Asla Sıkıcı Bir An Yoktur

Psikologlar, sıkılganlığa daha yakından baktıklarında durum ilginçleşiyor.

Balık çiftliği yönetim teknikleri ya da sessizce çamaşırları asan adamların videoları muhtemelen Netflix listenizin başında bulunmaz. Ve işte mesele budur. Bunlar, psikologların laboratuvarda sıkılganlığı araştırmak için kullandıkları sıkıntı tetikleyici araçlardan biridir.

Southampton Üniversitesi’nde bir psikolog olan Wiinand van Tilburg: “Sıkılganlık yaygın olmasına rağmen, bunun hakkında bilgi eksikliği var ve günlük bazda bunun insanları nasıl etkilediğine dair pek bir araştırma yok.” açıklamasında bulundu.

Günümüzde, bilim insanları az değer görmüş duygulara daha yakından bakmaya başladığından beri bu değişiyor. Araştırmalarının sonucu hiç de sıkıcı değil.

Sıkılganlık evrensel bir deneyimdir ancak son zamanlara kadar araştırmacılar durumun herhangi bir tanımını yapmamışlardı. Toronto’daki York Üniversitesi’nde PhD John Eastwood bunun iyi bir başlangıç yeri olduğuna karar verdi. O ve meslektaşları sıkılganlık teorileri için bilimsel literatürü didik didik aradı ve yaygın unsurları seçip çıkarmaya çalıştı. Daha sonra bu sıkıcı durumu yaşamanın nasıl hissettirdiği hakkında yüzlerce insanla röportaj yaptılar.

Sıkılganlığın en iyi dikkatle tanımlandığını ortaya çıkardılar. Sıkılmış bir insanın sadece yapacak hiçbir şeyi yoktur. Harekete geçirilmek istenir -sebep ne olursa olsun çevresiyle ilişki kurmak için- ama yapamaz – Eastwood bu durumu “boş zihin” olarak tanımlar. (Perspectives on Psychological Science, 2012)

Kısacası sıkıntı, tatmin edici etkinlik için gerçekleşmemiş arzudur” der.

Uyuşukluktan odaklanmaya

Eastwood’un tanımındaki daha şaşırtıcı yönlerden birisi ise sıkılganlığın hem düşük hem de yüksek uyarılmayla ilişkili olabileceğidir. Zaman zaman sıkılganlık, uyuşukluğu doğurabilir – hatta gözlerini açık tutmakta bile zorlanabilirsin. Diğer durumlarda sıkılmış olmak tedirgin bir hareketliliğe neden olabilir: Adım sayma ya da sürekli parmaklarını hafifçe vurma gibi. Sıklıkla, sıkılganlığın iki durum arasında sallandığını dile getirir. Sıkıcı bir göreve konsantre olmak için kendine gaz verebilirsin, daha sonra dikkatin dağıldığında tekrar huzursuzluğa kapılabilirsin.

Bazılarımız, başka insanlardan daha çok boş bir zihnin etkilerinden muzdaribizdir. Normal olarak, can sıkıntısının dikkat ile olan yakın ilişkisi göz önüne alındığında, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu gibi kronik dikkat sorunları olan insanlar can sıkıntısına karşı yüksek bir eğilime sahiptir. Waterloo Üniversitesi’nde algısal sinirbilim doktoru PhD James Danckert, sürekli dikkat gerektiren görevler üzerinde zayıf performans gösteren bu insanların sıkılganlığa oldukça meyilli olduğunu ve hem ADHD hem de depresyon artış belirtilerini daha fazla gösterdiklerini ortaya çıkarmıştır. (Experimental Brain Research, 2012)

Kronik can sıkıntısı, depresyon gibi görünebilir, ancak aynı duygusal deneyim değildir.” diyor Danckert. Eastwood ve diğer meslektaşlarıyla birlikte 800’den fazla insanı incelemiş ve sıkılganlıkla depresyonun oldukça ilişkili olduğunu, ancak iki farklı durum olduklarını ortaya çıkarmıştır. (Journal of Social and Clinical Psychology, 2011)

Eastwood, bu hisler arasındaki ilişkiyi anlamak için daha çok araştırma yapılması gerektiğini söyler ancak bu can sıkıntısının depresyon için bir risk faktörü olabileceğini düşünür. İnsanlar sıkıldığında tatmin edici aktiviteden kurtulur ve daha büyük ihtimalle içsel olarak olumsuz, dalgın bir çembere dalar.

Mükafat için yüksek hassasiyete sahip insanlar da can sıkıntısı yaşama riskindedir. Bu heyecan arayanlar – aramızdaki hava dalışçıları gibi – bilhassa dünyanın çok yavaş bir şekilde hareket ettiğini düşünürler. Tayfın diğer ucunda acı ve cezaya aşırı şekilde duyarlı insanların – örneğin aşırı anksiyeteli insanların- kendilerini korumadan, dünyadan çekilme olasılıkları daha yüksektir.

