Hades’in gri kayaları ve dikenli dikitleri arasında Sisifos büyük bir kaya parçasını kaldırmaya uğraşır. Thanatos ve Persephone’yi kandırıp sonucunda ölümü ve yeniden doğumu maskaraya çevirdikten sonra Sisifos’u Tanrı Kral olan Zeus oraya sürgün etmiştir. O tanrılara karşı geldiği için tanılar da ona karşı gelmişlerdir. Sisifos, dağın zirvesine varıncaya kadar kayayı durmaksızın taşımak zorundadır ama dağın zirvesine varmadan hemen önce büyülü kaya parçası geri dibe yuvarlanır. Sisifos’un geri çekilmesi gerekir ve taşı tekrar kaldırır. Yukarıya doğru didinerek çıkar, aşağıya birden bire düşer. Zaten yeraltı dünyasında olduğundan ölüm bile onu özgür kılamaz. Bu yüzden titrer ve çaba harcar. Tendonları gıcırdar, akciğerleri zorlukla solur. Tanrılar da titrerler ve güçlükle nefes alırlar ama kahkahaları yüzünden.

Homeros ve Ovid bu şiirsel imgeyi ölümsüzleştirmiştir ama Sisifos neden bu kadar felsefi düşünceye ilham kaynağı olmuştur? Geleneksel olarak filozoflar yaşamın anlamını anlamak için mitleri analiz ederler. Sisifos’ta kendimizi görürüz ve saklı olan anlamları üzerine derin düşüncelere dalarız. Burada bunu sorarak bu geleneği devam ettiriyorum: Sisifos henüz yaşamını yaşamaya değer bulmamışken mücadelesine nasıl devam edebilir? İddia ediyorum ki Sisifos’un hayatı diğerleriyle sahip olduğu ilişkiler yüzünden anlamlı. Sisifos miti sosyal etkinliğin hayatımızı anlamla kutsadığını doğrular.

Çoğu yorum Sisifos’u yalnızca bir birey olarak ele alır ve böylece onun da bizim gibi başkalarıyla yaşadığı gerçeğini ihmal eder. Hayatın anlamı ile ilgili teoriler, el üstünde tuttuğumuz sosyal etkileşimlerin engin ve çapraşık doğasını yansıtmalıdır. Yaşamın sosyal yönlerini keşfederek bir kavrayışa rastlamaktayız: bir insanın hayatı diğerleri ile olan zengin ilişkilerinden zevk aldığında, diğerleri onu böyle gördüğünde anlamlı hale gelebilir. Belki Sisifos kendi üzerinden ve kendi için bir anlam inşa ederek yansıtıcı bir başkaldırı yoluyla kendi yaşamını anlamlı bulabilir. Belki de ölüm sonrası için yapılan Yunan ritüellerinin bir parçası olması onun varlığına anlam katmaktadır. Bununla birlikte nesnel aktivitelerde veya öznel yorumlarda başarısız olsak bile arkadaşlarımız, ailemiz, sevgililerimiz hayatlarımıza anlam katar.

