niteliklerini veya varlığını takdir etmeyen üvey annesi ve üvey kız kardeşlerinden gelen baskıyla da baş etmek zorundadır.

Psikoterapistler her zaman hikayelerle çalışmışlardır.

Hastalarımız, arkadaşlarımız ve meslektaşlarımız bu mücadelelerden geçiyor. Sindirella’nın yaşadığı sorunların aynısını yaşayan insanların yardım istemesi çok yaygındır. Hikaye, korkunç sıkıntılardan kurtulan bir kişiyi anlatıyor. Başından sonuna kadar, hayatında güzel şeyler olabileceği umudunu taşıyor. Eğer terapist, bu tanıdık örnekten söz ederse, bu, hastanın aklında uzun süre kalabilir. Başkalarının katlanmış olması durumu, kalıcı bir hatırlatma görevi yapabilir ve başkaları yapabiliyorsa sen de yapabilirsin anlamına gelir. Hasta, muhtemelen masal hakkında sıcak hislere sahip olduğu için, bu, sıkıntı içinde sadık kalan rahat eski bir arkadaş gibidir.

Sindirella meselinde, sarayda büyük gongtan sonra, gitmesi beklenmemektedir. Üvey kız kardeşleri, Sindirella gitmek istediği için eğlenirler. Kız kardeşleri yıllar boyunca ona köle gibi davranmış olsa da, o kendinden asla vazgeçmemiştir. Altın ana ulaşır ve iyi şeyler gelir. Açıklamalar, uzun süreli sıkıntılarla uğraşmak hakkında kavrayışlarla doludur.

Paylaşabileceğiniz, aklınıza gelen başka bir örnek var mı?

Robin Hood’un maceraları, marjlarda yaşayanları anlamamıza yardımcı olur. Şerifin, babasını öldürdüğünü öğrenmesi üzerine Robin Hood savaştan gelir. Rüşvetçi zorba, katıksız hırsla, ailenin topraklarını ele geçirebilmek için onu da öldürecektir. Robin Hood artık bir kanun kaçağıdır ve eve dönemez. Vahşi doğada yaşar.

Psikolojik olarak bu, büyük bir başarısızlık ya da kaybın ardından, yerinden edilme zamanını gösterir. Karanlık orman, bilinçdışını temsil eder, içimizde bulunan ve bizim için gizemli olan bir yer. Yaşam koşulları, bizi duygusal açıdan zorlayıcı durumlara düşürebilir. Alegoride olduğu gibi, üstesinden gelmek zorunda olduğumuz çeşitli görevler ve zorluklar vardır.

Robin Hood, ormanın zorbalığı ile başa çıkmak zorundadır. Bu bir eşik koruyucusuyla karşılaşmaktır. Maceraya girmek için karşılaşmamız gereken bazı erken zorluklar vardır. Eşik koruyucunun anlamı şudur: Eğer çok fazla korkuyla baş edemiyorsan, yolculuk için hazır değilsin demektir. Görevler tamamlanmadan önce büyük korkularla karşı karşıya kalacaksın. Hayatın tehlike altında olacak. Böylesi zor deneyimlerin üstesinden gelemezsen, meydan okumadan önce ek hazırlıklar yap.

Robin Hood bazı olağandışı başarılar elde eder. Bunlardan biri, bir grup kanunsuz kavgacı adamı uyumlu bir ekibe dönüştürmesidir ki bu ekibe “Mutlu Erkekler” ismini vermişlerdir. Kanun kaçaklarını, içimizdeki rekabet enerjileri olarak düşünebiliriz, yani farklı niteliklerin, gündemlerin, duyguların ve hatta kimliklerin kavgacı çatışması gibi. Ne de olsa hepimiz, birkaç iç kişiliğe sahibiz ve hepsi farklı şeyler istiyor. Robin Hood çeşitli karakterleri alıyor, bir araya getiriyor ve işlevsel bir ekip oluşturuyor. Etkili olabilmek için hepimizin iç düzlemde böyle bir bütünleşmeye ihtiyacı var.