Eastwood aynı zamanda duygudurum körlüğü olan insanların, birinin kendi duygularını tanımlayamaması ve tarif edememesiyle damgalanan bir durum- can sıkıntısına daha yatkın olduklarını ortaya koymuştur (Personality and Individual Differences, 2007) “Duygular kendimizi yönlendirmemize yardımcı olan pusula noktalarımız gibidir. Eğer duygusal farkındalığımızdan yoksun olursak, dünyayla ilişkimiz için doğru hedefleri seçme kapasitemizden yoksun oluruz.” açıklamasında bulunmuştur.

Katil keder

Çoğu şekilde, sıkılganlık modern bir lükstür. Dankert, “sıkıcı” kelimesinin şimdiki gibi kullanılmadığını, sanayi devrimi bize boşluk yaratana kadar yaygın jargona bile girmediğini; insanlık tarihinin ilk zamanlarında, atalarımız günlerinin çoğunu yiyeceği ve ambarı korumakla geçirmek zorunda olduğunda, sıkılganlığın bir seçenek olmadığını belirtir.

Günümüzün elektronik dünyasında, kesinlikle hiçbir şey yapmadan takılmak nadirdir. Çoğumuz hemen hemen süreli tweetler, mesajlar ve görünüşe göre hemen parmak ucumuzdaki sınırsız kedi videosu kaynağı tarafından bombardımana tutuluyoruz. Fakat tüm bu oyalamalar, toplumun kolektif sıkıntısını hafifletmiş görünmüyor. Aksi doğru olabilir, diyor Eastwood.

Kısa vadede seni oyalayabilir, ancak uzun vadede bu seni can sıkıntısına daha yatkın hale getirebilir ve kendini meşgul edecek daha az yol bulabilirsin.” diyor.

University of East Anglia’daki hayat boyu öğrenme ve eğitim okulundaki bir araştırma görevlisi PhD Teresa Belton, Eastwood’a katılıyor. Belton, 2001’de televizyonun çocukların hikaye anlatması üzerindeki etkisini araştırdı. Çocukların hikayelerindeki ana içeriğin, kendi direkt yaşantısı olduğunu ortaya çıkardı. Hikayelerdeki hayal gücü yoksunluğunun bir kısmını çocukların sıkıldıklarında televizyona başvurmaları olduğuna atfetti. (Media Culture and Society,2001)

O zamandan beri teknolojinin kullanımındaki ani artış dikkate alındığında, sıkıntıyı ekran zamanıyla hafifletme eğilimi daha da yaygın hale gelmiş olabilir.

Belton, çocukların her sıkıldığında, bu elektronik eşyalardan birini açıp, kendi aktivitelerini planlamak ya da içsel kaynaklara dayanmak yerine dışsal dünyadan uyarılarla bombardımana tutulduklarını söylemiştir.

Bir akıllı telefon olmasa bile, huzursuzluk genellikle geçicidir. Sonuçta, en sıkıntılı ders bile son bulur.

Dancekrt, ciddi beyin hasarlı hastaları incelerken sıkılganlık ilgisini çekmeye başladı. Travmatik beyin hasarlı hastalara, hasardan sonra daha sıkkın hissedip hissetmediklerini sorduğunda hepsinin evet dediğini söyledi ve kronik memnuniyetsizlikli dünyanın onları riskli ve fevri hareketlere ittiğini ekledi.

Ezilmiş olmak, kalanlarımız için de problematik olabilir. Bu,  madde bağımlılığı, kumar ve aşırı yemeyle bağlantılıdır. Bu araştırmanın öncelikli olduğunu, ancak şimdiye kadar erkeklerin sıkıldıklarında riskli iddialara girme ihtimallerinin daha muhtemel olduğunun ortaya çıktığını söylemiştir.

Hatta “sıkıntıdan ölmek” deyiminin buna doğruluk kattığının kanıtı bile var. 1985’te başlamış Whitehall II Study’nin bir parçası olarak, İngiliz memurlar sıkıntıyla da ilgili bazı sorulara kapsayan sağlığın sosyal belirleyicileri hakkındaki soruları cevapladılar. 20 yıldan fazla süre sonra PhD Annie Britton ve Martin Shipley, onların cevaplarını ölüm kayıtlarıyla karşılaştırdı. Çok can sıkıntısı yaşadığını belirten insanların, dünyayla daha bağlı olanlardan daha genç ölmeye yatkın olduklarını ortaya çıkardılar. (Internal Journal of Epidemiology, 2010) Araştırmacılar, sıkılganlığın uyuşturucu ve alkol kullanımı gibi diğer risk faktörleri için muhtemelen bir aracı olduğunu teorileştirirler. Aynı zamanda sıkılganlık, bazı durumlarda ciddi problemlere yol açabileceği performans hasarlarıyla da ilişkilidir.

Eastwood, insanların sıkıldıklarında performans hataları yapmalarının ve üretken olamayacaklarının daha muhtemel olduğunu, eğer bir hava trafik kontrolü görevlisiysen ya da nükleer santral denetimi yapıyorsan bunun büyük bir sorun olduğunu söylemiştir.