Doyuma ulaşacağı herhangi bir an bile olmadan elindeki kayayı yuvarlamaya çalıştığı monoton angarya iş için Sisifos’un gösterdiği çabayı hayal edin. Onun düşüncelerini izleyin ve güneşsiz yeraltı dünyasında onun cildi gibi soluklaşın. Bileklerindeki ve matlaşmış sakallarındaki kabuklaşmış kiri hissedin. Tatarus’un kir tabakası sadece bedenini değil en derin hatıralarını bile -dilindeki zeytinleri, dudaklarındaki aşkı, başkaldırmadan önce içine dolmuş ihtirastan kaynaklanan selleri- kaplayıp örtmektedir. Onların bağlılık ve sevgisi içinde düşünün ki arkadaşları ona bir sinyal gönderdi. Belki onlar Gaia’ya topraktan bedenini parçalaması ve ona tek bir güneş ışını yönlendirmesi için dilekte bulundular. Belki de onlar Daedalus’u bir şakıyan kuşu usta elleriyle yapıp Hades’e göndermesi, Sisifos’u bulup ötmesi için görevlendirmişlerdir. Belki bu mesajı göndermek için Hermes’e rüşvet verdiler: “Biz taşı taşıman konusunda sana teselli vermesi için yardım etmek istediğimizden bahsedince Charon (kayıkçı) bize bu yolculuğu yasakladı.” Bu yüzden Olimpos’tan aşağıya kayalar fırlatarak her ekinoksta cesaretini kutluyoruz. Gümbürtüleri duyduğunda tahammülünü arttırabilir diye. Bu durumda, eğer Sisifos tükenmişliğinden kendinden geçtiğinde, güneşin omuzlarını dağladığını ya da bir melodinin kulaklarını okşadığını hissederse, eylemlerini ve onların nedenlerini hatırlayabilir. “Bu taşı durmaksızın yuvarlamak kaderim.” Bu işi bırakabilir. Ama farkına vardığında dişleri sakalları arasından parlayarak, “Sadece istisnai olarak tanrıların bana azap çektirmeleri yüzünden dalaverelerimin yüceliğini cezamın şiddeti kanıtlıyor çünkü.” diyebilir. Ölümsüz tanrılara meydan okuyan onun ölümlü zekâsı, arkadaşları ve topluluğu için bir sembol olarak yaşıyordu. Arkadaşları bunu hatırlayacaklardır. Ve eğer arkadaşları bir işaret gönderirse, hayatına ait anlamları hatırlayacaktır. Başkaları tarafından bize gönderilen böylesine bir işaret bile Sisifosçu yaşamı, yaşamaya değer yapabilir.

Onlar bize değer verdiğinde diğerleri hayatlarımızı kutsar. Hayattaki anlam, dostluklardan ve topluluk üyeliklerinden kaynaklanmaktadır. Bir yabancıyı gülümseyerek selamlamak, uzaktaki bir arkadaşa el sallamak, bir ortakla karşılıklı çıkarların peşinde olmak, bunların hepsi yaşamın anlamlarını değişen derinliklerdeki nehirde vaftiz etmektir. Sosyal ritüeller ve icraatlar birey olduğumuzu ve diğerleriyle ilişkimizi hatırlatarak hayatın değerli olduğu fikrini aşılar. Topluluklar bizden etkilenerek anlamı bizimle paylaşır.

Aristoteles sosyal bağların ve dostlukların yaşamak için oldukça gerekli olduğunu iddia etmiştir. O kadar emindir ki, hiç kimsenin arkadaş olmadan bir yaşamı seçmeyeceğini savunuyordu, bu hayat zenginlik, şöhret, sağlık ve diğer tüm olası malları vaat etse bile. En korkunç şartlarda bile kendi kendilerine yeten bilginler ve sakinlik şampiyonları olan Stoacılar sıkıntılı bir durumda arkadaşlığı ve insan sevgisini kutluyordu. Biz hayatı yalnız sürdürmek için tasarlanmadık. Kendi kendimize yaşayamayız ve yaşamamalıyız. İnsanların en dayanıklısı bile hayatın stresi altında titrer. Ve bu zamanlarda arkadaşlarımızdır bize devam etmemiz için yardım eden. Sisifos bir dakika soluklansın diye, yapabilseler kayayı taşımak isteyen Sisifos’un yakın arkadaşları gibi. İşte tam da böyle ilişiklerden dolayı hayatın anlamı ortaya çıkmaktadır.

Boşanma ve ölüm olumsuz yönde olsa da yaşamdaki sosyal anlamların etkisini kanıtlar. Bir eşten ayrılmak, yalnızca o kişiyle zaman ve hayat kaybı anlamında değil aynı zamanda sevilen tarafından canlandırılan benliğin solmasına neden olur. İlişkinin sona ermesiyle iki aşıktan daha büyük olan romantik bütünlük kaybolur. Sevgiliden ayrılma, sevgilinin ölmesiyle paralellik gösterir. Yine de değişmez kesinlik etkisini arttırır. İnsanlar diğer sevdiklerinin kayıplarında sadece arkadaşları gittiği için değil ayrıca kendilerinin –arkadaşlarıyla birlikteyken oldukları kişinin- bir yönü körelir ve eksilir çürür. Varlıklarının önemini yoklukları göze çarpınca kendini gösterir. Çünkü bizler birbirimizin hayatlarında destekleyici roller oynuyoruz. Karakterler çıktığında hikâye de önemli bir şekilde değişiyor.

