John Markoff, The New York Times için 28 yıldır teknolojiyi izleyerek, gelişmeler hakkında bilgiler verdi. Halen, Stanford’un Davranış Bilimlerinde Gelişmiş Araştırmalar Merkezi’nde bir Berggruen Enstitüsü araştırmacısıdır.

PALO ALTO, Kaliforniya – Birkaç yıl önce, davranış ekonomisti Daniel Kahneman’la New York kentinde bir akşam yemeğinde, yapay zeka ve robotiklerin Çin’e gelmesinin, insan işçilerin makineler tarafından yerinden ettirilmesi nedeniyle, geniş çapta toplumsal bozulmaya yol açacağına ilişkin tartışma yaratmaya çalıştım. Kahneman benim lafımı kesti. “Anlamıyorsun” dedi. “Çin’de, robotlar tam zamanında gelirse, Çinliler’in şansı yaver gidecek.”

Ne yapacağımı bilmez haldeydim. Geçtiğimiz on yıl boyunca, yeni Yapay Zeka (YZ) teknolojilerinin iş yerinin içine doğru hızlı bir şekilde yayılması ve sadece mavi yaka imalat işlerini değil, ilk defa avukatlar ve doktorlar gibi beyaz yakalı bilgi çalışanlarıyla yer değiştireceklerini bildiriyordum. Ancak o gece Kahneman beni YZ beslemeli otomasyon tartışmalarının büyük ölçüde incelenmemiş bir yönü konusunda uyardı. Belirttiği gibi, Çin hızla yaşlanan bir toplum. Tek çocuk politikası, Çin’de 16 ila 59 yaşları arasındaki çalışma çağındaki iş gücünün fiili olarak daralmasını kesinleştirdi. Çin’deki emeklilik yaşındaki insan sayısının 2050 yılına kadar 700 milyona düşmesi bekleniyor. Bu, 2012’den % 23lük bir düşüş.

Kahneman’ın teorisini keşfetmeye başlarken, yaşlanan bir nüfusun sadece bir Çin sorunu olmadığını anlamaya başladım. 2015 yılında ABD Sayım Bürosu raporunda, tarihte ilk kez 2020’den önce 65 yaşın üzerinde beş yaşın altındakinden daha fazla insan olacağı belirtildi. Nüfuslar, Asya’nın başka yerlerinde (özellikle Güney Kore ve Japonya) ve Avrupa’nın büyük bir bölümünde hızla yaşlanıyor. Daha da liberal göç politikaları nedeniyle dünyanın geri kalanından daha az olmasına rağmen ABD bile bilinmeyen bir topluluktur – en azından yakın zamana kadar. Doğum oranları düştükçe, Afrika ve Orta Doğu’nun bazı kesimleri hariç tüm dünya hayret verici bir oranda yaşlanıyor.

Küresel olarak, 80 yaşın üzerindeki insan sayısı yüzyılın ortalarına kadar iki katına çıkacak – neredeyse yarım milyar insan yardım ve destek bekleyen bakım kategorisine giriyor – bu yüzde, bu yüzyılın sonuna kadar yedi kat artacak. Bağımlılık oranı – bakımı verebilecek kişilere kıyasla bakıma ihtiyacı olan insanların oranı – da karşı durulmaz bir şekilde artıyor.

Japonya bu geçiş sürecini bir süredir kavradı ve dünyayı yaşlılara yönelik bakım robotları geliştirme çabalarına yöneltti. Ancak ABD, gelecek yaşlanma dalgasını hâlâ görmezden geliyor. Kısa bir süre önce Cupertino’da Apple’la bir konuşma yaptım;, “Grace Loving Machines (Sevgi Dolu Zarafet Makineleri )” kitabımın yayınlanmasından sonra burada bir grup yapay zeka ile öğrenim geliştiricileriyle sohbete  davet edildim. Şirketin geleceğinin, telefonlarda değil, sürücüsüz çalışan (otomatik) arabalarda yatıyor olabileceğini iddia ettim. Sonuç olarak, otomatik arabaların ilk yaşlı bakım robotları olacağını öngören robot bilimci Rodney Brooks oldu. Yine de benim itirazım çoğunlukla boş bakışları çekti; Apple mühendisleri, bir zamanlar yaşadıkları baby boomers ( Amerika’da 1946 ile 1964 arasında doğan nüfus) pazarının birkaç yılda yardımcı yaşam tesislerinde olacağını anlamıyor gibi görünüyordu.

