Rüyalar, Hikâye Anlatıcılığı ve Edebiyatın Doğuşu

“Rüya dediğin şey de bizlerden olur işte
Ve minicik ömrümüzü yine bir uyku noktalar.”
– Shakespeare, Fırtına

Rüyalar ve edebiyat yakından ilgilidir. Rüyanın özü onun öykü anlatma kapasitesinde yatıyor. Rüyalar, rüya görücünün hayat öyküsünü, kuşaklararası aile temalarındaki rolünü, etnik ve kültürel kimliğini anlatan otobiyografik kurgulardır. Bu anlamda, rüyalar psikososyal depolar ve yapımcılardır, belirli bir zaman diliminin içinde bulunma durumunu ve tarihsel gerçekliğini yeniden yaratan dünya edebiyatından farklı değildir. Edebiyat sağlam bir hayaldir. Ve kurgu yazma süreci, rüyanın doğasında olan anlatma maharetinin tekrarıdır.

Kitabımın temelinde otuz yılı aşan rüya analizi deneyimi ve dünya edebiyatının eleştirel bir okuyucusu olmak yatıyor. Kullanılan başlıca kuramlar; psikanaliz, edebi eleştiri ve kurgu yazarlığının rüya kuramları. Ancak aynı zamanda yaratma sürecinin evrensel tasarımı (dehanın stratejileri, kuantum fiziği ve kaos teorisi), uyku araştırmaları, hayal kurma ve tarih bilinci ile ilgili çalışmalar ve antik hayalperestler (Aristo, Artemidorus) tarafından benimsenen kuramlarda ifade edildiği gibi, anlatı ustalığı için temel koşul olan rüyanın kendine özgü yaratıcı doğasından söz etmek yoluyla psikanaliz ve edebiyat yaklaşımlarının dışına da çıkıyorum. Gerçek rüya kurguları olan vaka incelemeleri, sunulan rüya kuramlarına ışık tutmak için kullanılıyor. Kaybetme, yas, travma ve benlik yitimi temaları ağırlıklı.

Düşüncemin kaynağı, Freud’un temel mitine kadar uzanıyor; bu mit, Freud’un babasının ölümü ve bu kayıpla yüzleşme sırasındaki rüyalar silsilesi ile bağlantılıydı ki bu süreç onu kendini analiz etmeye, üretken bir şekilde yazmaya itti ve ömür boyu süren bir kelime sevgisi kazandı; ayrıca prestijli Goethe edebiyat ödülünü de kazandı. Freud, rüyalarıyla kendisini ve psikanaliz disiplinini var ederek, ruhu şiir üreten organ olarak görme ve rüyalar ile edebiyat arasındaki yakınlığı kavrama yolumuzda gidişatı belirledi.

Rüyaların şiirselliği ve dünya edebiyatındaki şiirde aynı yazar araçları kullanılır. Patrick Modiano, kendi anı yazma üslubunda, ruhsal sarsıntıdan yavaş yavaş ve kısmen kurtulan bir rüya görücüyü yansıtarak bizi Fransız işgali sırasındaki parçalanmış belleğe götürüyor. Gabriel Garcia Márquez, rüyaların kronolojik olmayan döngüsel doğasını destekleyen bir özellik olarak geçmiş, şimdiki zaman ve geleceğin aynı anda olması demek olan çoklu zamansallık yöntemini kullanıyor. “Kendi bozgununun şairi” olan Kafka, doğrudan rüyalardan yazarak insanın yabancılaşmasını ifade ediyor. Onun gösterişsiz kolay anlaşılabilir yazım tarzı, zihnin gizli yerlerinden bilinmeyen ve akla getirilemeyen şeyleri çıkararak rüyaların şiirsel niteliğine yaklaşır. Fransa’nın Naziler tarafından işgali sırasında Paris’ten göç ettikleri zaman yazan Irene Némirovsky, aynı zamanda bir rüya kavramı olan tarihsel bilinç konusunda derinleşen bir yazar oldu. Avustralyalı yazar Patrick White’ın yazma görüşü olarak “sonsuz bağlantı hâli”, rüyalarla ego kimliğini parçalara ayırma yetisinde de görülür ve böylece tüm varlıkların birbirleriyle bağlantılı olma durumu ve biz bilincinin etki alanına, yani rüyanın tinsel boyutuna ulaşır.

