En zehirli toplumsal ülkülerden biri maskülenitedir. Birinin erkekliği ile gurur duymasında hiçbir problem yok. Ama çocukları ve genç erkekleri maskülenliğin; duygularını göstermeme, yaşadıkları istismarı asla itiraf etmeme veya dayanılmaz hisleriyle yüzleşmeye karşı tek seçeneklerinin fiziksel şiddet ortamına girme anlamına gelmediğine ikna etmede son derece büyük bir yanlış var.

Barry Levinson’ın Sleepers’ı, çocuk ıslahevinin gardiyanlarının elinde korkunç bir tecavüz ve cinsel işkence olayını yaşayan 1960’larda Hell’s Kitchen’daki (Cehennem Mutfağı) dört çocuğun hayatını incelemek yolu ile maskülenite inşası tehlikesine neden olan bir dramatik polisiye-gerilim.

Erkeklerin duygusuzlukları sayesinde yıkılmaz, sarsılmaz ve kaya gibi oldukları anlamı çıkarılan maskülenite hakkındaki yanılsamalarının dehşet verici sonuçlarını hikâyeleri gösteriyor. Çocuklar erkekliklerinin sonsuza kadar lekelendiğine karar verdiklerinde istismarlarını gizleme kararı alıyorlar.

Bu seçim, olanların acısını silmek için tek çıkar yolun sorumlu kişiyi öldürmek olduğunda, çocukların (hepsi büyüdüğünde) elinden gelen şiddetin nihai patlamasını tetikliyor. Bunun haricinde acı asla gerçekten yok olmuyor ve şiddet yolu veya başka herhangi bir yol ile olsun, inşa ettikleri erkeklik, duygusal ve ruhsal yaralarından kurtulmalarına yetmiyor.

Hell’s Kitchen’ın Erkekleri: Katolikler ve Suç

Sleepers’ın sessiz açılış sahnesinden hemen sonra başroldeki çocuklar ile tanıştırılıyoruz. Bu arada Frankie Valli ve The Four Seasons  “Big Girls Don’t Cry And Twelve Others (Büyük Kızlar Ağlamaz ve Diğer 12’si) albümünden “Walk Like a Man” (Adam Gibi Yürü)” ile karşımıza fırlıyor. Ve aniden, Levinson bize maskülenliği yerleştiriyor.

Daha sonra, suçlu olmak veya din adamı olmak seçenekleri ile erkeğin girdiği Hell’s Kitchen ikileminde buluyoruz kendimizi. Filmin anlatıcısı, Lorenzo Carcaterra ( Jason Patric ) bizi muhitine götürüyor. Ve bizzat kendi evinde de bulunuyoruz. Tüm baba ve üvey babalar kötü davranıyorlar. En çok da Lorenzo’nun babası. Çocukların annelerinin erkek arkadaşları bile bazen sevgililerini dövüyor.

Esasında Lorenzo ve arkadaşlarının etrafını çeviren her erkek figürü bir fiziksel varlık. Şiddet hepsinin bildiği bir şey. Çünkü diğer tarafta da yerel bir gangster olan King Benny var. Bu onun, onu ağır şekilde döven bir adamdan yavaş ve hesaplı şekilde aldığı bir öcün sonunda Lorenzo’nun daha sonra almayı seçeceği bir intikamı etkileyen hikâyesi.  Çünkü hayatlarındaki her erkek şiddete meyilli. Bu yüzden hayatı ve maskülenliği başka bir yoldan anlayamıyorlar.

Rahipleri Peder Bobby ( Robert De Niro ) Hell’s Kitchen’daki dini tutumu temsil için orada. Ancak böyle bir karakterden beklenen karakteristik yardımı sağlayamıyor. Bobby aynı zamanda diğer seçenekleri değerlendirmek isteyen birine karşı ilkel masküleniteye geri dönmeyi savunan biri. Örneğin çocuklardan biri olan John Reilly annesinin kötü tıynetli erkek arkadaşı tarafından hastanelik ediliyor. Peder Bobby gidip adamı bularak olayı üzerine alıyor.

Bobby ne adamı hukuki işlem ile korkutuyor ne de ondan kasabayı terk etmesini veya buna benzer bir şeyi istiyor. Onun yerine adamı fiziksel şiddet ile tehdit ediyor. Aslında onu gerçekten ölümle korkutuyor. Sonra adama bir tehditmiş gibi “Kilisede görüşürüz” diye espri yapıyor ve Pazar seremonisi problemi çözmek için yeterli oluyor. Çünkü Bobby Katolikliği temsil ediyor ve semtteki diğer tüm erkeklerde de olduğu gibi onu da durdurabilirse sadece kilise durdurabilir. Levinson’ın Hell’s Kitchen tasvirindeki hiçbir erkek maskülenliğin zehirli küfünü temizleyebilecek yetide değil.