Toyota’nın İnsan Destek Robotu Japonya’da bir gösteri gerçekleştiriyor. (Toyota)

Değişmeye başlıyor olmasına rağmen, yaşlı insanlar için teknolojik yenilik ve bunların etkin kullanımı konusundaki genel ilgisizlik, yaşlılar için tasarlanmış teknolojiye odaklanan yıllık bir Silikon Vadisi konferansı olan Aging 2.0 (yaşlanma) gibi endüstri fuarlarında belirgindir. Her sergide, yaşça büyük bir yakını ile temasta kalmak isteyen, coğrafi olarak dağılmış bir ailenin zorluklarının üzerine eğilen, örneğin İnternet iletişim hizmetleri gibi ürünleri satışa sunan, genellikle gösterişsiz bir girişimler yelpazesi vardır. Bununla birlikte, çoğunlukla baskın teknoloji ve tüketici elektroniği firmaları, yaşlanmayı bir pazar olarak görmüyor.

İnsan sağlığı çalışanlarına yardımcı olabilen veya nihai olarak onları destekleyebilen, kendi kendini idare eden robotların gelecekteki ticari beklentisi hala çok uzak. Önümüzdeki on yıllarda görünmesi daha olası olan şey, yaşlanan insanların evlerinde çok daha uzun süre kalmalarına izin verecek alıcılar ve sanal yardımcı sistemleri. Örneğin, Stanford Üniversitesi’ndeki tıp ve YZ araştırmacıları, yaşlı bir kişinin düştüğünü algılayabilen kızılötesi kameralar baz alınarak pilot sistemler kullanıyorlardı.

Robotik insan vekillerinin onlarca yıldır ortaya çıkmayabileceği gerçeğine rağmen, insan bakımı verenlerin yerini alabilecek “Sevgi Dolu Zarafet Makineleri” ihtimali, en önemli kısmı  2014 yılında şekillenen, California San Francisco Üniversitesi’nde geriatri profesörü olan Louise Aronson ve Kuzey Carolina Üniversitesi’nden bir sosyolog olan Zeynep Tüfekçi arasındaki anlaşmazlık, şiddetli  tartışmalara yol açtı.

Aronson, bakım verenlerin giderek artan az bulunurluğuna işaret ederek, robotların insanlara bakmasını ve daha da önemlisi, soyutlanmış ve yalnız olanlara arkadaş olarak davranmasını öngördü. Buna karşılık Tüfekçi, dürüst ve etik bir toplumun, insanların yaşlılarla temasa geçmesini desteklemek için bir teşvik olarak ücretleri yükselterek insan bakıcı sayısını artıracağını savundu. “Yaşlıları ve çocuklarımızı yazılımla canlandırılan metal nesnelerin ‘bakımı’ na bırakıyorsak mutlaka kederlenmeliyiz” diye yazdı.

Belli ki Tüfekçi’nin güçlü manevi bir delili var. Gelgelelim, ABD’de aileler parçalandıkça, kurumsal yaşlı bakımı olağan sayılmaya başlanmıştır. Amerikan toplumunun, ülkede sıklıkla göçmenler tarafından gerçekleştirilen işlerde, yaşlı bakımı verenlerin maaşlarını önemli ölçüde artıracağı tasarısını zihinde canlandırmak zor.

Bu savın her iki tarafında da yapılması gereken noktalar var. Yaşlanan bir toplum, yaşlılara insani bakım sunmamayı ya da onları destekli yaşam tesisinde ağırlamamayı ve onları saatlerce televizyonun önüne yerleştirmeyi seçerse, arttırılmış gerçeğin, gözetleme alıcılarının ve sanal yardımcıların arkadaşlık teklif ettiği bir dünya hakikaten daha iyi olabilir mi? İnsani ilişkilerin bunamayı dengelediğine dair kanıt vardır. Araştırma, evden çıkmayan yaşlılarla etkileşime giren, YZ tabanlı sanal yardımcı sistemlerinden elde edilen bilişsel yararın aynısını, onların hem aile üyeleri hem de yapay arkadaşlar ile sürekli temas halinde olmasına müsaade ederek gösteriyorsa, ne olur?

Nadine, bilim insanlarının bir gün, yaşlılar için kişisel bir yardımcı veya bakım sağlayıcısı olarak kullanılmasını umdukları,  insana benzeyen  bir robot. Singapur, 1 Mart 2016. (Edgar Su / Reuters)

Konuşma ara yüzlerinin (Apple’ın Siri, Microsoft’un Cortana ve Amazon’un Ekosu gibi sistemleri) hızlıca benimsenmesinin sonuçları, konuşmanın bilgisayarlar ve web hizmetleri ile etkileşimde bulunmamızın en yaygın yollarından biri olacağı bir dünyaya doğru bir adımdır. Nitekim bu, yaşlanmaya yönelik olarak, bağımsızlığı sağlamanın en umut verici yollarından biridir.