Rüyaların şiirselliği ve dünya edebiyatındaki şiirde ortak olan bir diğer nokta, rüyaların ve kurgusal karakterlerin karmaşık iç dünyasında görülebildiği gibi, insan güdülerinin anlatımıdır. Hem rüya hem de edebiyat; korku bilmecesi, yıkıcı olma eğilimi, sevgi arayışı, bilgi arayışı, güzellik arayışı, “güç istenci” ve manevi arayış gibi dışa vurulmak isteyen gizlilikleri ön plana çıkarır.

Kısacası, kitabı meydana getiren fikirler, rüyaların anlatı niteliği, yani otobiyografik kurgular olarak rüyalar ve onların edebiyatla olan ilişkisi ve gerçekte kurgu yazım süreci üzerinde yoğunlaşıyor.

Rüyada düşünme süreciyle ortaya çıkan rüyalar; duyusal izlenimler, dayanılmaz duygular ve bir düşünürü olmayan düşünceler gibi rüyanın temel malzemelerinin sindirildiği, zihnin en yaratıcı hâli olarak kabul ediliyor. Ve rüya görmenin psikosomatik fonksiyonu olan bu birincil rüya süreci vasıtasıyla rüya belleği görüntüler, semboller, metaforlar ve otobiyografik kurgular üretir. Rüyada düşünme, en olgun biçimiyle, rüya gören kimsenin ailesinin, kültürel ve etnik kimlikleri inkâr edilmeden gelecekler yaratan yeni otobiyografik kurgular ortaya çıkarır. İnsan deyişinin ürünleri imgelem, yenilik ve üretkenlik bölgelerine ulaşır.

Rüyalar ve yaratma sürecinin evrensel tasarımı

Rüya görmek, zihnin en yaratıcı değilse bile yaratıcı bir hâlidir; kurgu yazarının hayal dünyasını kâğıda dökmesini sağlayan imgelem ve hünerinden farklı değildir. Hem rüya yaratıcılığı hem de herhangi bir sanat formuna yön veren yaratıcı süreç, rüya gören kişinin ve de sanatçının iç yaşantılarıyla bağlantılıdır. Bu, rüya gören kişinin hayatı, esenliğe, sevgi, doğruluk ve güzellik hükümlerine göre bir yaşama doğru değişiklikler geçiriyorsa görünür hale gelen görünmezlerin dünyasıdır ya da görünmezlerin dünyası bir sanat eserinde –ister bir beste, mimari eser, elinizdeki kitap veya sahnede gerçekleştirilen bir dans olsun- kendini gösterebilir.

Rüya esini, hayati öneme sahip bir iç yaşam ile bu iç yaşamın maddi dünyadaki etkisi arasındaki bağlantıyı gösterir. Herhangi bir sanat formu, somutlaşan bir rüyadır. Mozart’ın doğrudan rüya durumlarından beste yapması, Kafka’nın zihninin geceleri yazmayla meşgul olması, Watson’un DNA’nın moleküler yapısıyla ilgili rüyası, Auguste de Kekulé’nin benzenin moleküler yapısıyla ilgili rüyası, Paul McCartney’in “Yesterday” şarkısının kendi kendine yazılarak ortaya çıktığı rüyası… Bunların hepsi, yapılan varsayımın kanıtıdır.

Rüyaları yaratma sürecinin evrensel tasarımı yönetir. Rüyalar; dehanın stratejileri, kuantum fiziği ve kaos teorisinde var olan yaratma ilkelerini izler. Zihin için tekil bir model, özellikle de tümüyle iç yaşamla ilgilenen teoriler kullanıldığında rüyaları tam anlamıyla anlamak mümkün olmaz çünkü rüyaların muhakkak toplumsal bir tarafı da vardır ve bu da daha geniş bir perspektif sunar ama bunu daha da ileriye taşımamız gerekiyor hâlâ.

