Yalnız olmadığınızda bile yalnız hissetmek.

Beatles şarkısı “Eleanor Rigby”, geç yetişkinlikteki mevcut yalnızlığın dokunaklı bir vinyetidir. (“Tüm yalnız insanlar”, “Şarkıcının ağıtı”, “Hepsi nereden geliyorlar?”) Anketlerde, orta yaş ve üzeri yetişkinlerin yaklaşık üçte biri, son bir ay içinde yalnızlık deneyimlediğini belirtiyor. Bu ciddi bir olgudur, çünkü yalnızlık her türlü psikolojik ve tıbbi sorun ilişkilidir. Şüphesiz ki, iyi sağlık durumu ve uzun ömür, destekleyici bir sosyal iletişim ağına bağlıdır. Bununla birlikte, genellikle yalnız insanlara verdiğimiz tavsiye- dışarı çıkıp yeni insanlarla tanışma- tek başına yeterli kalmıyor. Çünkü yalnızlık, tüm insan deneyimlerinde olduğu gibi kompleks bir olgudur.

Koreli psikologlar Yeeun Lee ve Young-gun Ko, yalnızlık hisleri ile kişinin sosyal iletişim ağı boyutu arasındaki ilişkiyi inceledi ve ikisinin sadece orta derecede ilişkili olduğunu ortaya çıkardı. Başka bir deyişle, daha fazla arkadaş edinmeniz, yalnızlığı tedavi edeceğiniz anlamına gelmez. Aslında yaptıkları çalışmanın şaşırtıcı bir sonucu, çok büyük sosyal ağlara sahip kişilerin genellikle yüksek düzeyde yalnızlık bildirdikleri yönündeydi.

Tıpkı diğer hisler gibi, yalnızlık da hem bilgilendirici hem de motive edici bir role sahiptir. Yalnızlık deneyimi, sosyal hayatımızda eksik bir şeyin var olduğunu ve bu eksikliğin yarattığı huzursuzluğun bizi yeni sosyal fırsatlar aramaya teşvik ettiğini gösterir.

En azından yalnızlığın bu şekilde işlemesi gerekiyor. Ancak modern yaşam, evrimleştiğimiz ortama o kadar ırak ki,  duygularımız her zaman gerektiği işlemeyebiliyor. Tarih öncesi dönemde atalarımız; küçük, birbirine kenetlenmiş gruplar halinde yaşıyorlardı ve yalnızlık sancıları, kuşkusuz onların grubun güvenliğinden çok fazla uzaklaşmalarını engelliyordu.

Günümüzün kentsel karmaşasında, bazılarımız bir gün içerisinde evrimsel atalarının bir ömrü boyunca yaptıklarından daha fazla insanla etkileşim kuracaklardır. Bu sırada, birçoğumuz da anlamlı insan teması olmadan gün veya haftalarını bir şekilde geçirecektir. Her iki durumda da, geniş ama sığ arkadaşlık ilişkileri veya sosyal yalnızlık, insan sağlığı veya mutluluğu için iyiye işarettirler.

Nihayetinde sosyal ağınızın boyutu, yalnız hissedip hissetmeyeceğinizi belirlemez.  Daha ziyade, birkaç ama anlamlı ilişkiye sahip olmak asıl kilit noktadır. Ancak “anlamlı bir ilişki” tam olarak neyi gerektirir? Araştırmalarında, Lee ve Ko, karşılıklı kendini ifade etme durumunun, yalnızlığı giderek azaltan bir sosyal alışverişin temel bileşeni olduğunu kanısına vardılar.

Başka bir deyişle, siz ve konuşma ortağınızın kendiniz hakkında bir şey ortaya koyma şansınız varsa, her biriniz önemli bir sosyal ihtiyaç karşılamış olma hissi ile bu rastlantıdan uzaklaşacaktır. Kendinizi daha iyi – ve daha az yalnız hissedeceksiniz. Sonuçta, “birbirimizi biraz daha iyi tanımak” için sohbet ediyoruz ve bunu yapmanın tek yolu, her birinizin diğerinin bilmediği bir şeyi ifade etmesidir.

