Ph.D. Jonathan Young ile Söyleşi (Not: Yazının 1. bölümü vardır.)

Bunun Doğu aydınlanma fikri ile nasıl bir ilişkisi var?

Bu, aydınlanma diline ya da Ortaçağ Avrupası’ndaki Hıristiyan gizemcilerinin esrik deneyim olarak tanımladıkları şeye çok yakındır. Columbia Üniversitesi’ndeki öğrencilik günlerinde Joseph Campbell bir koşucuydu. Bu, fiziksel bir duyulanmadır. Perhiz düzenlemesi (Oruç), zikir ve meditasyon gibi Doğu geleneklerinin ruhsal disiplinleri insanları bu seviyeye getirmeye yardımcı olur.

“Canlı olma ışıltısı” ve Maslow’un zirve deneyimleri dediği şey arasında bağlantı var mıdır?

Evet, ancak Maslow’un açıklamaları genellikle toplumsal bir hayat – kariyer, aile ve yaratıcılık – içinde belirlendi. Manastıra inzivaya çekilmek ona cazip gelmiyordu. İnsanları ve şehri içeren bir hayat hakkında konuşuyordu. Kuzey Amerika ya da Batı için daha uygun olan bir görüş.

Geçmişinizle ilgili bazı bilgileri gözden geçirirken Joseph Campbell’in yanı sıra Viktor Frankl, Rollo May, James Hillman ve Thomas Moore’u tanıdığınızı görmek ilgimi çekti. Bu olağanüstü figürlerle ilgili gözlemlerinizi, algılayışlarınızı ve bazı deneyimlerinizi paylaşır mısınız?

İlk olarak Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” kitabından çok etkilenmiştim. Bu kitap, Frankl’ın Nazi toplama kamplarından sağ kurtulmasının ve yaşadığı deneyimlerin fikirlerini nasıl şekillendirdiğinin zorlayıcı bir hesaplaşmasıydı. Yüksek lisans eğitimimde Frankl ile çalışmak ve anlam bulma meselesiyle uğraşmak konusunda büyük sıkıntı yaşadım. Frankl, mevcut sorunlar ne olursa olsun, onlara ek olarak, terapiye gelen her hastanın anlam krizi yaşadığına inanırdı. Bu büyük sorun ele alınana kadar terapinin etkileri sınırlıdır. Frankl’ın kendinden etkilendiğim kadar, işinden de etkilenmiştim. Okulun resmi profesörü olmasına karşın, bana karşı çok sıcakkanlı davranıyordu. Her ders, Viyena’ya ve o şehirden gelen büyük teorilere yapılan bir ziyaret gibiydi.

Ayrıca Rollo May’in yazdığı “Love & Will”i okudum ve onunla çalışmak için bir fırsat buldum. Beni May’in çalışmalarına çeken şey, mitolojinin ve törensel duyarlılığın psikoterapiye entegrasyonu oldu. Psikolojik illüstrasyonlar olarak Yunan mitlerini kullanma konusunda üstün yetenekliydi. Onun için hazırladığım dönem ödevlerinden biri, bir geçiş ayini olarak terapiydi.

Campbell ile bir meslektaşım aracılığıyla tanıştım. Stephen Aizenstat psikoterapide efsanevi pespektifleri kullanma konusuna olan ilgimi biliyordu. Küçük bir enstitüsü vardı ve bir süreliğine inzivaya çekilmiş olan Joseph Campbell’e ev sahipliği yapıyordu. Birkaç yıl boyunca Campbell’in seminerlerinde yardımcı olabilmek için peşine düştüm. Bu, önemli bir zaman dilimini onunla geçirmemi sağladı. Enstitü, Pacifica’daki mitoloji ve psikoloji birleşimi açısından benzersiz olan bir lisans programına girdi.

Pacifica’da öğretime başladıktan sonra, Joseph Campbell Arşivleri için kurucu küratör olarak seçilmekle onurlandırıldım. Bu, Campbell’in New York ve Honolulu’da bulunan evlerindeki engin çalışmaları içeriyordu. On yıllar boyunca yaptığı bilimsel çalışmalar, pek çok el yazmasına ve ağır not defterlerine yansıtılmıştı. Arşivin birleştirilmesi, bu kadar geniş bir fikir yelpazesinde nasıl çalıştığını anlamaya çalıştığım için, Joseph Campbell’in zihninde yoğun bir süre kalmak gibiydi.

Pacifica, James Hillman’ın inzivası döneminde ona da ev sahipliği yaptı. Sıklıkla seminerlerin organizasyon detayları ile ilgileniyordum ve Hillman ile yıllarca çalıştım. Ayrıca, konuk eğitmen olarak derslerime de girdi. Sonuç olarak Pacifica, Hillman Koleksiyonu yaratmak için el yazmalarını ve dosyaları edinmek için bir fırsat buldu. Connecticut’taki evinde materyalleri toplamak için ciddi zaman harcadım. New England’daki eski evinin çatısındaki dosya sıralama sistemi garipti fakat sonuç, çaba harcamaya değerdi.