Kitabımda, en yaratıcı insanların zihninde olan herhangi bir şeyin rüyalarla ve zihnin rüyaya benzer durumlarıyla bağlantılı olduğunu kanıtlayacak şekilde, düşlerin üretkenliğinin yanına koyarak dehanın stratejilerini sıraladım. Birinci bölümde, fiziksel dünyayı yöneten temel kanunlardan söz ediyorum. Kuantum fiziği, “Tanrı parçacığı” Higgs bozonunun doğrulanması vasıtasıyla, maddeler dünyamızı yaratılmasını sağlayan süreci kanıtladı. Demek istediğim, fiziksel dünya ile görünmezlerin dünyası arasında bir paralellik söz konusudur. Madde üreten Higgs alanına benzer şekilde, rüyalar da ruhsal gerçeklik üreticileridir. Fiziksel dünya temelindeki yasalar ile insan ruhunun görünmez dünyası arasındaki bir diğer paralellik de kaos teorisinde bulunabilir. Beyin, doğanın fraktal geometrisi, hava sistemleri ve uzayın derinliklerinde yıldız kümelenmelerinin oluşumu gibi tüm dinamik sistemleri kaos yönetir. Kaosun özelliği; hiçbir şeyin rastgele olmaması ancak örgütlenmenin temel ilkelerine göre olmasıdır. Düzen ve kaos arasında daima bir denge vardır. Dinamik bir sistem olan rüyalar da kaos teorisi tarafından yönetilir. Rüyalar, düzen ve kaos arasındaki sınır alanında meydana gelir.

Rüyaların kurguları

Yirminci yüzyılın başlarında muhtemelen insan güdülerinin derinliklerine inmenin en bilge yöntemleri, felsefe değilse edebiyat ve psikanalizdi. Gizli insan arzusu ve saldırganlığı hakkındaki psikanalitik düşünce kurgu dünyasına girerken -ilk anda akla gelen isimler Virginia Woolf, Franz Kafka, Thomas Mann, James Joyce ve Güney Amerikalı “büyülü gerçeklik” hareketi yazarları- edebiyat da bizi insan yapan şeyin derinliklerine inme özelliğiyle, psikanaliz araştırma yöntemine bilgi sağladı.

Önde gelen bir yazar ve yazının güzelliğine büyük önem veren biri olan Freud, vaka incelemelerinde, kuramlarında, fakat en önemlisi de rüyaları anlamaya yönelik kendi kişisel çabasında bize otobiyografik kurgular sundu. Çok üretken bir yazar olması, babasının kaybıyla ve babasıyla ilgili kendisini şaşırtan rüyalarıyla başladı. Rüyalarını yazarak ve rüya içeriğiyle serbest çağrışım yoluyla, yalnızca kendisi hakkında düşünebilen bir kişi haline gelmekle kalmadı, tamamen yeni bir disiplin olan psikanalize de hayat verdi. Eleştirel zihnini rüyaların yararlılığına ikna eden rüya düşüncelerinden biri, kendi babasını ve kızı Anna’yı öldürme düşlemiydi. Rüyaların da yardımıyla, kendi ruhunda gizlenmiş ve düşünmesi hiç de hoş olmayan konularda, yani baba katli ve bebek katli konularında kendini özgür düşünmeye sevk etmek için kendi kendini analize ve psikanalizin en temel taşına kapıyı açmıştır.

Rüyalar, edebiyat ve kurgu yazarlığı

Üçüncü bölümde, görünüşte birbirinden farklı iki dünya olan rüyaların analiz edildiği klinik tedavi uzmanlığı ve edebi kurgu okurluğu ortak bir noktada buluşuyor. Uzun süredir çok sayıda rüyanın analizinden sonra, bir rüya görücünün tüm rüyalarının birbirleriyle bağlantılı olduğu ortaya çıkmıştı. Bu rüyalar; büyük erken kayıplar, bilinmeyen bir ebeveynin aranması, zayıflatıcı depresyonun üstesinden gelme, kimlik arayışı ya da şiddetli travmaların düşünülmesi gibi tanımlı temalar üzerine “geniş kapsamlı” rüyalar oluşturuyor. Bu tip yinelenen temalar; rüyanın kendi özündeki belleğe hizmet etme, çok zamanlılık, yaratma, tarihsel bilinç ve “sonsuz bağlantı hâli” niteliklerinin yön verdiği rüya anlatılarının içeriğidir. Rüyalar, kişinin kimliğini bulacağı uzay ve zamanı işgal eder ta ki biçimlendirici hayati olaylar otobiyografik rüya kurguları tarafından gizlendikleri yerden kazılarak çıkarılana kadar.

Farklı kültürlerin edebiyatını okurken şaşırarak fark ettim ki kurgu yazarlarının kullandığı yazım araçları, rüyalar tarafından kullanılan anlatı araçlarından farklı değil.