Diğer yandan can sıkıntısı, insanları huzursuz rutinlerinin dışına çıkarmaya teşvik edebilir. Belton son zamanlarda bir artist, yazar, şair ve sinir bilimciyi kapsayan yaratıcı başarılarıyla ünlü insanlarla röportaj yaptı. Hepsi, can sıkıntısının yeni düşünceyi tetikleyebildiğini ve yeni şeyler denemeye teşvik edebildiğini söyledi.

Şair kendini bir hastane odasında saatlerce hiçbir şey yapmadan tıkılı bulduktan sonra orta yaşta sanatının peşine düştü. Kullanabildiği tek kağıt, bir yığın yapışkan not kağıdıydı, böylece üç metre kareye sığan en pratik aktivite olan şiir yazmaya başladı.

Belton, eğer insanlar can sıkıntısıyla yapıcı şekilde ilgilenmezlerse, boşluğu doldurmak için yıkıcı bir şeyler yapabildiklerini, bu hisle kalmaya sabreden ve yeni fikirler denemek için hayal gücü ve güveni olanların, yaratıcı bir şeyler yaratacak gibi göründüğünü söyledi.

Anlam arayışı

Psikologların araştırmaları sıkıntıların davranışları daha iyi veya daha kötü etkileyebileceği yolunda ipucu vermeye başlamıştır. Limerick Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada Van Tilburg ve meslektaşları, sıradan literatür referanslarını kopyalamalarını ve tekrar eden çizimler yapmalarını isteyerek katılımcıların gözlerini kararttı. Bir kontrol grubu aynı yaptı, ancak çok daha kısa bir zaman dilimi süresince. Araştırmacılar, katılımcılara anılarını geri almaları işaretini verdikten sonra. Oldukça sıkılmış insanların nostaljik anıları daha çok hatırladıklarını ortaya çıkardılar. (Emotion, 2012)

Van Tilburg, “Nostaljik duygular, yaşamınızı daha geniş bir perspektifle görmek demektir” dedi. Sıkıntının, aslında insanların bu çok nostaljik anıları hatırlama eğilimini artırdığını gördü ve aslında genel olarak hayatın daha anlamlı olduğunu hissettiklerini söyledi.

Diğer bir araştırmada Van Tilburg, İrlandalı araştırma katılımcılarına yonca resimleri ve geleneksel İrlandalı isimleri listesini gösterdi. Katılımcılar, önceki çalışmada aynı teknikleri kullanmaktan sıkıldıklarında, ulusal kimliklerinin bu sembollerine daha olumlu bir şekilde cevap verdiler. Ancak aynı zamanda bir dış grup üyelerine karşı da daha çok düşmancaydılar. Farazi bir suçlu için hapis cezası önermeleri istendiğinde, sıkılmış kişiler sıkılmamış kişilere göre İrlanda kökeninden ziyade İngiliz olduğunu söyleyen bir faili cezalandırırken daha sert davrandılar. (Personality and Social Psychology Bulletin, 2011)

Van Tilburg, bunun ne anlama geldiğini ise “insanların boş olduklarında, geçmişe düşkün bir hatırlama ya da yanlış yönlendirilmiş vatanseverlik duygusuyla olup olmadığı bulabilecekleri her yerde anlam aramaları olduğunu” söyledi.

Can sıkıntısının, şu anda yapıyor olduğun şeyin amacından yoksun olduğunu anlamanla baş gösterdiğini; İnsanlara bir amaç algısı verebilecek alternatif davranışlar sunar sunmaz, bir işle meşgul olmaya daha istekli olduklarını ve bunun olumlu ya da olumsuz sonuçlanabileceğini de sözlerine eklemiştir.

Van Tilburg’ın bulguları, can sıkıntısıyla yapıcı şekillerde ilgilenmekle ilgili çıkarımlar içerir. “Yaşlılar için zor olabilecek can sıkıntısını hafifletmenin zor olabileceği huzurevi gibi durumları hayal edebilirsin.” diyor.

Diğer araştırmacılar, özellikle sınıf içerisindeki tekdüzeliği azaltmanın da yollarını araştırıyor. Almanya Konstanz Üniversitesi’nde çalışan PhD Ulrike Nett ve meslektaşları, lise öğrencilerinin matematik dersindeki can sıkıntısıyla baş etmeye alışmasıyla ilgili stratejileri karşılaştırdı. Bazıları, matematik öğrenmenin kariyer hedeflerine ulaşmalarına nasıl yardımcı olacağını hatırlatmak gibi bilişsel yaklaşım takındı. Diğerleri arkadaşlarıyla konuşmak gibi kaçınma stratejisi kullandı. Bilişsel yaklaşım takınan öğrencilerin kaçınanlardan daha az can sıkıntısı çektiği sonucuna ulaşıldı. (Contemporary Educational Psychology (PDF, 662KB), 2011)

Bu umut verici başlangıca rağmen, bilim insanlarının daha henüz can sıkıntısını tedavi etmelerini beklemeyin. Eastwood, can sıkıntısının nedenleri ve sonuçları üzerine daha pek araştırma yapılmadığını, hatta bununla baş etme üzerine daha az şey yapıldığını açıklamıştır.

Yazan: Kirsten Weir
Çeviren: Esra Demirezen
Kaynak: apa

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.   

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.