Thomas Moore, Hillman’ın fikirlerine büyük önem veren ve çok yetenekli bir yazar. Onunla ilk kez 1992 yılında, Notre Dame Üniversitesi’nde Hillman şerefine düzenlenen Arketipik Psikoloji Festivali’nde, ikimiz de sunum yapmak üzere gittiğimizde tanıştım. Karmaşık düşünceleri anlaşılabilir hale getirebilir ve arketipsel düşünceye olağanüstü katkılarda bulunmuştur.

Onunla, Pasifica sponsorluğunda düzenlenen günlük hayatın yeniden aydınlanması üzerine bir seminere katıldım. Benim antoloji serimle, SAGA – Mitoloji Üzerine En İyi Yeni Yazılar’la ilgili en faydalı kişi oydu. Editör yönetim kurulundaydı ve Bir Mitolojik Duyarlılık Geliştirme üzerine harika bir makaleye katkıda bulundu.

Mit ve psikoterapi açısından neler oluyor? Ne derece ilgi görüyorsunuz ve çalışmanın gittiği alan neresi?

Psikoterapistler, her zaman hikayelerle çalışmışlardır. Bunu bize hastalarımız getirir, yolculuklarının nedenleri. Biz, bir aşamaya kadar, bir düzenleme süreci ile onlara yardımcı oluyoruz. Terapi, kısmen edebi bir çaba. Biz hastalarımıza, kendi masallarını nasıl yazacaklarını gösteriyoruz. Rollerinin ne olduğuna ve bu öykü içerisinde kendilerini nasıl konumlandıracaklarına kendileri karar veriyorlar. Biz buna bazen “yeniden çerçevelemek” diyoruz. Hayat deneyimlerinin öyküsel akışıyla onlara yardımcı oluyoruz. Mitolojik edebi perspektif uygulaması, sadece hâlihazırda olan biteni derinleştirmektir.

Eğitimlerimde, günlük sorunların oluşturduğu cenderelerin arkasına geçmek için yollar arayan sosyal hizmet uzmanları, psikologlar ve psikiyatrlar arasında, mitolojik yaklaşımlara büyük ilgi duyanlar var. Bu, hastaların acil durumlarının önemli olmadığı anlamına gelmiyor. Ancak bizim, bilinçdışının altında yatan dinamik meselelere ulaşmanın yollarına ihtiyacımız var. Efsanevi kaynakları ayna olarak kullanmak, sohbetin klinik süreçte daha derin seviyelere yaklaşmasını sağlar.

Psikoterapistler daha kısa bir tedaviye ilerlerken, sanırım daha zengin bir deneyim için de arzu duyarlar. Vaka planlaması, kontrolümüzün dışındaki etkenler tarafından kısıtlanmaktadır, bu nedenle daha az zamanda derin bir çalışma yapmaya ihtiyacımız var. Mitolojik bir yaklaşımın kısa tedaviye nasıl kazandırılacağıyla ilgileniyorum. Sadece dört oturumunuz varsa, bunlardan en iyi nasıl yararlanabilirsiniz?

Pastoral (Vaizsel) danışma, sıklıkla birkaç oturumda etkili olmuştur. Bir papaz ya da hahamı bir ya da iki kez ziyaret eden insanların uzun bir geçmişi vardır – çoğu zaman önemli sonuçlar verir. Kısa konuşmalar, bu insanlar için büyük önem taşımıştır. Bu iş, mesellerle yapılan atıfları içermektedir. Bu yaklaşım, hikayeleri ve mitik imgelem denen şeyi kullanmıştır.

Kısa ve öz bir yaklaşım “Bana Rapunzel’in kulede büyücüyle birlikteyken karşılaştığı bir  duruma benzer bir şeyle başa çıkmaya çalışıyormuşsun gibi geliyor. Neden o hikayeyi okuyup ne düşündüğünü görmüyorsun?” gibi ev ödevlerini içerebilir. Yorumlamak, hastaya, kendi deneyimlerine yansıtmak için zengin bir aynalama deneyimi verir. Böylesi basit bir ev ödevi, tedavinin önemini büyütebilir.

Sizin konuşmalarınızı dinlerken, kendimi Milton Erickson’ı ve hikayeleri psikoterapiye serpiştirme biçimini düşünmekten geri alamıyorum. Erickson’a ilişkin herhangi bir düşünce ya da gözleminiz var mı?

Erickson bir ustaydı. Hastalarının durumuna özel özgün hikayelere ulaşma eğilimindeydi. Masallar, hastaların sundukları ikilemlerden doğup büyüdü. Benim üzerinde durduğum şey ise, nesilden nesle aktarılan mesellerdir. Gerçek şu ki, bu alegorilerin geçmişten geliyor olması, belli bir ağırlık katıyor.