En önemli insan itkileri

Rüyalar insan güdülerinin ifadeleridir. En temel insan itkilerini bilinç düzeyine taşır rüyalar ve bir zamanlar bilinçdışında olan güdüleri ve insan arzusunu işleme tabi tutma yoluyla düşler duygusal olgunlaşmaya aracı olurlar. Temel insan itkileri; korku bilmecesi, yıkıcı olma eğilimi, sevgi arayışı, bilgi arayışı, güzellik arayışı, “güç istenci” ve manevi arayışlarımızdır. İnsan itkileri arasındaki dinamik etkileşim, rüyaların kurgusunda konuyu, olay örgüsünü ve karakterleri oluşturan malzemedir.

F + H + L + K + B + P + S

Yukarıdaki ifade, bir denklem değil, her şeyin kuramı da değil. Bu ifade, gelişimsel bir zaman çizgisindeki hareketi tanımlayan dinamik bir liste. Çoğu kâbusun malzemesini, F ve H rüyaları verir. Nefret ve öfke gibi ilkel duygulardan yola çıkarak yıkıcılığın üstesinden gelmeye doğru yol alırız ve etik düşüncenin oluşturulması noktasına varırız; bu da, kendimize ve diğer insanlara karşı yıkıcı olabileceğimizi kabul edebiliyoruz ve bunun sorumluluğunu üstlenebiliyoruz anlamına gelir ki bu, duygusal olgunlaşma açısından büyük bir başarıdır. Üstesinden gelinen düşmanlık, üretken bir şeye, sözgelimi insanlar olarak benzersiz yönümüz ve yaşam kuvvetimiz olan insan dilini ifade etmek için gereken sağlıklı saldırganlığa dönüştürülebilir.

Ve tekrarlayan korku döngülerinden ve korkudan kurtulma noktasından, belirsizliğe katlanabilme ve meydan okuma arzusuna erişebilme yetisini geliştiririz. İlkel bir deneyim düzeyindeki korku hayatta kalma ile ilgilidir: Ruhun merkezi sanki tutmayacakmışçasına parçalanma, bölünme korkusu. Rüya görme ve rüyaların bilince aktarılması süreci ile özümsenirse, hayatta kalma korkusu daha katlanılabilir ve yönetilebilir bir duygu deneyimine dönüşür; yaşam zorluklarına eşlik eden, heyecana çok yakın kaygı gibi.

Temel rüya görme, rüyada düşünme süreçlerine bağlı olarak zor duygulara ve belirsizliklere katlanabilmemiz ve onları hazmedebilmemiz duygusal olgunluğa ilişkin bir işarettir. Rüyalar sadece yoğun duyguların deposu değildir; aynı zamanda duyguların kontrol altına alındığı ve duygular üzerinde çalışıldığı sürecin kendisidir; böylece yoğun duygular daha yönetilebilir hale gelirler ve üretken olan duygulara dönüştürülürler. Rüyanın temel amacı, daima duygu zulmünden özgürleşmektir.

Sık görülen kâbuslar dışında, birçok cinsel rüya da görürüz. Bu rüyalar nadiren tek bir şey ifade ederler. Fiziksel arzuyla ne kadar ilgileri varsa kendimiz ve diğer insanlarla bağlantı kurma eğilimimizle de o kadar ilgilidirler. Rüyalar sevgiyi teşvik eder ve gizli gündemi sevginin değişimin aracı olmasıdır. Sevgi bize dokunduktan sonra bir daha asla aynı insan olmayız. Bu bakımdan sevgi sarsıcıdır.

Göksel kendini geliştirme merdivenine tırmanma rüyaları, bize duygusal anlayış sorumluluğunu yükler ve onun itici kuvveti olan bilgi arayışına sokar bizi. Rüyalar, kim olduğumuzu ve gerçek doğamızı daha iyi bilmemiz gerektiğini söyleyerek bizden taleplerde bulunur. Bu tür bilgiler, kimliğimizi aile dizilimi bağlamında bulma özlemiyle bağlantılıdır. Nereden geldik? Varlığımızın kaynağı nedir? Kuruluş efsanemiz hangisi? Ebeveynlerimizin zihinlerinde nasıl meydana geldiğimizi düşünebilir miyiz?

Ve yine rüyada düşünme süreci tarafından harekete geçirilen başka bir gelişim seviyesi olan güzellik arayışına geçiyoruz. Güzelliğin nitelikleri doğruluk, bilinç ve anlamdır. İnsan gelişiminde bulunan ilk doğruluklardan biri, çocuğun aynı kişiye karşı iyi ve kötü duyguları barındırabileceğinin farkında olmasıdır. Yetişkinlikte, kişinin yıkıcı olma yetisine sahip olduğunun farkına varması, yalnızca etik düşüncenin geliştirilmesi için değil, olgun sevginin bulunması için de önemli bir anahtardır.