İnsanların korkunç duygusal karmaşaya maruz kaldıklarını, Robin Hood’un karşılaşmış olduğu şeylerle paralel olarak meydan okumalarla karşılaştıklarını düşünüyorum. Masal, insanların deneyimlerinde anlam görebileceği bir ayna görevi görür ki bu deneyimler öyle kahredicidir ki faydalarını görmek zordur. Tatsız olayların, bir insanın eksiksiz bir insana dönüşmesi anlamında muazzam bir değeri olabilir. Zulüm duygularının üstesinden gelmek, çabaya değer bir iştir.

Ayrıca kanser gibi bir hastalık ya da hayatta kalma mücadelesi verilen bir kaza için de bir metafor olabilir.

Bu çok güzel bir nokta. Mit olarak tanımlanan yolculukta, “Çağrı” olarak anılan bir an var. Bu, devinimdeki tüm dramayı harekete geçirecek olan şeydir. Bu, çoğu kez bir hastalık ya da maddi felaket gibi bir şeydir. Bir insanın hayal edebileceği en kötü olasılık da olabilir. Genellikle, hayatı tümüyle karmaşa haline getiren bir olaydır. O an, “Eğer bu olay hiç olmasaydı, hayat çok daha iyi olurdu” şeklinde görülür. Uzun vadede ise, tersinin doğru olduğu ortaya çıkar. Hayat tam olarak çok daha iyidir çünkü o felaket gerçekleşmiştir. Trajedi gerçekleşmemiş olsaydı, daha sonra değer verdiğimiz nitelikleri hiçbir zaman geliştiremezdik.

Campbell’in mitolojiyle yaptığı çalışmalar maneviyat ve psikolojiyi bütünleştirmiş gibi görünüyor. Bunun hakkında yorum yapar mısınız?

Campbell, mitlerin aynı anda dört düzlemde çalıştığını gördü: 1. Kozmolojik; 2. Metafizik (manevi boyut); 3. Sosyolojik; ve 4. Psikolojik. Bu dört düzlemin tüm hikayelerde eşzamanlı olarak çalıştığını gördü. Bunun, manevi hayatın psikolojik süreçlerle bütünleşmesini nasıl tanımladığını net bir şekilde görebiliriz.

William James maneviyat ve psikoloji arasında büyük örtüşme gördü. Farklı dil kullanımlarının, dikkati, önemli ortak zeminden başka taraflara çektiğini düşündü. Teolojik tartışmada maneviyatımıza ya da ruhumuza atıfta bulunurken, psikolojik tartışmalarda duygu, bilinçdışı ve zihinden bahsediyoruz. James ikisinin de aynı olduğunu düşündü. Bütün bu kelimeler, basitçe “iç hayat” diyebileceğimiz, her insanın içindeki gizemi ifade eder.

Campbell’in belirttiği noktalardan birinin şu olduğunun farkına vardım: Hayatın anlamını aramamalıyız, bunun yerine hayatı yaşamak üzerine yoğunlaşmalıyız. Bana öyle görünüyor ki, zaman ve kültür genişliği üzerine mitlerdeki ortak temaları tanımlama, amaç veya anlam hissi verirdi.

Şunu fark ettim ki, Campbell’in belirttiği noktalardan biri, hayatta anlam aramamamız, daha ziyade yaşamı deneyimlemeye odaklanmalıyız. Bana öyle görünüyor ki, engin bir zaman ve kültür yelpazesindeki mitlerin ortak temalarını tanımlama, amaç ya da anlam hissi verecektir. Ne demek istedi?

Hayat evreleri boyunca yapılan yolculuk, içinde pek çok dersi barındırır. Onlardan biri, kesinlikle, yanılsamalı bir hedeftir. Kimi deneyimlerle hayat, esnek olma, kontrol gereksinimi gevşetme ve mutlak yanıtlar gibi konularda bizi eğitiyor gibidir. Campbell’in söylediği, hayatın anlamını birkaç açık cümleyle tanımlama arayışımızdan kurtulmamız gerektiğidir. Sonuçta, büyük soruların nihai cevapları kısa ömürlüdür. Campbell’in tavsiyesi, Rilke’nin yorumuna benzer; sorularımızla yaşamalıyız ve belki bir gün yanıtlara dönüşürüz. Bu daha akışkan bir yaklaşım.

Not: Yazının 2. bölümü vardır.

Röportaj: Ph.D. Joseph R. Dunn
Çeviren: Gözlem Küçük
Kaynak: folkstory

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.     

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.