Özellikle birbirimize karşılıklı değer verdiğimiz, hedeflere ulaşmada birbirimize yardımcı olduğumuz, önemsediklerimizin yanında olduğumuz zamanlarda en iyi durumumuzda oluyoruz. Sisifos miti, bizi sadece ardı ardına ve faydasız şekilde kayayı dağa çıkarmak zorunda olduğu için rahatsız etmiyor. Terörün kalbi, Sisifos’u baskı altına alan boğucu izolasyonda yatıyor. O topluluğun bir parçası olduğunu hatırlatan hiçbir şeyle karşılıklı etkileşime girmiyor. Dahası, eğer Sisifos’a onunla aynı kaderden dolayı acı çeken bir arkadaş verilseydi, belki Tantalus ya da Prometheus da kayaları yakınında yuvarlasalardı, Sisifos’un kaderini daha dayanılabilir halde değerlendirebilirdik.

Öznel bir önem bulamasak bile sosyal ilişkiler içine girdiğimizde diğerleri hayatımıza renk katar. Hayat anlamı yıpratabilir ya da moloz haline getirebilir ama arkadaşlarımız onu geri getirip cilalar ve bize geri verir. Örneğin, savaştan ve seyahatten yorgun ve Kalipso’nun adasında sıkışan Odysseus’un hayatı bütün anlamını kaybetmemişti. Karısı Penelope onun eve geri dönmesini beklediği ve onun koruyucu tanrıçası Athena onun dönüşü için Zeus’a yalvardığı için Odysseus’un hayatı kendi hareketsizliğine rağmen anlamlıydı. Köpeği Argos, o tekrar İthaka kıyılarına ayak bastığında bu anlamı ona hatırlatan ilk kişi oldu.

Yine de başkaları hayatımızda olumsuz roller oynayabilir. Bireyler olarak başkalarının hayatlarında anlam ifade edebiliyoruz ve ayrıca başkalarının hayatlarını duygusuzluk ve acı eleştirilerle daha da kötü hale getirebiliyoruz. Eğer kader birisini Sisifosçu varoluşa dönüştürürse, diğerleri ona sadece yardım edemeyip ayrıca çektiği azaba katkıda da bulunabilirler. Sisifos’un arkadaşları günışığı ve şakıyan kuş gönderirken, düşmanları o kayayı her kavradığında, bir atık su baskını ya da eklemlerini koparmak için bir akbaba çağırdığını hayal edin. En azimli meydan okuma bile bu kavurucu gaddarlık ile buharlaşırdı. Tıpkı yaşamları anlam ile kutsayabileceğimiz gibi, diğerlerini sevilmemiş ya da onaylanmamış olduklarını göstererek de kınayabiliriz.

Başkalarıyla olan ilişkilerimizin gücü bize derin bir sorumluluk yüklüyor. Sosyal etkileşimlerimizi dikkatle düşünmeliyiz. Kayıtsız kalmak ya da hor görmekten ziyade, aşırı sempati ve hayatı anlamlandırma çabası hata yapmamıza neden olabilir. Hepimiz Sisifos gibi didindik ve hiçbirimiz kendimizi kurtaramadık. Klasik okurlar ve felsefe okurları olarak bu boş zamanlarda gerekse bile kayaları kaldırmamaktayız. Ama bunları yapan birilerini tanıyoruz. Onları terk edebilir ya da görmezden gelebiliriz. Ya da onlara Gaia, Deadelus veya Hermes’i gönderebiliriz.

Yazar: G. M. Trujillo, Jr.
Çeviri: Hazal Gülce Güleç
Kaynak: 3quarksdaily

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.