“Güç istenci”nin diğer insanlar üzerinde iktidar sahibi olmakla, bir otorite pozisyonunun istismarıyla ilgisi yoktur; ayrıca şiddetin zorbalığı ile de herhangi bir benzerliği yoktur. Gerçek güç; duygusal olarak bağlı olmak, yüreği dinleyerek hareket etmek ve ruh hayatı -diğer insanlara hizmet ederek anlamlı hâle gelen bir hayat- içinde olmaktır. Ancak güç istenci başka niteliklere de sahiptir ve kişinin hayatına bir amaca yönelik şekil veren temel bir insani projeye gönüllü ve istekli bir şekilde bağlanma ile ilgilidir: Örneğin aksaklıkların veya fiziksel engelin üstesinden gelmek, yenilgilere teslim olmamak, dağınık depresyon yatağından kalkmak, mali iflası yenilenme için bir başlangıç ​​noktası olarak görmek ya da kayıpları sonunda kazanç olarak görmek gibi. Kısacası, güç istencini çıkmazların ve hayatın bizden taleplerinin üstesinden gelmek için bir kaynak olarak kullanmak.

Manevi arayışlar ruh hayatıyla ilgilidir, Seelenleben (manevi yaşantı, zihinsel yaşam) Freud’un insan ruhunu tanımlamak için kullandığı bir terimdir. Manevi olan, acı çekmenin ve dünyadaki acıların insanlık hâlinin bir parçası olduğunu fark etmek, ki sessiz derin düşüncelere ve dalgınlığa yol açar, ve bu konuda bir şeyler yapma kararıdır; bu da sonuç olarak hepimizin bağlantılı olduğu, hiçbir şeyin başkalarından ayrı gerçekleşmediği ve sosyal sorumluluktan kaçamayacağımız görüşünü ortaya çıkarır. Bu sonsuz bağlantı hâlini hissedince dünyadaki acılar bizim acılarımız, bizim meselemiz olur ve eşitsizliklerin ele alınıp tersine çevrilmesi sürecine merhamet ve şefkatle katılmamızı gerektirir.

Modern rüya analizinin babası

Freud, yirminci yüzyılda, bir tedavi yöntemi olarak değil de kültür tarihine yapılmış bir katkı olarak psikanaliz ile bağlantılı olarak en çok düşünülen ve araştırılan, etkili düşünce temsilcilerinden biridir.

Kitabımın beşinci bölümünde, Freud’un babasının ölümünden sonra, acı veren kaybının ve ilişkilerinin niteliği hakkındaki bir rüya silsilesinin tetiklemesiyle, kendini keşfetme araçları olarak düşleri nasıl kullanmaya başladığını anlattım. Freud’un kuruluş mitleri kendi şahsına özeldi, fakat aynı zamanda psikanaliz mesleğinin daha sonra baştaki tek bir ​​rüyadan nasıl ilerlediğini görmek açısından anlamlıdır. Freud’un ana örnek rüyası olan ve psikanalizin temel rüyası haline gelen “Irma’nın enjeksiyonu”nu da tartışıyorum ve bu rüya ile rüyaların bilinçdışını anlamanın yolu olarak kabul edildiğini ve psikanalitik düşüncenin gelişimine ön ayak olduğunu belirtiyorum.

Uyku araştırmaları

Rüyaların psikolojisi ile ilgili bulguları ortaya çıkaran uyku araştırmalarının sonuçlarını ortadan kaldıramayız. Rüyaların özerk bir zihin veya bilinç hali olduğu, ancak 1950’lerin sonunda hızlı göz hareketi (rapid eye movement, REM) Jouvet’in Fransız okulu ve Aserinsky ve Kleitman’ın Amerikan okulu tarafından keşfedildiği zaman kabul edildi. REM durumlarında beyin önemli ölçüde uyarılmış haldedir ve bu, zihnin cinsel ve saldırgan durumlarındaki hallerinden farklı değildir. Temel olarak, hayal gücü, sezgi ve yaratıcı düşüncenin merkezi olan beynin sağ yarısında yüksek kortikal uyarılma görülür. Rüyalardan uyandığımızda, kadınlarda klitoral şişme ve erkeklerde ereksiyon şeklinde cinsel uyarılmaya dair fiziksel belirtiler gösteririz.