Filmdeki alışılmışın dışındaki erkek rol model Ron Carlson ( John Slattery ). Islahevinde öğretmenlik yapıyor. Lorenzo’ya Alexandre Dumas’nın ”Monte Cristo Kontu”nun bir kopyasını hediye ediyor. Ron hapishaneye kapalı olmalarından dolayı çocukların durumu ile bağlantı kurabilmek için edebiyatı kullanıyor. Aynı zamanda genç çocukların semtlerinden öğrendikleri tipik şiddet imajı olan sert adamın çoğuna zıt olarak, farklı bir alan.

Tommy ile John gibi sonunda sabıkalı olup ve genç yaşta ölmek yerine Lorenzo olgun bir adam gibi gazeteci oluyor. Ron, Peder Bobby’den sonra Lorenzo’ya rehberlik edip gangster olmayan tek rol model. Dinin, onun için bir şeyler yapmadaki acizliğinden dolayı Lorenzo Peder Bobby’yi bir çözüm yolundan çok arkadaş olarak görüyor.

Aslında din daha sonra Lorenzo için tetikleyici özne oluyor. Onun gizli istismar olaylarının birinde, onu acımasız şekilde sodomize ettikleri sırada gardiyanlar ondan tesbihi ile dua etmesini istiyorlar. Bu nedenle onun ilgisini çekecek kimse olmadığından Ron, çocukların gelişme yıllarındaki hallerinde diğerlerine göre bir kalıptan fazlası konumunda. Bu hiç değilse Lorenzo’nun hayatının karanlık mağarasında sönük de olsa bir ışık.

Bu eski semtte, suçlu veya rahip olma dışında bir yolu olsaydı ona neler olabileceği tam olarak anlatılmıyor. Ne olursa olsun onu daha iyi bir yöne sevk eden, en karanlık günlerinde hocasının yaşattığı bir çocuğa kitap hediye etme jestiydi.

Şiddete Sessiz Kalarak Erkek Tacizini Hafızadan Silmek

Sleepers’da maskülenliğin çocuklar için problem olmaya başladığı sahne, John’un “Kimsenin bilmesini istemiyorum” dediği ilk defa istismarlarını açıkça konuştukları sahne. Michael ona “Hem inanmayacaklar hem de s.klemeyecekler” diyor ve devam ediyor: “Bununla yaşamaktan başka çaremiz yok. Ve konuşmak bununla yaşamayı daha da zorlaştırıyor. Yani bunun hakkında konuşmayacağız bile.”

Bu noktadan sonra Lorenzo ve diğer çocuklar tecavüze uğradıkları gerçeğini gizlemeyi kabul ediyorlar. Açık bir intikam planı oluşturmuyorlar; bu çok daha sonra ortaya çıkıyor ve bir tesadüfle başlıyor. Tüm olanlar maskülenliklerinin acılarına ağır basması görüşünden mütevellit meydana geliyor.

Birinin problemlerinden kurtulması için ellerinden gelenin en iyisini yapmak yerine bilinçli bir karar alıyorlar ve olanların hatırasından dahi kaçmak için uğraşıyorlar. Bu, Lorenzo tecavüze uğradığını herhangi birine itiraf etmeden yıllar önceydi. Sonunda ettiğinde ise, korkunç tecrübelerini silmek için katliam yapmak dışında her şey için çok geçti.

Filmin yarısında, Lorenzo ve babası arasında geçen dokunaklı bir sahne var. Şimdi o yetişkin bir adam ve intikam planı yoluna koyuluyor, Lorenzo artık hafif hafif açılmanın mümkün olduğunu hissediyor. ‘Eski günler’den bahsetmeye başladığında babası aniden başka bir şey hakkında konuşmaya başlıyor. Sonrasında da sadece: “Ama iyisin, değil mi?” diyor. Bu onların potansiyel  baba-oğul anlarının sonu. Filmin başında da öğrendiğimiz gibi Lorenzo’nun babası şiddete meyilli olan korkunç şekilde kötü tıynetli bir adam.