Birkaç yıl önce Çin’de Xiaoice adında sanal bir yardımcıyla ilgili bir Microsoft deneyi hakkında yazı yazmıştım. Görevleri yerine getirmek üzere tasarlanan Siri ve bugünün sanal yardımcılarının çoğunun aksine, Xiaoice, sohbet eden bir arkadaş olarak tasarlanmış bir robot. Program aracılığıyla aylık olarak 60 karşılıklı etkileşim gerçekleştiren, çoğunlukla genç Çinli kullanıcılardan oluşan 40 milyondan daha fazla katılım gösteren bir kitleyi hızla kendine çekti. Ayrıca, duygusal bir bağlantıyı önemli ölçüde taklit etmeye de yardımcı oldu. 40 milyonun üzerinde kullanıcıdan en az yüzde 25’i robota “Seni seviyorum” sözcüğünü gönderdi. Microsoft araştırmacıları, yarattığı şeye karşılık olarak rahatsız edildi.

Ancak, Çinli mühendis Michelle Zhou ile konuştuğumda, o çok farklı bir görüşe sahipti. O, Çin toplumunu Amerikan toplumu ile karşılaştırarak ve Çin’de Xiaoice’un kullanımının Amerika’dakinden farklı olacağını öne sürerek, Çinliler’in “sosyal olarak verimsiz” bir toplum içine ulaşıyormuşçasına Amerika’ya geldiklerinde sahip oldukları duyguyu anlattı.

Son günlerde yazar Nicholas Carr, bir makalede Siri ve Echo yazılım robotlarının bizi birbirimizden daha fazla soyutlayacak, bizi nöbetçi gözetleme ağlarının tuzağına düşürecek bir dünyaya doğru atılmış bir adım olarak gösterdiklerini belirterek saldırıya geçti. Ancak belki de ikisinin ortasında bir yer var. Belki de, yaşlanma süresince en önemli konfor tedarikçisi olmaya devam edecek olan insan bakımı veren kişilere eşzamanlı olarak bağlanacak bir alıcı ve konuşma sistemi ağı oluşturulurken, bulunması gereken insancıl bir yol mevcuttur.

Zaten, insanlara ufak tefek işler için birini kiralamalarını sağlayan Task Rabbit (Görev Tavşanı) ve otomobil ortaklaşa kullanma servisi olan Lyft, kendi evlerinde daha uzun kalmak isteyen yaşlılar için faydalıdır. Bu hizmetler genç işçiler için geçinmeye yetecek bir ücret sunmak üzere tasarlanabiliyorsa, o kadar acımasız bir gelecek olmayabilir. Muhtemelen kendi kendine sürüş otomobillerimizden önce, yaşlanan sürücülerinin kendi kendilerine güvenli bir şekilde araç sürmelerine izin verecek yeni güvenlik sistemleri tasarlanacak. Belki çok oyunculu video oyunlarını oynayan genç bir topluluktan, yaşlılara şu an için muhtemelen yoksun oldukları bir yaşam kalitesini sunmak yoluyla,  fiziksel olarak değilse bile sanal olarak seyahat etmeyi mümkün kılan güçlendirilmiş gerçeklik sistemleri vasıtasıyla, yaşlıların iletişim halinde kaldıkları ağa bağlı bir dünyaya dönüş yapacağız.

Bazı gelişmelere rağmen, YZ sistemlerinin etkisi, onları nasıl uyguladığımıza bağlı olacaktır. Bu teknolojiyi insancıllaştırma yollarıyla kullanıp kullanmadığımız sorusu akla geliyor. 1962’de bilgisayarın öncüsü Douglas Engelbart bunu  “insan zekâsının genişletilmesi” olarak nitelendirdi. Engelbart’ın dünyasında insan her teknolojik sistemin merkezindedir. YZ açısından gelecekteki gelişmeleri planlayıp düzenlemek en iyi yöntem olarak kalmaya devam ediyor.

(Bu yazı, Berggruen Enstitüsü ve Washington Post’un ortaklığı WorldPost tarafından hazırlanmıştır.)

Yazar: John Markoff
Çevirmen: Jülide Yapıcı
Kaynak: washingtonpost

Libido Dergisi’nde yayımlanan, Libido Dergisi yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Yazar:

1992 yılında Hacettepe Üniversitesi mühendislik fakültesi gıda mühendisliği bölümünden mezun oldum.Çeviri yapmaya mezuniyet tezimin çevirilerini yaparak başladım. Daha sonra akademik ve özel sektörde tez ve proje çevirileriyle devam ettim . Gıda üretim ve kalite kontrol sorumlusu olarak gıda sektöründe , İngilizce öğretmeni olarak eğitim sektöründe , yönetici asistanı olarak özel sektör yatırım teşvik projelerinde , akademisyen olarak üniversite meslek yüksek okullarında görev aldım.2016 yılında İstanbul Üniversitesi AUZEF felsefe bölümü ve HAYEF pedogojik formasyon programını tamamladım.