Karşılıklı kendini ifade etmenin, tatmin edici bir sosyal alışverişin özü olduğunun kavranması ile yalnızlığın neden meydana geldiğini görme adına bir dizi etkileşim türü tahlil edebiliriz. Örneğin, sınırlı sosyal etkileşime sahip pek çok insan, yalnızca başkaları ile anlamlı etkileşim için daha az fırsata sahip olduğu için yalnızlığa eğilimlidir. Fakat kısıtlı sosyal çevreleri olan kişiler bile hayatlarını tatmin edici ölçüde sürdürebilir.

Torunlarına yakın olmak için yeni bir şehre taşınan emekli bir çift düşünün.  Eski arkadaşlarından vazgeçmek zorunda kalmış olabilirler ve şimdi sosyal temaslarının sayısı az ancak hepsi karşılıklı kendini ifade adına geniş fırsatlar tanıyor. Aslında, geniş aile, evrimsel geçmişimiz boyunca yaşlılık ve diğer tüm yaş aralıklarındaki dönemde yalnızlığa karşı aşılanan temel toplumsal birim olmuştur.

Nükleer aile ve bireysel özerkliğe vurgu yapan Batı toplumunda, geç yetişkinlikte yalnızlık oldukça fazla yaygın durumdadır. Ulaşım olmadan, yalnız yaşayan yaşlılar, diğer insanlarla etkileşime girmek için çok az fırsat bulurlar. Yaşlı insanlar için yaşlı merkezleri ve kilise etkinlikleri, yaşlılıkta sağlığı ve mutluluğu korumak için bu bakımdan büyük öneme sahiptir.

Pek çok yalnız birey, sosyal beceri yoksunluğu çeker ve diğer insanların kendilerini tanımak için yaptıkları çabaları göz ardı eder. Tipik olarak bu insanlar iki çeşit toplumsal sabotajdan biri ile ilişkilendirilir.

Bir yandan ketum yalnızlar, tüm sosyal mübadelelerini  “sadece iş” adı altında yürütürler. Kendileri hakkında asla bir şey belli etmez ve konuşma partnerlerinden gelen herhangi bir kişisel açıklamanın istenmediğini beden dili ve ses tonu aracılığıyla iletirler. Bu insanlar, sosyal etkileşimlerde yüksek düzeyde kaygı duymaya eğilim gösterir ve olumsuz durumdan kendilerini en kısa sürede kurtarmak isterler.

Öte yandan, boşboğazlı yalnızlar, fazlaca negatif bir tonla genellikle çok hızlı şekilde çok fazla şey ortaya dökerler. Bu tarz bireyler, kendilerini dinleyeceğine inandıkları herhangi birine bile, sırt problemleri, böbrek taşları, kalp problemleri, dırdır yapan karısı, tembel kocası, nankör çocukları, beceriksiz patronlarından – liste uzayıp gider- bahsedecek türde kişilerdir. Bu insanlar bencil ve son derece mutsuz olma eğilimindedir ve konuşma partnerleri, olabildiğince çabuk bir şekilde bu tatsız durumdan uzaklaşırlar.

Hem ketum hem de boşboğaz yalnızlar için iyi haber ise temel sosyal becerilerin her yaşta öğrenilebilmesidir. Genellikle, sosyal etkileşimlerinizde sadece birkaç davranış değişikliği, ilişkilerinizde önemli gelişmeler sağlayabilir.  Dale Carnegie’nin Nasıl Arkadaş Kazanıp Kişiler Etki Altına Alınabilir kitabı hala kişisel gelişim edebiyatında bir klasiktir ve PsikolojiToday.com’da da bir dolu yararlı tavsiyeler bulabilirsiniz. Psikoterapinin bilişsel-davranışsal biçimleri de sosyal becerilerin edinilmesinde oldukça başarılıdır.