Üstelik babası eski semtindeki tipik rol modellerden biri. Tam olarak gangster değil ancak problemlerini el yordamıyla çözen bir adam. Oğlunun yaşadığı istismar hakkında hiçbir fikri yok. Ama onun kendi maskülenlik görüşü oğlunun gençliği hakkındaki hikâyesini dinlemekten onu alıkoyuyor. Duygularını açık şekilde ifade etmeye izin verebilen bir tip olmadığından belki de ortaya çıkabilecek olanlardan korkuyor. Bu Lorenzo ve diğer çocukların hayatındaki, istismarlarını gizlemelerine sebep olan yalnızca başka bir element.

En sonunda Peder Bobby Katolik Kilisesi’ni temsil ediyor. O da adaletteki son kararını şiddet ile veren başka bir adam. John’un yediği dayağı ölüm tehdidi ile çözüşüne benzer şekilde Bobby, Tommy ve John’un yetişkin olarak cinayeti işledikleri gece suç mahallinden başka yerde olduklarını belirterek kendi isteği ile yalan söylüyor. Efektif olarak affettiği cinayetin günahına ek olarak bu dine de ters.

Bobby, Hell’s Kitchen semtinde suçtan farklı bir alanı temsil ediyor olsa da, yalnızca maskülenite probleminin bir parçası olabiliyor. Kriminal adalet sisteminin işini yapmasını engelleyerek çocukların yaşadıkları istismarı gizlemelerine ve hiçbir doğru katarsisin ortaya çıkmasına izin vermeyip bir erkek olarak görecekleri diğer yıkıcı etkilere destek oluyor.

İntikam Hiçbir Şeyi Çözmez, Sadece İnsana Zarar Verir

Tüm maskülenlikler tehlikeli değildir. Zehirli maskülenite olarak düşünebileceğimiz olay, bu modelin küçük semtler ve kasabalarda duygusal olarak sert ve fiziksel olarak korkutucu veya feminen diye etiketlenmiş hatta homoseksüel bireyler doğurduğu, toplumun inşa ettiği türlerden biri. Bu fikirlerin kökünü kurutmak genç erkeğe, herhangi bir engelleme olmadan kim veya nasıl bir olacağını seçmesine izin veren bir çevrede yetişmesine imkân sağlar.

Sleepers  çocukları maskülen olmaya zorlayan, bir anlamda onlara uygun katarsisi sağlamayan bir dünya resmediyor. Lorenzo ve arkadaşları tecavüze uğrayıp işkence görüyorlar ama Hell’s Kitchen’ın maskülenlik kavramı yüzünden efektif bir şekilde suskunluğa itiliyorlar. Hayatlarının devamında bu suskunluk kanlı şiddeti ve bir rahibin zanlılar hakkında yalan ifade vermesini ortaya çıkarıyor.

Diğer taraftan filmdeki şiddet hiçbir şeyi çözmüyor. Çocuklar asla duygusal rahatsızlıkları ile gerçek anlamda baş edemiyorlar; psikiyatrik yardım yerine intikamı seçiyorlar. İstismarlarını tek duyan iki insan olan Peder Bobby ve Carol (Minnie Driver), Lorenzo ve arkadaşlarının intikam alma olayına yardım ettikten sonra bu cinayetin suç ortağı oluyorlar.

Dünyayı sübyancı gardiyanlardan arındırma planı yapıyorlarken, bu adamların zihinsel yaralarını hiçbir şey hafifletmiyor. Son bölümde ise eski semtin suçlu ve dindar çatallanması, maskülenliğin hayatlarına olan son darbesi ile baş edecekleri intikam olayında bir araya geliyor.

Yani intikam, yaşadıkları istismarla alakalı kalıcı sorunlarını silmelerine yardımcı olması için hakları mıydı? Bu, olanları silebilir mi? Eğer öyleyse, cinayetin değerlendirilmesinin maktulün suçuna bağlı olduğu bir toplumda mı yaşıyoruz?

Yazar:  C.H. Newell
Çeviren: Ömer Murat Urhan
Kaynak: filminquiry.

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Ben Ömer Murat Urhan. Ankara’da ailem ile yaşıyorum. Keşfetmeyi seviyorum. Elime ne geçerse okurum. Bizi okumanın kurtaracağına inanırım. Her dönem, hiç gitmediğim bir yere gitmeye gayret ediyorum. Yer değiştirmeyi severim. Mühendislikteki hocalarım olsa yer değiştirmek değil deplasman yapmak derlerdi. Ben demeyeceğim. İnanın bıktım onlardan. Ben sanata inanıyorum.