Erkekler aynı anda birkaç görevi yerine getiremez, kadınlar alışverişe karşı koyamaz.  İngilizlerin mizah duygusu vardır, Almanların ise yoktur. Filozoflar hayatlarını kendilerine dönük yaşarlar,  politikacılar güvenilir değildir ve memurlar sıkıcıdır. Klişeler ve önyargılar her yerde bulunur. Bazen can sıkıcı, bazen eğlenceli, bazen yıkıcıdırlar. Filozoflara göre ise bunlar, doğruluğu en çok tartışılan görüşlerdir.

Felsefenin her daim savaştığı iblisleri vardır. Gerçeğe bağlı olmaya her zaman önem verdiklerini düşünen filozoflar, bu görevlerini yerine getirirken öne çıkan engelleri tahmin etme konusunda daima hızlı olmuşlardır. Her ne kadar önyargıların kökeni, kapsamı ve tanımı üzerinde anlaşamazlarsa da önyargı, tüm biçimlerinde filozofların baş düşmanlarından biri olarak ortaya çıkmaktadır.

Önyargı ile ilgili ilk felsefi düşünceler klasik çağda başlamıştı. Cicero, yanılgı ile bağlantılı olarak, önyargı hakkında ‘gerçeğin tam tersi’ olarak konuşur. Bununla birlikte, önyargının cehaletten değil,  manipülasyondan doğduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yasal bir bağlamda bu görüşü şu şekilde açıklayabiliriz; sanıklardan davanın belirli bir bölümünü defalarca dinleyen jüri üyelerini ikna etmek için davayı savunan avukatın yapacak çok az işi kalmıştır. Çünkü söz avukata gelene kadar zaten çok fazla açıklama yapılmış ve düşünceler manipüle edilmiştir, böylelikle konu ile ilgili önyargılar oluşmuştur.

Aydınlanma Çağı, önyargı sorununa büyük önem verir. Ne yazık ki bu dönem, Cicero‘nun manipülasyon ve önyargı arasındaki bağlantı hakkındaki değerli görüşünü kaybetti. Önyargı, hatalı olarak edinilmiş bir dizi düşünceye yer vermeye başlamıştır. Francis Bacon, önyargının hepimizin eğilimli olduğu doğal bir koşul olduğunu belirtti ve doğal anlayışımızın dünyadaki “yanlış bir yansıma” olduğunu iddia edecek kadar ileri gitti. Bacon, “Bir zamanlar belli bir görüşü benimseyen insanlar genel kabul gören bu görüşü desteklemek için her şeyi karalar.” demiştir.

Hem dini geleneği hem de sosyo-politik statükoyu kınayan bir araç olan önyargı, Fransız Devrimi öncesinde ve sırasında çok sık kullanılan bir terim haline geldi. Voltaire, önyargı ve olgun yargı arasındaki farkı açıkladı: “Belirli kıyafetler giymiş, ciddiyetle yürüyen ve aynı anda ciddiyetle konuşan bir erkeğe saygı duymanız önyargılar sonucunda oluşmuştur. Aileniz bu adama saygı duymanızın doğru oluğunu söylemiştir. Bu adamın size saygı göreceğini bilmeden önce ona saygı duyarsınız. Yaşınız ilerledikçe, bilginiz de artar. Artık bu adamın gurur ve ilgiden ibaret bir sersem olduğunu algılarsınız. Daha önce gösterdiğiniz saygı, yerini hor görmeye bırakır ve ön yargıya hükmetmeye devam edersiniz.” Fransız devrimcileri, olgunlaştıkça önyargıyı aşacağımızı bizimle daha önce paylaşmadılar. Aksine zihnin tüm hatalarını belirtmek için ‘önyargılar’ edindiler, bu önyargılar da en kötü durumlarda sadece giyotin ile ortadan kaldırılabilir!

Aydınlanma Çağı düşünürlerinin çoğu, öğrenerek rahatlayacağınız,  önyargı ile başa çıkmanın daha az zorlu yollarını tercih edecektir. Immanuel Kant, ön görüş ve önyargı arasında ayrım yapmıştır. Her ikisi de tamamen özneldir, ancak herhangi bir konuda ön görüşün oluşturulması yanlış değildir çünkü henüz konu ile ilgili fikir yürütülmektedir. Önyargılarla ilgili sorun ise bunların nihai sonuçlar için yanlış olan ön düşünceler olmasıdır. Bununla birlikte önyargı sadece entelektüel bir hata değildir, aynı zamanda önyargının ciddi bir ahlaki boyutu da vardır. Kant, önyargının ‘genelleştirilmiş öteki düşüncelere’ karşı kazandığımız bir olgu olduğunu söylüyor. Hayal gücü ile bu “ötekinin” perspektifini anlamamız gerekir. Önyargıdan yalnızca konuyu çok farklı bir bakış açısıyla kolayca görebilen biri “mantıksal egoizm” in üstesinden gelerek kurtulabilir.

Önyargı aşılabilirse, tamamen önlenemez mi? Martin Heidegger’in ardından Hans-Georg Gadamer de tüm anlayışın ön anlaşma olarak adlandırılan şey tarafından “kalıcı olarak belirlendiğini” gösterdi. En nihayetinde, tüm anlayış her zaman “belirli bir ön-anlayışın yansıması” dır. Bu demektir ki, birini ya da bir şeyi anlamaya ihtiyacım olduğunda ona belirli bir ön-anlayışla yaklaşırım. Neden bu kaçınılmazdır? Bu sorunun cevabı ise genetik olarak tabiatımızda değil kendi geçmişimizde yatıyor. Önyargılar bizim ‘tarihsel gerçeğimize’ dayanmaktadır.  Başka bir deyişle, geçmişiniz varsa, önyargılarınız da vardır.

Felsefenin şimdiki konusu, önyargıları, yabancılara karşı misafirperverliği ve insanların birbirlerini algılamadaki farklı yollarını inceleyen bir dizi makaleyle başlıyor. Peki burada öğrenilecek dersler nelerdir? Hepsi olmasa da çoğu filozof, önyargının bilincindedir ve önyargılarından kurtulmanın imkansız olduğunu düşünmektedir. Ancak çoğu filozof, farkında olduğumuzdan daha yanıltıcı olduğunu düşünse dahi rasyonel ve / veya ahlaki açıdan önyargıların üstesinden gelinebileceğine inanmaktadırlar. Her zaman olduğu gibi eleştirel düşünme gereklidir. Ve eleştirel düşünceyi uygun bir şekilde uyguladığımızda, erkeklerin aynı anda birkaç görevi yerine getirememesi doğru olduğu halde, kadınlar alışverişe karşı koyamaz …Yoksa bunların hepsi tamamen önyargı mı ?

Yazar: Anja Steinbauer           
Çevirmen: Merve Gültekin
Kaynak: philosophynow

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

Libido Dergisi, psikanaliz, felsefe ve insan bilimleri alanlarında makale, deneme ve çevirileri içeren iki aylık bir psikanaliz dergisidir. Genel okur-yazar kitlede psikanaliz kuramlarına duyulan ilgilinin artması, psikanalizin yaygınlaşmasını amaçlamaktayız. Psikanaliz kuramlarına duyulan ilginin gelişmesi amacıyla farklı psikanaliz akımları hakkında en tutarlı akımları ve bilgileri okuyucu ile buluşturarak dergimizi ve psikanaliz hakkındaki Türkçe yazıları geliştirmeye çalışmaktayız.

Bizi takip edin