Daha önce de gördüğümüz gibi, yalnızlığa eğilimli kişiler, sadece sosyal iletişimi sınırlı olanlar değildir. Birçok arkadaşa sahip bireyler bile yalnız hissedebilirler. Çünkü yalnızlık, sosyal iletişim eksikliğine değil, diğer insanlarla anlamlı etkileşim eksikliğine işaret eder.

Bazı insanlar toplumda sosyal dağıtıcı işlevini görür. Dışarıya dönüktürler ve diğer bireylerin çoğundan daha fazla sosyal bağlantıları var. Bulmanız gereken biri varsa, direk onlara yönelirsiniz: Hangi su tesisatçısının dürüst olduğunu, hangi kasabın en taze ete sahip olduğunu, hangi tedarikçinin size en iyi hizmeti verebileceğini ve hangi bahçıvanın en profesyonel işi yaptığını bilirler.

Sosyal dağıtıcılar diğer yandan müthiş düzenleyicilerdir.  Komşularını ot temizleme ve parsel girişine çiçek ekimi için bir araya getirenler onlardır. Ofisteki herkesin hayır işi yapmasını sağlayan onlardır. Ve yıllık komşu pikniklerini organize edenler onlardır.

İnsanları birbirine bağlarken oynadıkları önemli rol nedeniyle, sosyal dağıtıcılar çoğu zaman güçlü bir başarı duygusu hissederler. Diğer insanların anlamlı sosyal alışverişlerde bulunmalarını sağlarlar, ancak çoğu kez kendileri için anlamlı sosyal fırsatlar yaratmazlar. Sonuçta, bir gün içerisinde pek çok saat vardır ve sosyal ağınızı genişletmek için harcanan zaman, derin ilişkiler geliştirmeden çaldığınız zamandır.

İlginçtir ki, diğer insanlar, sosyal dağıtıcıların hissettikleri bu içsel soyutlanmayı nadiren fark eder. Bu durum özellikle, sosyal dağıtıcıların diğer bireylerin kendini ifade etme hususunda rahat hissetmelerini sağladıkları zamanlarda geçerlidir. Konuşma partnerleri, sosyal dağıtıcıya kendini ifade etme şansı vermediklerinin farkına varamayarak, onlara anlamlı gelen değişim hissini terk eder. Sosyal dağıtıcılar, çoğu bireyin oldukça ben merkezli olduğunun da farkındadır, bu bakımdan sizin kusurunuza bakmazlar.

Sosyal dağıtıcılar için asıl önemli olan şudur: Birkaç tane daha derin ilişki geliştirmek adına yoğun ağınızdan biraz zaman ayırın. Bunu yapabilirsiniz; nasıl olduğunu zaten biliyorsunuz.

Ve şayet yalnız bir sosyal izole iseniz, işte size sosyal etkileşimlerinizi geliştirmeye yönelik birkaç ipucu:

  • İstemeseniz bile, kendinize insanlarla tanışacağınız olanaklar yaratın.
  • Nazik bir tutum benimseyin, önemsiz konularda kalın ve en önemlisi de şikayet etmeyin.
  • Kendinizle ilgili bir şeyler ortaya atın. Yani, konuşma partnerinizin hakkınızda bir şeyler bilmesine müsaade edin, ancak en azından ilk başta çok kişisel bir şey söylemeyin.
  • Konuşma partnerinize onunla ilgilendiğinizi gösteren sorular sorun ki kendileri hakkındaki şeyleri paylaşma konusunda rahat hissetsinler.

Bu seviyedeki konuşma paylaşımları bile – her birinizin nispeten az bir şey ifade ettiği – yalnızlığı savmak için yeterlidir.  Ve bazen, birbirinizi tanıdıkça, ilişkinizi daha derin bir seviyeye taşımak istediğinizin farkına varacaksınız.

Yazar: David Ludden
Çeviren: Damla Mısır Henao Grisales
Kaynak: psychologytoday

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.