Yeni hikayeleri hızla bir araya getirme konusunda Milton Erickson kadar yetenekli değiliz. Neyse ki eski masalların tanıdık yapısını kullanabiliriz. Metnin kaynağı dışında, uygulama Erickson yöntemine çok benzer. Öylesine yetenekli bir hipnotizmacıdır ki, hikayeler, kendi içimizde daha derin seviyelere bizi almak için hipnotize eder.

Hikayeler ve Campbell’in onları anlattığı tavır trans indüksiyonu gibi geldi bana.

Etkisi, Freud’un “serbest çağrışım”la olan başarısına benzer. Freud, kariyerinin başlarında hipnoz ile çalıştı ve trans indüksiyonunda çok yetenekli değildi. Bilinçdışının gizemlerine yaklaşmanın başka yolları olabileceğini düşünüyordu. Kendi yöntemiyle deneyler yaptı. Analisti, görüş alanının dışında tutmak, oturumu daha az diyaloglu bir hale getirir. Hastalar, bir kanepeye uzanır ve akıllarının bir düşünceden başka bir düşünceye gitmesine izin verirler. Bu, bir rüya hali değildir ama sıradan bir iletişim şekli de değildir. İkisi arasında bir yerdir. Sanırım, bir masal anlatanı duyduğumuzda ya da masalı kendimize çevirdiğimizde, durumun içine giriyoruz. Beyin dalgası çalışmaları muhtemelen bunu doğrulayacaktır, ancak herhangi bir klinisyen bu değişimi algılayabilir. Yarı hipnotik bir duruma giriyoruz, günlük bilinçten daha yakın bir şekilde, sorunları kavrayarak duygusal süreçleri takip edebiliyoruz.

Bana öyle görünüyor ki, hikayelerle uğraşan terapistlerin çalışması sezgiye dayalı.

Sezgi, zor bir kelimedir çünkü, tanımlaması zordur ve esrarengiz gibi görünmektedir. Vaka notları yazarken sezgisel olarak bir strateji seçtiğinizden asla bahsetmek istemezsiniz. Elbette eğitimli bir uzman, eğitimlerine ve eğitime başlamadan önce sahip olduğu bazı duyarlılıklara güvenecektir. Rollo May, psikoterapistlerin doğuştan eğitimli olmadıklarını sıklıkla dile getirmiştir. Genellikle, psikoloji alanındaki ilk derslerini almadan çok önce, aile danışmanlığı yapan insanlardır.

Hikayeleri rehberlik etmek için kullanmak, yeni bir şey değildir. İsa Mesih ve peygamberler, vahiylerle öğretmişlerdir. Talmudic Midrash alegoriler ve efsaneler üzerine açıklamalarda bulunmuştur. Her birimizin kişisel bir hayat hikayesi ve gelişmekte olan bir yolculuk duygusu vardır. Günlük beyaz dizilerin yanı sıra uzun süreli bir drama da sahibiz. Sezgisel olsun olmasın bu terimlerle düşünmek, herkes için herkes için işe yarar.

Psikoloji ile mitoloji veya psikoloji ve maneviyatı bütünleştirme açısından başka gözlemleriniz ya da izlenimleriniz var mı?

James Fowler‘ın “İnanç Aşamaları: İnsan Gelişiminin Psikolojisi ve Anlam Arayışı” eserinden etkilendim. Maneviyata ilgisi olan psikoterapistler için yararlıdır. Harvard’da işlenmiş kapsamlı ömür boyu gelişim teorisini kullanıyor. Kitap aslında Piaget’i ve Kohlberg’i ruhsal yaşama uyarlıyor. Fowler’ın bu çalışması, felsefi sorulardan yorulmuş ve anlam arayan araştırmacılar için.

Fowler, hayatın evrelerine ve inanç sistemleri nasıl büyüyüp giderek geliştiğine bakar. Sınırlayıcı perspektifler kaybolduğu için, kriz ve kayıp anları olacaktır. Anlamın yeni yolları ortaya çıktığı için bir heyecan vardır. Tüm bunların hepsi, aynı inanç geleneğinin çerçevesi içerisinde gerçekleşebilir. Fowler’ın modeli, iç yolculuk hakkında, çok zarif şekilde çok şey açıklıyor.

Şunu da eklemek isterim ki, bu, Mitolojik hikayelerin psikolojik kullanım alanları açısından heyecan verici bir dönem. Joseph Campbell’in televizyon programlar, en çok satan kitap serileri ve tanrıça hareketi kişisel mitolojiye olan ilgiyi arttırdı. Fikir tarihinin yazıldığı bu çağda, efsanevi geleneklerin yeniden kazanılması kesinlikle büyük bir olay olarak görülür.

Röportaj: Ph.D. Joseph R. Dunn
Çeviren: Gözlem Küçük
Kaynak: folkstory

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.