Vücudun ve zihin taleplerini özümseme sırasında rüyanın yararlı olduğu savımı desteklemek için, rüyaların zihni düzenlemek dışında bir işlevi olmadığını savunan, boşaltıcı rüya kuramı gibi gerçeğe ters düşen iddiaları kullanıyorum. Böyle bir diğer iddia da ciddi uyku yoksunluğunun bedensel ve ruhsal sağlık üzerindeki etkileri.

Rüya bilincinin kısa tarihi

Rüyaların oluşumu ile tarih öncesi ve antik dönemde görülen rüyaların yorumu hakkındaki fikirler, günümüzdeki anlayışı üzerinde bir etkiye sahiptir. Yaklaşık 40.000 yıl öncesine dayanan tarih öncesi kozmoloji, ilahi bir rüya kaynağı olduğuna ve rüyaların kehanet özelliği bulunduğuna dair fikirler üzerinde durmuştur. Bu görüşler, yaklaşık 2.500 yıl önce antik rüya görücüler döneminde tartışmalı hale geldi. “Doğalcı” yaklaşımın savunucuları -belli başlıları Aristoteles, Lucretius, Cicero ve Artemidorus- rüyaların kaynağını rüya görücünün zihni ve benliği olarak düşünmüşlerdi.

Kitabımın yedinci bölümünde, Freud’un en sevdiği antik rüya kuramcısı olan Artemidorus’un Oneirocritica (MS 2. yüzyıl) adlı metni ve modern rüya kuramının ağababası olan Aristoteles’in (MÖ 4. yüzyılın ortaları) rüya kitapları gibi, rüyalar üzerine yazılmış ve korunmuş en eski metinlerin bazılarını inceliyorum.

Antik rüya tanrıları

Grekoromen mitolojisinde Asklepius, Apollon ve Neptün başlıca rüya tanrıları olarak görülüyordu ve rüya görücülere dinlenme zamanı ve fiziksel rahatsızlıklar için tedavi olanağı sağlayan çok sayıda rüya tapınağında bu tanrılara ibadet ediliyordu. Kitabın son bölümünde rüya tanrılarından psikolojik anlam çıkarmaya çalışırken, antik bilgileri inceleyerek çağdaş rüya düşüncesiyle karşılaştırıyorum. Örneğin Apollon, aile lanetlerinden kurtaran, bilinç ve akılcı düşünceyi getiren tanrı olarak görülüyordu. Asklepius ise rüyada kendini göstererek gerek fiziksel hastalıkların gerekse kısırlık ve iktidarsızlığın tedavisi için gerekli işlemleri ve çareleri açıklamanın koşulu olarak rüya görecek kişiden uykudan önce ritüeller şeklinde, uyku kuluçkası denen yakın bir birliktelik talep ediyordu.

Otto M. Rheinschmiedt, Bath’ta özel muayenehanede çalışan ve eğitim veren bir grup analisti, psikoterapist ve psikolog. Otuz yılı aşkın süredir rüyaların analizi üzerine çalışıyor, Bath Üniversitesi’nde rüya analizi dersleri veriyor ve BBC radyo programlarında rüyalar hakkındaki düşüncelerini anlatıyor. En son kitabı The Fictions of Dreams: Dreams, Literature, and Writing (Rüyaların Kurguları: Rüyalar, Edebiyat ve Yazı) yakın zamanda Karnac tarafından yayımlandı.

Yazan: Otto M. Rheinschmiedt
Çeviren
: Jülide Yapıcı

Kaynak: Karnacology

Libido Portal’da yayımlanan, Libido yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

1992 yılında Hacettepe Üniversitesi mühendislik fakültesi gıda mühendisliği bölümünden mezun oldum.Çeviri yapmaya mezuniyet tezimin çevirilerini yaparak başladım. Daha sonra akademik ve özel sektörde tez ve proje çevirileriyle devam ettim . Gıda üretim ve kalite kontrol sorumlusu olarak gıda sektöründe , İngilizce öğretmeni olarak eğitim sektöründe , yönetici asistanı olarak özel sektör yatırım teşvik projelerinde , akademisyen olarak üniversite meslek yüksek okullarında görev aldım.2016 yılında İstanbul Üniversitesi AUZEF felsefe bölümü ve HAYEF pedogojik formasyon programını tamamladım.